Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

'Türkler' niçin çok önemli?

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın, Roma ziyaretinin son gününde gazetecilere söylediği bazı sözler, CHP Kurultayı’nın gürültüsü arasında kaybolup gitti.
Dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır ama yeniden hatırlatayım önce:

“Bazı çevreler Türkiye’yi hâlâ eski karikatürize edilen haliyle tanıyor, sarıkları ve fesleriyle, vücutlarında şalvarlarıyla, ellerinde kılıçlarıyla bir tip içinde görme ve tanıma ısrarlarını sürdürüyorlar. Bunun ne kadar yanlış olduğunu Türkiye’yi gören herkes bilebilir. Ama önce kusuru kendimizde aramalıyız. Türkiye kendini tanıtmak için, bugün içinde bulunduğumuz şartların, cumhuriyetten sonra başarılan devrimlerle Türkiye’nin hangi noktaya geldiğinin, demokratik ve laik yapısı içinde Türkiye’nin bugün ulaştığı seviyenin ne olduğunu önce biz tanıtmalıyız.”
Bülent Arınç, siyasete “İslamı” referans alarak başlamış bir politikacı.
Onun ağzından yapılan “laiklik” ve “cumhuriyet devrimleri” vurgusunun önemine dikkatinizi çekeyim önce, ama bugün konum bu değil.

Zina haberleri üzerine…
Arınç’ın konuşmasının gazetelerde yayımlandığı gün, Amerikan NBC televizyonunda gösterilen “West Wing” adlı diziyle ilgili bir haber daha vardı.
Dizide Türkiye, zina yapan kadınların kafasının kesildiği bir ülke olarak gösteriliyordu.
Üç dört ay önce yaşadığımız, Batı basınında da büyük yankıları olan “Türkiye’de zinaya hapis cezası” tartışmalarının dizi yazarlarını ne yönde etkilemiş olabileceğini de şimdilik bir kenara bırakalım.
Özellikle 11 Eylül olayından sonra, Amerikan medyası başta olmak üzere Batı medyasında çizilen “Müslüman” tipine dikkat çeken birkaç yazı yazmıştım daha önce.
Karikatürlerde, filmlerde, televizyon dizilerinde ve bazı ırkçı yazarların yazılarında; kir pas içinde uzun sakallı, ilkel şartlarda yaşamını sürdüren ve acımasız bir Müslüman portresi çıkıyor karşımıza..
Sanki dünyadaki bütün Müslümanlar kirli, pasaklı ve acımasız insanlarmış gibi, içlerinde hiç iyi insan yokmuş gibi bir tablo..
Çok daha geniş kapsamlı bir “Gece Yarısı Ekspresi sendromu”..

En aşağılık ayrımcılık
Türkiye de yönetsel açıdan değilse bile nüfusu itibariyle Müslüman bir ülke olarak bundan nasibini kaçınılmaz olarak alıyor.
Irkçılığın ve dini ayrımcılığın en aşağılığı ile karşı karşıyayız.
Ve bu sadece bizim sorunumuz değil.
Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, birbirinden çok farklı kültürel ve toplumsal iklimler içinde yaşayan Müslüman halkların tümü için geçerli bir sorun bu.
Ve bu iğrenç saldırı, devlet adamları ve gerçek aydınlar ne kadar aksini söylerlerse söylesinler, medeniyetler arasında düşmanlık tohumlarını besliyor, büyütüp yeşertiyor.

‘Bana ne!’
Amerika’da evinin rahat koltuğunda otururken, bombaların bilmem ne kadar Müslüman öldürdüğünü duyan sıradan bir Amerikalının gözünde canlanan şey sadece bu: Uzaklarda bir yerlerde yaşayan acımasız ve pasaklı bazı insanlar ölmüş, bana ne!
Hatta eminim içlerinden “iyi olmuş, dünya temizleniyor” diye düşünenler bile çıkacaktır.

Popülerliğin etkisi
Batı medyasındaki bu topyekûn saldırının tümünün “bilinçli” olduğunu da düşünmüyorum.
Bu bir noktadan sonra kendisini yeniden üreten bir sürece dönüşüyor büyük olasılıkla..
Başka her şeyde olduğu gibi popüler olan, üzerinde düşünülmüş olanı kovuyor, bütün bir düşünce sistemini etkiliyor.

‘Tek’ olmamalı
Bu nedenle Londra’da açılan “Türkler” sergisini çok önemsiyorum.
Sıradan insanlara, “öteki” olarak tanıdığı, dili ve dini farklı insanların da bir medeniyet kurabildiğini gösterecek daha iyi bir fikir gelmiyor aklıma.
Ve bu önemi nedeniyle de “tekil” bir çaba olarak kalmamalı.