Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Özdemir Asaf’ın değilse, kimindir?

CUMARTESİ günü bu köşede bir şiir yayımladım. Okumamış okuyucular için tekrarlayayım:

“Ömür dediğin üç gündür / dün geldi geçti, yarın meçhuldür / O halde ömür dediğin / bir gündür, o da bugündür.”

Şiirin Özdemir Asaf’a ait olduğunu yazmıştım, öyle hatırlıyordum.

Yazım yayımlandıktan sonra bazı okuyucularım hata yaptığımı, şiirin Can Yücel’e ait olduğu uyarısını yaptılar.

Utandığımı ve telaşla Hasan Bülent Kahraman’ı aradığımı söylemeliyim. Hafızasına güvenebileceğim tek insan odur, ancak o da tam olarak hatırlayamadı.

Pazartesi günü İstanbul’a dönünce Hasan Bülent ile iki koldan çalıştık.

Özdemir Asaf’ın bütün şiirlerini toplayan “Çiçek Senfonisi-Toplu Şiirler” isimli kitabında bu şiirden bir iz bulamadık.

Can Yücel’in “Sekizibiryerde” isimli toplu şiirleri içinde de bu şiire rastlayamadık.

İnternet aramasında bazı sitelerde şiir Can Yücel’e ait gibi görünüyor ancak sitelerin ne kadar güvenilir olduğu konusunda bir fikrim yok, bilmediğim siteler. Güvendiğim şiir sitelerinde ise bu şiirle ilgili bir kayıt bulamadım.

Okuyucularım, güvenilir kaynaklardan bu bilgiye ulaşırlar ve bana da bildirirlerse bunu herkesle paylaşırım. En iyisi herhalde basılmış bir kitapta bu şiiri bulmak olmalı.

Şu andaki bilgilerimle şunu söyleyebilirim: Bizim edebiyatımızda kimin tarafından yazıldığı belli olmayan şiirler için imza yerine konulan “láedri” diye bir sözcük var. Arapça “lá – edri – bilinmeyen” sözcüğünden geliyor. Kesin bir bilgiye ulaşana kadar söz konusu şiir için “láedri” diyebilirim.

Türbanlı kızların “mazlum” psikolojisi

AYŞE Arman yine iyi bir iş yaptı. Türban taktı, tesettüre girdi ve izlenimlerini birinci elden aktardı. Pazar gününden beri Hürriyet’te okuyorsunuz.

Ayşe ve arkadaşı, türbanlı olarak dolaşırlarken, günlük yaşamlarında türban giyen genç kızlar ile de sohbet etmişler.

Sohbetlerdeki genel hava türbanlı olanların “zulme uğradıklarını düşündüklerini” gösteriyor.

Ayşe’nin maceralarından anlıyoruz ki kimse türbanlı bir kızı sözle ya da başka şekilde taciz etmemiş.

Buna karşılık mini etek giyen iki kız, Fatih’teki bir bölgede ciddi olarak sözle ve bakışlar ile taciz edilmişler.

Türban taktıkları için okuma olanağı bulamayan, İslamcı tüccarların “ucuz emeği” haline getirilen kızların karşı karşıya kaldıkları durumun bir “zulüm” olduğunu elbette kabul ediyorum.

Ama burada bambaşka ciddiyette bir psikolojik durum olduğu da su götürmeyecek bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Birincisi türban takan kızlardaki ağır bir travma: Toplumsal yaşamın her alanında itildiklerini, kabul edilmediklerini zannediyorlar. Kendilerini “istenmeyen öteki” gibi görüyorlar. “Zulüm” altında kaldıklarını düşünüyorlar.

Toplumsal gerçekliklerimizden tümüyle kopmuş gibiler, hayallerinde bir “mazlum” yaratmışlar, o rolün içinden çıkamıyorlar.

İkincisi: Hiçbiri durumunu sorgulamıyor. Dini taassubun kendi hayatlarını ne hale çevirdiğinin, asıl zulmün bu taassup olduğunun farkında değiller. Küçük yaşta evlendirilmeye, toplumsal yaşama katılmalarının tek koşulunun belli örtünme kurallarına bağlı tutulmasına itiraz etmek akıllarına gelmiyor.

Üçüncüsü: Sadece Fatih Çarşamba’da değil, Anadolu’nun küçük kent ve kasabalarında asıl zulüm görenlerin, örtünmemekte direnenler olduğu gerçeğinin farkında bile değiller.

Lise eğitiminde “devrim” gerekli

ÖSS sonuçlarını görünce geleceği düşünüp irkilmeyen kaç kişi var aramızda? Kestirmek zor ama çok olmadığını söyleyebilirim.

Eğitim sistemimizin çok ciddi bir devrime ihtiyacı olduğu açıkça görülüyor.

Lise eğitimimiz hızla “iflas” noktasına yaklaşıyor.

Dereceye girenlerin yarısından fazlası özel öğretim kurumlarında eğitim gören öğrenciler.

Anadolu Liseleri ve Fen Liseleri gibi özel program uygulayan liseleri de buna katarsanız, normal lise eğitiminin halinin içler acısı olduğu ortaya çıkıyor.

Lise eğitim sistemimiz, hiçbir beceriye sahip olmayan, yetersiz bilgilendirilmiş gençler üretiyor ve sokağa salıveriyor.

Hükümet aklını imam-hatiplere takmış, sorunun çözülebileceği zeminin neresi olduğunu göremiyor.

Sorunun bir tek çözümü var: Meslek liselerini, günün koşullarına göre modernize etmek, meslek liselerindeki eğitimi Türkiye’nin gelişen sektörlerine yönlendirmek ve “bugünkü haliyle normal lise” uygulamasına bir son vermek. Seçilmiş öğrencileri Anadolu Liseleri’nde uygulanan programı yaygınlaştırarak üniversiteye hazırlamak.

Aksi takdirde her geçen yıl çok daha fazla sayıda genç, gelecek ile ilgili bütün umutlarını yitirmiş olarak üniversitelerin kapısında bekliyor olacak.