Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Travmanın etkisi hálá sürüyor mu?

ÇOK iddialı olmayan, ancak işimi de gören bir kitaplığım var gazetedeki odamda.

Bu kitaplığın nadide parçalarını Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki yaşamı gösteren fotoğrafların yer aldığı kitaplar oluşturuyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın partideki yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, Cumhuriyet devrimleri nedeniyle “travma geçirdiğini” öğrenince dün sabah o kitaplara yeninde bir göz attım.

Şöyle düşündüm: Eğer bir travma geçirdiysek, gerçekten de iyi olmuş!

Öte yandan şöyle bir durum da var: Son gelişmeler de aslında bu toplumda bir travmaya neden olmuş!

1940’lardan sonraki fotoğraflara bakıyorum, bir de bugünkü sokağı ve siyasetin durumunu düşünüyorum, bugün için de bir travmadan söz edebilmek mümkün!

Sıkma başlar, badem bıyıklar, açılması için uzun yıllar uğraşılmış beyinlerin yeniden hurafelerle doldurulması, bu toplumun hayatındaki en büyük ikramiye sayılması gereken laik yaşam biçiminin yavaş yavaş yok edilmesi bir travma değilse, nedir?

Dengir Bey’e teşekkürlerimi sunuyorum.

Hem büyük bir takiyeye son verdiği için, hem de hepimizin gözlerinin tekrar açılmasını sağladığı için!

Ancak kafama takılan bir şey de var: Dengir Bey, milletvekili olarak “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına, namusu ve şerefi üzerine” yemin etmemiş miydi?

Hálá travmanın etkisi altında olduğu için ettiği yemini hatırlamıyor olabilir mi?

İNTERNETTE TIKLAMA ŞAMPİYONU!

FETHULLAH Gülen’in küfürbaz müritleri dün söylenmesi son derece ayıp kelimelerin arasına zorla sığdırabildikleri normal cümlelerle soruyorlar:

Hoca Efendi’nin, “Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel” anketinde birinci seçilmesini neden yazmıyorsunuz?

Hatırları kırılmasın, işte yazıyorum: Fethullah Gülen, İngiliz Prospect ve Amerikan Foreign Policy dergilerinin düzenlediği ankette, internet üzerinden yapılan oylamayla “Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel” içinde 1 numara çıktı!

Şimdi de bu arkadaşların, Zaman gazetesinde okumalarına izin verilmeyen bir ayrıntıyı yazayım.

İngiliz The Guardian gazetesi olayı şöyle yorumladı: “Böyle bir sonucun ortaya çıkmasında cemaatin uzun süreli kampanyasının rolü olabilir.”

Yarışmayı düzenleyen iki dergiden biri olan İngiliz Prospeckt dergisinin editörü David Goohart da şöyle söylüyor: “Gülen’in adını daha önce hiç duymamıştım. Taraftarları anketi adeta bir alay konusu haline getirdiler.”

Hoca Efendi’yi yine de kutluyorum!

İyi bir teşkilat kurmuş ve “tıklama şampiyonu” olmuş. Bu durum belki entelektüel olmasına yetmez ama her zaman birinci olmasına yetecek gibi görünüyor.

ŞANSIN PEŞİNDE OLURSAN ŞANSLI OLURSUN

SİZ bu yazıyı okurken ben de Basel’e, Türkiye-Almanya yarı final maçını izlemek üzere uçuyor olacağım.

Türkiye katılsın ya da katılmasın, bu tür büyük futbol organizasyonlarını en az 14 senedir takip ederim.
Anneannemin ördüğü sarı-lacivert kazakları giyip, babamın elinden tutarak maçlara gitmeye başlayalı da sanıyorum 45 seneden fazla oldu.

Turnuvanın başındaki Portekiz-Türkiye maçı hariç, bizim takımın seyrettiğim tüm maçları hayatımın en ilginç maçları oldu. Hazırlık maçlarına ve seçilen kadroya bakarak, bu turnuvanın bizim açımızdan “sıfır puan, sıfır gol” ile biteceğinden endişe ediyordum.

Futbolun, tahmin kaldırmayacağını böylece bir kez daha öğrenmiş oldum.

Birçok kişi bunu “şans” faktörü ile açıklıyor.

Ama bunca yıldan sonra biliyorum ki şansı kovalamazsan, o da gelip seni bulamaz! Bu maçın sonucunda finale de gidebiliriz, elenebiliriz de!

Eğer elenirsek, bu takımın İstanbul’da şampiyonlar gibi karşılanmasını diliyorum.

Bize öyle sevinçler yaşattılar ki şampiyon olsalardı da ancak bu kadar olurdu. İçimdeki bir ses maçtan sonra İstanbul’a dönmek yerine, Viyana’ya final maçına gideceğimi söylüyor.

Biletlerimi de zaten buna göre aldım.

Türkiye’ye pazartesi sabahı bir kupa ile döneceğime inanıyorum. Futbolcuların ve teknik ekibin de buna inandığını biliyorum.

İnanmak, yapmanın yarısıdır!