Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yeni fikriniz yoksa susun!

PKK’nın silahlı güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkaracağını açıkladığından beri tartışma bu çıkışın nasıl olması gerektiğiyle ilgili.

Hükümet bunun için herhangi bir yasal düzenleme yapmak gerekmediği kanısında. “Nasıl geldilerse öyle gitsinler” diyor.
Tabii bunların önemli bölümü “gelmemişti”, zaten buradaydılar ama olsun. Hükümet diyor ki “Eğer sağa sola sataşmadan çıkar giderseniz, size karışmayacağım”.
Bu çok sağlam hukuki temelleri olan bir durum değil.
“Terör örgütü” olarak tanımladığınız oluşumun silahlı unsurlarına “Sessizce çıkıp gidin” derken, silahsız unsurlarını hapiste tutmaya devam etmenin hukuki bir mantığı da yok.
Onun için hükümet Terörle Mücadele Kanunu’nda ne yapacaksa, ifade özgürlüğünü geliştirici ne düzenleme yapacaksa, bir an önce yapmalı.
Öte yandan şunu da teslim etmek gerek: Bugüne kadar bu silahlı örgüt mensuplarıyla baş edebilmek mümkün olmadı. Bunca insan öldü, bunca insan hapse atıldı ama örgüt silahlı militan bulmaya devam etti.
Onun için PKK’nın silahlı güçlerini sınır dışına çıkarmasına izin verilmesine itiraz edenlere sormak gerek: Sizin fikriniz nedir?
Bugüne kadar yapılanlarla bu iş çözülmüyor. Aynı şeyi tekrarlayarak ulaşabileceğimiz yer yine cenazeler, yitirilen genç insanlar olacak.
Eğer bununla ilgili yeni bir fikriniz yoksa da bir kenara çekilip susmanız ve gelişmeleri izlemeniz daha doğru olur derim.

Olimpiyatınız batsın!

2020 Olimpiyat Oyunları’nı düzenleme hakkını kazanmak için Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne İstanbul’da bir sunum yapıldı. Başbakan da katıldı, havai fişekler patladı, Patrik Bartholomeos bile oradaydı!
Dilerim bu hedefe ulaşılır ve dilerim bu işten zarar eden şehirlerden biri de İstanbul olmaz. Biliyorsunuz uzun yıllar var ki bu tür organizasyonlar pahalı altyapı yatırımları nedeniyle zararla sonuçlanıyor.
Bunu geçiyorum. Elbette kamuoyunun önüne bununla ilgili bir hesap kitap da konacaktır, sonuçta harcanacak olan bizlerin vergileridir ve bu paranın düzgün harcanıp harcanmadığını bilsek iyi olur.
Milliyet’te dün bir “çizim” gördüm. Oldukça amatörce yapılmış, bilgisayar kullanan az yetenekli bir çocuk çizmiş gibi sanki. İstanbul’da olimpiyat düzenlemek için kurulan komitenin “iletişim danışmanı” vermiş gazetecilere bu çizimi.
Buna göre Haydarpaşa’ya, garın hemen yanına, denize sıfır bir Olimpiyat Stadı yapılacakmış.
70 bin kişilik olarak tasarlanan stat, sadece açılış ve kapanış törenlerinde kullanılacak, sonra üstü tıraşlanarak 20 bin kişilik daha küçük bir stada dönüştürülecek ve konserler için filan kullanılacakmış.
Bunu görünce içimden söylediklerimi kimse duymasa daha iyi olur!
Yahu sizde hiç tarihe saygı yok mu, bir kentin halkına saygı yok mu, bir kentin doğal güzelliğine saygı yok mu, hepsi bir yana kafa yok mu?
İnsan utanma duygusu olan bir varlık diye bilinir ama bunu akıl ederken bile utanmayıp, bir de çizerek gazetelere dağıtmak da ne oluyor?
Sadece iki kez kullanılacak 70 bin kişilik stat inşa etmenin hesap bilmezliğini bir yana bırakıyorum. Koca İstanbul’da pisleyeceğiniz başka bir köşe de mi bulamadınız da geldiniz Boğaz’ın girişine böyle bir iş yapıyorsunuz?

Dinleyici istekleri programı

NETANYAHU özür dilemek için kendisini telefonla aradığında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Obama’nın sesini özledim, ver onunla bir konuşalım önce” demiş!
Üç kişi arasında geçen bir olay, bir de mecburen bu tür telefon görüşmelerinde spontane çeviri yapan tercümanlar kulak misafiri oldular. Bu nedenle Başbakan anlatmasaydı, bunu hiçbir zaman öğrenemeyecektik.
Tabii insan ister istemez merak ediyor, bu özlem giderme konuşmasında birbirlerine nasıl hitap ettiler.
“Mr. President–Mr. Prime Minister” hitabı karşılıklı olarak çok ciddi kaçardı, ne de olsa “bir sesin özlendiği özel durum” bu.
Onun için benim tahminim küçük isimleriyle birbirlerine hitap etme ihtimallerinin yüksek olduğu! “Hello Barak–Hi Tayyip” diye hitap etmiş olmalılar.
Tabii bunu tercümanların birbirlerine çevirmesi de gerekmemiştir, kolayca anlaşılabilecek ifadeler sonuç olarak.
Birbirini özlemiş insanların telefonla da olsa konuşmaları, birbirlerinin seslerini duymaları beni de duygulandırdı haliyle.
12 Eylül’den önce Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda kaşeli prodüktörlük yapmıştım, dinleyici istekleri çalmak alışkanlığım o zamandan kalmış sanırım.
O günlerin anısına bir şarkı yolluyorum Mr. President ve Mr. Prime Minister’e, Selami Şahin’den geliyor:
“Özledim teninin kokusunu özledim / Özledim sımsıcak nefesini özledim / Özledim sohbetini o sesini özledim / Gelmedin gözbebeğim can yoldaşım gelmedin / Sen gittin ya gözlerimde yaşlar bir an dinmedi / Sen gittin ya ellerimden resmin bir an düşmedi / Sen gittin ya o gün bu gün inan yüzüm gülmedi / Senle geçen günlerimin değerini bilmedim”