Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Partili yargıdan adalet beklemek

BAŞBAKAN Binali Yıldırım, Anayasa değişikliği ile ilgili olarak “Meclis’in gücü azalıyor” itirazlarını yöneltenlere “Hadi oradan, aslında Meclis’in gücü artıyor” diye yanıt verdi.
“Yargının başındaki idari yapının bir kısmını da Meclis belirliyor. Cumhurbaşkanı ve Meclis belirliyor. Yargıda da milletin bir şekilde iradesi de yansımış oluyor” dedi.

İtirazlar da esasen bu “bir şekilde yansıyan irade” ile ilgili.
Milletin iradesi Meclis’e, “nispi” olarak yansıyor. Seçime katılan partiler, aldıkları oy oranına göre Meclis’te yer buluyor.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinden 6’sını Cumhurbaşkanı doğrudan seçecek.
Geri kalan 7 üye, Meclis’ten seçilecek. Ancak iktidar partisinin komisyondaki ağırlığı ve genel kurul çoğunluğunu dikkate alırsanız, bu 7 üyenin de iktidar partisinin genel başkanı tarafından seçileceğini görürsünüz.
Meclis’teki nispi temsilin, bu seçimde etkili olabilmesinin yolu, seçilecek adaylarda nitelikli çoğunluk aranmasıyla sağlanabilirdi.
Böyle olsaydı, partiler uzlaşmak zorunda kalırlar ve nispeten daha tarafsız adaylar üzerinde anlaşabilirlerdi.
Ancak iki turdan sonra, en çok oyu alan iki aday arasında kura çekilecek. Adalet ve Anayasa komisyonlarındaki iktidar çoğunluğu, kendi tercihlerine göre adayları belirleme olanağına sahip olduğu için, HSK, iktidar partisinin eğilimlerine göre oluşacak.
Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini Cumhurbaşkanı atayacak.
Kalan üç üye, yine Meclis’teki iktidar çoğunluğu tarafından seçilecek. Böylece, kanunları denetleyecek, Cumhurbaşkanı’nı, yardımcılarını ve bakanları yargılayacak Yüce Divan üyelerinin tümü iktidar tarafından seçilmiş olacak.
Niye halkın yüzde 100’ünü temsil eden Meclis, nitelikli çoğunlukla üyelerin yarısını belirlemiyor da halkın yüzde 50.01’i ile seçilebilecek Cumhurbaşkanı, üyelerin yüzde 80’ini seçebiliyor?
Yürütmenin eylem ve işlerini denetleyecek Danıştay’ın 90’a düşecek üyelerinin dörtte birini, 23’ünü yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı seçecek. Geri kalan üyeleri de Cumhurbaşkanı’nın kontrolündeki HSK seçecek. Bu Danıştay, nasıl bağımsız olarak yürütmeyi denetleyebilecek? Meclis nerede?
Yargıtay Başsavcısı’nı ve Başsavcıvekili’ni, Cumhurbaşkanı seçecek. Yargıtay üyelerini de Cumhurbaşkanı’nın kontrolündeki HSK belirleyecek. Bu yargının bağımsız olacağının teminatı nedir?
“Partili yargı” dönemine girecek ve bu yargıdan adalet bekleyeceğiz.
Olacak iş mi?
İFTİHAR EDİLECEK TABLO DEĞİL
ULUSLARARASI Şeffaflık Örgütü’nün 2016 yılı “Yolsuzluk Algı Endeksi”nde, Türkiye 9 basamak geriledi ve 176 ülke arasında 75. sıraya indi.
Araştırma metodolojisine göre “0 puan” en yüksek yolsuzluk algısına, “100 puan” ise en düşük yolsuzluk algısına işaret ediyor, Türkiye 41 puan aldı.
Türkiye bu endekste üç yıldır düzenli olarak geriliyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü, dünyanın 176 ülkesinden elde ettiği verilerle hazırladığı Yolsuzluk Algı Endeksi’ni 1995 yılından bu yana açıklıyor.
Endeks hazırlanırken 12 uluslararası kurumun yaptığı 13 araştırmanın sonuçlarına bakılıyor.
Toplumsal eşitsizlik, yolsuzlukların cezasız kalması, otoriter yönetimler, kurumların zayıflıkları, hak ve özgürlük ihlalleri, savaş ve ekonomik istikrarsızlık bu araştırmaların ortaya koyduğu sonuçları belirliyor.
Yolsuzluk algısının en düşük olduğu ülkeler Danimarka, Yeni Zelanda ve Finlandiya.
Son üç sırasında ise Kuzey Kore, Güney Sudan ve Somali yer alıyor.
Açıkça görülüyor ki kamu yönetiminin şeffaf olduğu, demokrasisi gelişmiş ülkelerde yolsuzluklar daha az, kapalı rejimlerde daha çok.
Bizimkisi ne doğru dürüst bir demokrasi ne de tam kapalı bir rejim olduğu için ortalarda yer alıyoruz ama sürekli geriliyoruz.
Bu iftihar edilecek bir tablo değil.
KADININ HAK ARAMA REHBERİ
AVUKAT Altın Mimir’in yeni yayınlanan kitabı Hz. Ali’nin şu sözüyle başlıyor: “Ya düşündüğün gibi yaşarsın ya da yaşadığın gibi düşünürsün.” (Kadının Hak Arama Rehberi, Doğan Kitap)
Altın Mimir’in kitabı, kadınları düşündükleri gibi yaşamaya davet ediyor.
Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin önlenemediğini biliyoruz ama kadınlara yönelik hak ihlalleri sadece yaşam haklarına ve vücut bütünlüklerine yönelik değil.
Günlük hayatımızda, çalışma yaşamında, ilişkilerde sürekli bir hak ihlali yaşanıyor ve kadınların büyük çoğunluğu da bu ihlalleri normalmiş gibi algılıyor.
Mimir’in kitabı, yasalarımızdaki hükümleri, hak arama yollarını bir uzman gözüyle ama herkesin de kolayca anlayabileceği bir dille anlatıyor.
Bir hukuk kılavuzu bu, kadınların kendi hukuklarına sahip çıkmalarını sağlamaya yönelik bir kılavuz.
Bir yandan kadın-erkek eşitliğini ve bu eşitliğin bozulmasına yol açan süreçleri tarihsel bağlamı içinde ele alıyor, diğer yandan yasalarımızdaki çoğumuzun bilmediği kadın haklarını koruyan hükümleri açıklıyor.
Kadınlar için bir başucu kitabı diye de nitelenebilir.
Her zaman el altında tutulması gereken, gerektiğinde başvurulabilecek bir kılavuz.