Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Devletler, “romantik aşık” değildir

Devletler, “romantik aşık” değildir

PKK gibi örgütlerin bir türlü anlayamadığı şey, devletlerin, devletler ile iş tutacağı gerçeğidir

Kuzey Suriye’deki PKK / PYD hedeflerine karşı yapılan askeri operasyonun ardından hafızalarımızda kalacak fotoğraflardan biri de bölgeden çekilmekte olan ABD birliklerine Kamışlı’da yapılan “taşlı saldırı” olacak.

Salı günkü Hürriyet’in birinci sayfasında yayımlanan ve aynı askerleri ters yönde ilerlerken gösteren fotoğrafta, aynı kişilerin sevinç içinde alkışladıkları da görülüyordu.

Nedenini biliyoruz: PKK / PYD yönetimi, Suriye’nin kuzeyinde en azından otonom bir yönetim kurabileceğine ilişkin olarak bölge halkını ümitlendirmişti.

Türkiye’nin askeri çözümü dayatmasıyla geri çekilen ABD birlikleri, bu ümidin belirsiz bir geleceğe ertelendiğini belki de hiç mümkün olamayacağının altını çiziyordu.

Nitekim önceki gün ABD Savunma Bakanı Mark Esper şöyle konuşacaktı:

“Uzun süredir NATO müttefiki olan bir ülkeye karşı Kürtleri savunmak ya da otonom bir Kürt devlet kurabilsinler diye onlara yardım etmek üzere görevlendirilmedik.”

ABD Başkanı Trump da kendi üslubuyla aynı şeyi başka şekilde ifade etti:

“Kürtlere 400 yıl bölgede kalacağız diye bir söz vermedik. PKK, IŞİD’ten daha kötü bir tehdit.”

Ve bu gerçeklerden yola çıkarak medyada yapılan yorumlar aynı şeyi vurguluyor: ABD, Kürtlere bir kez daha ihanet etti!

İşte bu yorumun bir genç kız kalbi naifliğinde olduğunu ne zamandır söylemek istiyordum.

Uluslararası ilişkilerde geçerli bir tek hesap vardır: Ulusal çıkarlar!

Tarafların ulusal çıkarları karşılıklı olarak uyumluysa barış vardır. Çatışıyorsa soğuk ya da sıcak savaş. Biri diplomasiyle yürür, diğeri silahla.

Bu denklemlerde “Kürtler ihanete uğradı” türünden romantik yorumlara yer yoktur.

Ve PKK gibi örgütlerin bir türlü anlayamadığı şey, devletlerin, devletler ile iş tutacağı gerçeğidir.

Devletler, PKK gibi örgütleri çıkarlarına uygun geldiği süre boyunca elbette kullanırlar, silah, para vs. ile beslerler.

Söz konusu çıkar, daha büyük bir başka çıkarı tehlikeye atmaya başladığında da kapıyı gösterirler.

Büyük çıkarlar, devletler arasındaki ilişkilerle gelişir. Devlet – örgüt denkleminin böyle çıkarlar geliştirmesi mümkün değildir.

Kuzey Suriye’de yaşanan budur.

PKK / PYD bunu sahada test etti ama öğrenmediği de görülüyor.

Gelen haberlere bakılırsa şimdi de Suriye ve Rusya’ya yanaşma eğilimi var.

Bunun sonucu da farklı olmaz.

Zaten PKK’nın savaş ağaları için önemli olan bu aşamada “tabanı diri tutmak için böyle hayaller vaat etmek.”

Bu asimetrik güç dengesiyle girişecekleri çatışmalarda gencecik insanların ölüp, gidiyor olması umurlarında bile değil.

Kuzey Suriye bitti, Türkiye’yi düşünme zamanı

PKK / PYD’nin Suriye sınırımızın 30 kilometre gerisine çekilmesi ile bir “güvenlikli bölge” oluşturulmuş olacak.

Bunun milli güvenliğimizde nasıl bir ferahlama yaratacağını hâlâ anlayabilmiş değilim.

Bir kez daha gördük ki iş askeri yöntemlere düştüğünde bu bölgenin yerli aktörleri arasında TSK ile boy ölçüşebilecek çapta bir güç yok.

Bu harekâttan önce de yoktu, şimdi de yok.

PKK, Türkiye’nin milli güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturuyor ise bu tehdit Suriye sınırından önce Türkiye’nin içinde daha güçlü hissediliyor olmalı.

Nitekim Suriye’de harekat sürerken bile PKK unsurları, asker ve polisin ciddi operasyonlarına karşın Türkiye içinde faaliyetlerine devam ediyorlardı.

Bu bize bir şeyi gösteriyor: PKK sorunu önce Türkiye içinde çözülmeli.

Türkiye içinde bu sorunu çözmek için bir sihirli değnek elbette yok.

Zaten ayrılıkçı milliyetçiliği tamamen yok etmek de mümkün değil, Kürtçü ayrılıkçılık da tamamen yok olmayacak.

“Ayırımcı milliyetçilik” olduğu sürece, “ayrılıkçı milliyetçilik” de var olacaktır, bunlar Siyam ikizidir.

Birincisi ne kadar güçlüyse, onun anti tezi de o kadar güçlü olur.

Onun için seçimle gelmiş belediye başkanlarını birbiri ardı sıra görevden almak, sabaha karşı evlerini basıp gözaltına almak, hapse tıkmak bir yol değildir.

Bu ayırımcı milliyetçilerin hoşuna gider belki ama bu tür görüntüler ayrılıkçıların da ekmeğine yağ sürer.

Sorun Türkiye’nin Kürtlerinin, kendilerini bu ülkenin onurlu, eşit ve ayrılmaz bir parçası olarak hissetmeleri sağlanarak çözülebilir.

Meşru temsilcilerini, o temsilciler bugün için hiç beğenmediğiniz fikirlerin sahibi de olsalar hapse tıkmak, bu ülkenin geleceğinden ümitli olanların da duygusal kopuşlarını hızlandırır.

Demokrasi içinde kendini ifade edemeyen her fikir önünde sonunda radikalleşir, peşlerindeki kitleleri de radikal çözümlere yöneltir.

Ancak bu rejim demokrasi kavramından hiç hoşlanmıyor.

Çünkü iktidarların hesap verebilir olduğu gerçek bir demokraside mesela Haydarpaşa Garı’nın oğlunuzun adamına peşkeş çekemezsiniz.

“Milli güvenlik”, baskı ve korkutmayı merkezine alan bir rejimi korumak için uydurulmuş / kullanılan bir kavramdan ibaretse, doğru yoldasınız, devam edin.

Konya’daki afiş ve İslamofobi

Konya’da asılan ve “halkın bir bölümünün dini inançlarını aşağılayıp, halk arasına düşmanlık tohumları ekmeye çalışan” afiş hakkında Emniyet Müdürlüğü’nün suç duyurusu, Cumhuriyet Başsavcılığı’na Pazartesi günü öğlen saatlerinde ulaşmış.

Bunu dün T24 Ankara Bürosu’nun haberinden öğrendim.

Savcılığın şu anda ne ile meşgul olduğuna ilişkin bir bilgimiz henüz yok.

Afiş ile ilgili olarak dün yazdığım yazı üzerine bir çok kişiden “suç olduğunu söylediğiniz sözler Kuran’da geçen bir ayettir” şeklinde uyarılar aldım.

Bunu biliyorum ancak acaba bu ayetin, doğru meali bu mudur?

Ayetteki “veli” sözcüğünün “dost” diye anlamlandırılmış olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

Aynı kökten gelen “velayet” kelimesindeki yetkiyi haiz kişi de “veli” değil midir?

Arapça bilmem, din bilgim de daha fazlasına yetmez. Kur’an – ı Kerim tefsiri yapabilecek durumda değilim.

Ancak Maide 51 ya da Tevbe 5 gibi ayetler, günümüzde, Diyanet İşleri’nin tefsirindeki gibi anlaşılacak ise, Müslümanlar neden Müslüman olmayan toplumlardaki “İslamofobi” sorunundan yakınıyorlar?

Sure böyle anlamlandırılıp, anlaşılacak ise açık söyleyeyim Müslümanların çoğunlukta olduğu toplumlarda bile “İslamofobi” elle tutulur bir gerçek olarak karşımıza dikilecektir.