Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Daha az ücrete razı olan işçiler

TEKEL’in sigara bölümünün özelleştirilmesi tamamlandı ve fabrikalar BAT’a devredildi.

Bununla ilgili haberler dünkü gazetelerin ekonomi sayfalarında geniş olarak yer aldı.

İlgimi çeken şu oldu: BAT, Tekel’den devir alacağı işçilere yüzde 10 zam ve 6 aylık tutarında ikramiye önermiş. Yer değiştireceklere 15 bin YTL taşınma parası ve bir yıl süreyle aylık 1000 YTL kira yardımı da önerilen paketin içinde yer alıyor.

Buna rağmen sadece 350 işçi BAT’ın teklifini kabul etmiş. Geri kalan 2 bin işçi, daha az ücrete razı olarak devlette kalmayı tercih etmiş.

İlk bakışta yadırgatıcı bir durum gibi görülüyor.

Ama Türk insanının genel alışkanlıklarını bilenler için hiç şaşırtıcı değil.

Çünkü bizde “devlet kapısı” her zaman daha garanti bir iş olarak görülür. Herkes bilir ki işini tam ve düzgün yapmasa da, bir kere devlet kapısında iş bulan, emekli olana kadar orada kalabilir.

Kamu hizmetlerinin kalitesinin kötülüğünden ve ağırlığından en çok yakınanlar için bile durum böyledir.

Türkiye’de siyaset de esasen bu temel üzerinde yapılır.

Amaç Hazine’den nemalanmaktır. Siyasetin amacı bu olduğu için, kamu çalışanları da bilirler ki kimse onlara dokunamaz. Bunun bireysel maliyeti daha az ücrete razı olmaktır ama iş garantidir!

Devlette kalmayı tercih eden işçilerin tutumlarını eleştirmek için yazmıyorum bunları.

Herkes kendi hesabını yapar ve ona göre hareket eder ve kimse de onları bu kararları nedeniyle kınayamaz.

Bu yüzden de verimsiz çalışan kamu kuruluşlarının maliyetini hep birlikte öderiz.

Oralarda çalışanlar neredeyse boğaz tokluğuna razı olurlar, çalışmayanlar da vergileri ile o kuruluşların zararlarını kapatmaya çalışırlar.

Bu kısırdöngü hiç bitmez.

Sonra da hayıflanırız: Çok dış borcumuz var, cari açık büyüyor!

Üretmeden harcamanın mümkün olmadığını bir gün anlayacağız elbette. O arada da elimizde avucumuzda ne varsa yabancılara satacağız. Satacak bir şey kalmadığında da şöyle diyeceğiz:

Allah büyüktür!

GERÇEK BİR ENTELLEKTÜELİ KAYBETTİK

BİR “dilin” zenginliği, o dili konuşan insanların kullandığı kelimelerin sayısı ile ilgilidir.

Her durumu açıklayabilecek, olaylar ve nesneler arasındaki en küçük nüansı bile vurgulayabilecek ne kadar çok kelime kullanıyorsanız, konuştuğunuz dil de o kadar zengin demektir.

Bu yüzden sözlük yazarları, dünyanın medeni ülkelerinde, kendi dillerine değer veren insanların ülkelerinde özel bir yere ve öneme sahiptirler.

Önceki gün sabah saatlerinde kaybettiğimiz Ali Püsküllüoğlu, bu ülke insanlarının konuştuğu dile gönül vermiş bir gerçek entelektüeldi.

İnternette kimse onu şampiyon seçmedi ama arkasında bıraktığı dev eserler, onun önümüzdeki yüzyıllar boyunca da böyle anılmasını sağlayacak.

Kendisini hiç tanımadım ama ona karşı özel bir yakınlık duydum hep.

Sözlüklere karşı özel bir merakım var. İyi bir sözlük çıktığını duyar duymaz ilk işim bir tane edinmektir.

Ama kitaplığımdaki onca sözlük içinde en çok başvurduklarım da Ali Püsküllüoğlu’nun hazırladığı sözlüklerdi.

Gerçek bir aydını kaybettik, Türkçe’yi sevenlerin başı sağ olsun. Allah rahmet eylesin, huzur içinde yatsın.

YARGIÇ, ERGENEKONCU ÇIKTI!

FETHULLAH Gülen’in, ABD’de yaşayabilmek için yaptığı “Yeşil Kart” başvurusu, konuyu görüşen mahkeme tarafından kabul edilmedi.

Yargıç Stewart Dalzell’in kararı, “tıklamalarıyla” Hoca Efendileri’ni “Yaşayan 100 Büyük Entelektüel Şampiyonu” yapan müritler açısından hoş değil.

Fethullah Gülen, Yeşil Kart başvurusunu “olağanüstü yetenekliler kategorisinden” yapmış.

Bu, ulusal ya da uluslararası alanda mesleğinde en üst seviyeye çıkanlar için söz konusu olabilecek bir durum.

Yargıç Dalzell’in kararında, Gülen’in, akademisyenlikle ilgisinin olmadığına, akademisyenlere para ödeyerek ve kendi sponsorluğunda konferanslar düzenleyerek hakkında olumlu yazılar yazdırdığına dikkat çekiliyor.

Kararda Gülen’in, Türkiye’de siyasi etkinliği de bulunan bir dini hareketin lideri olduğu belirtiliyor ve eğitimi ile ilgili verilerin de yetersizliği vurgulanıyor.

Bu kararın tam da Hoca Efendi’nin “Şampiyon Entelektüel” seçildiği günlere denk gelmesi, söz konusu tarikat için hiç de iyi olmadı.

Tam propaganda için bir durum ayarlamışlardı ki bir yargıç çıkıp, her şeyi yerle bir etti.

Acaba, Yargıç Dalzell de Ergenekoncu olmasın?