Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

“Dünyaya yayılacak büyük savaş” mı?

“Dünyaya yayılacak büyük savaş” mı?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (fotoğrafta), Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lökke Rasmussen ile basın toplantısı düzenledi. ( Mustafa Çiftçi - Anadolu Ajansı )

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen ile görüştükten sonra basın açıklamasında şunu söyledi:

“Gazze’de tüm insanlık bir yol ayrımında. Burada ya tüm dünyaya yayılacak büyük bir savaş çıkacak ya da büyük bir barış çıkacak.”

Bakan Fidan bunu ilk kez söylemiyor.

Hamas’ın terör saldırısının ardından İsrail’in Gazze’de başlattığı etnik temizlik tırmanmaya başladığından beri benzer sözleri sıkça söyledi.

Önceleri İsrail’in işlediği insanlık suçları durdurulmaz ise bunun “coğrafi bir tırmanışla küresel savaşa dönüşebileceğini” söylüyordu. Rasmussen görüşmesinden sonra “coğrafyayı” bir kenara bıraktı, “dünyaya yayılacak büyük bir savaştan” söz ediyor.

Fidan’ın, Gazze’deki katliamları bir an önce durdurabilmek için bir dehşet tablosu yaratmaya çalıştığı anlaşılıyor.

Ve yine görebildiğimiz kadarıyla Fidan bu sözleriyle kimseyi etkileyemedi.

Bu olaylar başlamadan önce kim hangi pozisyondaysa o pozisyonunu koruyor.

Çünkü, Fidan’ın söylediği türden bir bölgesel ya da dünyaya yayılmış bir savaşın çıkabileceği tehdidinin bir alıcı bulması kolay değil.

Birincisi bölgede bu savaşa müdahil olarak, savaşın bölgeye yayılmasına neden olabilecek bir askeri güç yok.

Suriye ve Irak zaten artık müflis iki devlet konumundalar, kendi topraklarına bile tam olarak hâkim değiller.

Mısır’ın böyle bir savaşa girmeye gönlü de niyeti de yok. Bunlar dışındaki ülkelerin, Türkiye dahil doğrudan İsrail’e karşı savaşa girebilmeleri de mümkün değil.

Fiziki uzaklık, başka tür askeri güç gerektiriyor ki deniz aşırı askeri bir operasyonu ABD ve İngiltere’ye rağmen bu bölgede yürütmek bölge ülkelerinin çapını çok aşacak bir durum.

Körfez devletçiklerinin ve Suudilerin, ABD’yi karşılarına alarak bırakın silahlarını ateşlemeyi çakmak bile çakamayacakları da bir sır değil.

Onun için bu “dünya savaşı çıkar, bölgesel savaş çıkar” tehdidi üzerinden bir dış politika yürütmek ve bununla Filistin’i, İsrail yönetiminin faşist azgınlığından kurtarabilmek mümkün değil.

Batıyı, İsrail hükümetinin etnik temizlik politikalarına karşı çıkmaya ikna etmenin yolu, o ülkelerin kendi kamuoylarındaki insan hakları savunucularını harekete geçirmekten geçiyor.

Unutmayalım ki o ülkelerin hepsi demokratik ülkeler ve o ülkelerin seçimle işbaşına gelmiş yöneticileri, kendi kamuoylarına kulaklarını tamamen kapatamazlar.

Ama bunun için de önce kendi insan hakları siciliniz temiz olmalı ki söyleyeceğiniz sözler, bu tür sözlere hassas kulaklara ulaşabilsin.

O temiz sicil de maalesef bizde yok zaten! Kendinde olmayanı nasıl satabilirsin ki?

————————-

Rejimin adını açıkça koyun

Antalya’da özel okul öğretmeni Emine Karakaş, Cumhuriyet Bayramı töreninde yaptığı konuşma nedeniyle gözaltına alındı.

Emine Karakaş’ın öyle bir konuşmayı yapabileceği yer kuşkusuz ki bir okuldaki milli bayram töreni değil.

Okullarda, camilerde günlük politik tartışmalar, bir konuşma, vaaz konusu olmamalı.

Ama bu durum öğretmenin, yaptığı konuşma nedeniyle gözaltına alınmasını, hakkında kanuni soruşturma yürütülmesini haklı kılmıyor.

Sosyal medya faşistleri bir kez daha önce savcıyı kışkırtıyor, oturduğu koltuğu korumakla ilgili endişeleri olan savcı da soruşturmayı basıyor.

İddia klasik: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi kapsamında; “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu”!

Türk Ceza Kanunu’nun bu maddesi, savcıların iktidarın hoşuna gitmeyen sözleri söyleyen herkesi suçlaması için kolayca kullanılan bir hüküm haline geldi.

Başta savcılar olmak üzere, devletimizin tüm yetkililerinin içine şunu iyice sindirmesi lazım:
Eğer bu ülkede yalan dolandan da olsa bir demokrasi varmış görüntüsü yaratacaksanız, böyle konuşmalara tahammül etmeyi de öğreneceksiniz.

Öğretmenin söylediği sözleri her gün tekrarlayanların sayısı bu ülke nüfusunun en az yarısı.

Kaldı ki sayıları o kadar da olmayabilirdi.

Fikir özgürlüğü, düşündüğünü açıklama hürriyeti, o görüşün toplumda kaç kişi tarafından benimsendiği ile ilgili değil.

Bir tek kişi bile öyle düşünüyorsa o kişinin o fikrini açıklama hakkına saygı göstereceksiniz, bu kadar basit.

“Yok, biz bunlara tahammül edemeyiz” diyorsanız kusura bakmayın ama o zaman demokrasicilik oynamayı bırakın, rejimin adını apaçık söyleyin.

Faşist olduğunuzu söylemeye utanıyorsanız, ağzını açanı hapse tıkmaya kalkışmaktan vazgeçeceksiniz.

Bir not da Savcı Bey için: “Açık ve yakın bir tehlike” bu olayın neresinde?

——————————