Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Özkaya'nın yanıtlaması gereken soru çok…

 Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya’ya, Alaattin Çakıcı hakkındaki bir temyiz incelemesinin geciktirilmesi için villa armağan edildiği yolundaki iddialara Başkan’ın verdiği yanıtlar dünkü Milliyet’in manşetinde yer aldı.

Özkaya, bir yargıçtan beklenmesi gerektiği gibi davrandığını, müteahhide yazlık evinin tadilatı için ödediği tutarların belgelerini muhafaza ettiğini, davanın geciktirilmesi yolundaki istekleri de geri çevirdiğini söylüyor.
Yargıtay Başkanlığı’na kadar yükselmiş bir yargıcın sözüne inanmayacağız da kime inanacağız?
21 gün nasıl gecikti?
Elbette söylediklerine inanıyor ve bu olayla ilişkisinin talihsiz bir tesadüften ibaret olduğunu ümit ediyoruz.
Ancak şu nokta da çok açık: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Alaattin Çakıcı’nın 3 yıl 4 aylık hapis cezasını 7 Nisan’da onayladı.
Onay kararının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tebliği ise tam 21 gün sonra, 28 Nisan’da gerçekleşebildi.
Birbirine yürüyerek on dakikalık mesafedeki iki binada görev yapan iki makam arasındaki evrak trafiğinin bu kadar ağır gerçekleşmiş olmasının nedenini öğrenmeliyiz diye düşünüyorum.
Bu bazı sorumluların ihmalinden mi, yoksa gerekçeli kararın yazılmasının zaman alması gibi teknik nedenlerden mi kaynaklanıyor?
Bunu öğrenmek önem taşıyor, çünkü Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, dün ve bugün Milliyet’te yayımlanan röportajında MİT görevlisinin kendisinden kararın geciktirilmesini istediklerini söylüyordu.
Niçin şikâyet etmedi?
Kararın tebliğinin geciktirilmesinin nedeni Özkaya’ya istediklerini yaptıramayan kişilerin başka yollar bulmuş olmaları mıdır?
Öte yandan açıklanmaya muhtaç başka bir konu daha var.
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 232. maddesi “hâkimlere emir ve tahakküm edenlerin 2 yıldan, nüfuz veya iltimas edenlerin 6 aydan az olmamak üzere hapis cezasıyla yargılanmalarını” emrediyor. Bu eylemi yapan kişinin memur olması durumunda, mahkûmiyet halinde memuriyetten ömür boyu men edileceği de kanun hükmü.
Özkaya, MİT görevlisinin (yani bir devlet memurunun) makamına kadar gelerek davayı geciktirmesi konusunda kendisine telkinde bulunduğunu söylüyor.
Bu durumda bir yargıcın yapması gereken nedir?
Hiçbir şey olmamış gibi gelene kapıyı gösterip geri yollamak mı, yoksa ilgili savcılığa TCK’nın bu maddesini hatırlatarak şikâyette bulunmak mı?
İstifa, ‘etik’ gereklilik
Özkaya, dün Milliyet’e “bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunacağını” söyledi..
Daha önce suç duyurusunda bulunmamış olmasını da MİT mensubunun görevini yapıyor olmasıyla açıkladı.
Bu sözlerden, olay ortaya çıkmasaydı suç duyurusunda bulunmayacağı sonucunu mu çıkarmalıyız?
Özkaya’nın dün Milliyet’e söylediklerinin arasında şöyle bir bölüm de var: “Tıpkı, neşter davasında olduğu gibi hemen evrakı istedik. Ben bugün (önceki gün) Yargıtay Genel Sekreterliği’ne, İstanbul Başsavcılığı’ndan bizimle ilgili iddiaları göndermesi için yazı yazılması talimatını verdim.”
Dosyada adı geçen iki Yargıtay görevlisinden biri dosyayı isteme emrini veren, ötekisi ise dosyayı isteyen yazıyı yazan makamda bulunuyor.
Başkan, “İstifa edersem suçu kabul etmiş olurum” diyor.
Peki bu durumda dosya incelenene kadar Başkan ve Genel Sekreter Yardımcısı’nın görevlerinden (mesela izin yoluyla) ayrılmaları daha “etik” olmaz mı?