OKSİJEN, t24.com.tr

Sevgili karıcığım, sevgilim olur musun?

Hayır, amacım bu güzel hafta sonunda memlekette evli çiftler arasında kavga çıkartmak değil.

Tam tersine milli aile değerlerimizi yücelterek, giderek düşmekte olan kadın başına doğum oranını yükseltici yönde yapıcı eleştiriler getirmek!

Zaten çiftler arasında kavga çıkartmak da en son isteyeceğim şey olur çünkü giderek daha da garip bir ülkede yaşamaya başladığımızın farkındayım.

Mesele şu ki birkaç yıldır kendimi bir hukuk fakültesine yeni kaydolmuş gibi hissediyorum.

Sabah uyanıp internet sitelerinde, youtube kanallarında, gazetelerde yeni bir savcılık operasyonuyla ilgili haberleri görünce ilk işim kitaplığıma koşmak oluyor. Evet, kabul ediyorum, biraz eski kafalıyım, evde hâlâ bir kitaplık mevcut!

Diyebilirim ki şu son iki – üç yılda Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu ve Türk Ceza Kanunu’nu en az iki kere baştan sona okudum.

Bazı durumlarda bunların yanına başka kanunlar da ekleniyor, Ticaret Kanunu’ndan tutun da Medeni Kanun’a kadar, bir dizi kanun.

Üzerinize afiyet müktesebatım, avukatlık yapmaya yetmez ama okuduğum kanun metni ne demek istiyor, nasıl yorumlanmalıdır gibi meselelere yetebiliyor.

Ayrıca artık internet de var, Yargıtay kararıydı, AYM – AİHM hükmüydü, ulaşmak iki dakikalık iş.

Ama buna rağmen çoğu “suçlamayı” kavrayamıyorum.

Bu suç kanunun neresinde var, objektif şartları nedir, sübjektif durum nedir, çözemiyorum.

Onun için şimdi bir yazı yazarak, “evlerde huzursuzluk çıkartarak kamu düzenini bozma yönünde yakın ve açık bir tehlike oluşturup, yerli ve milli aile değerlerimizin altından girip üstünden çıkmak” gibi bir suçlamayla karşılaşmak istemem.

Evet böyle bir şeyin kanunda yeri yok ama yine de ne olur ne olmaz! Göze batmak istemem doğrusu. Bakın tavukçuların bile başına neler geldi.

Yazının başlığının sahibi, Japonya’da çok satan bir mangayı yaratan Mamaya isimli sanatçı.

“Sevgili karım, sevgilim olur musun” isimli manga, 28 Aralık 2025’te piyasaya çıktığında kimse satış rekorları kırmasını beklemiyordu.

Manganın öne çıkan özelliği tamamıyla yapay zekâ tarafından üretilen görseller kullanmasıydı.

Manganın metni yazılırken de yapay zekâ kullanılmıştı ancak ona yön veren bir “normal zekâlılar grubu” da vardı.

Manga kısa sürede satış rekorları kırdı. Comic C’moA isimli Japonya’nın en büyük on line kitap mağazasında “genç yetişkinler için” kategorisinde uzun süre birinciliği kimseye bırakmadı.

Şimdi “başka işin yok mu, el alemin mangalarıyla uğraşıyorsun” diyebilirsiniz tabii.

Japonya’ya 1992 yılında o tarihteki Başbakan Süleyman Demirel’in resmi gezisini gazeteci olarak takip etmek için gitmiştim.

Murakami’ye taktığımdan beri bir kez daha gitme ve bu sefer daha uzun kalma hevesim var; onun için genellikle Japonya’daki günlük yaşam üzerine yazan gazetecilerin haberlerini internetten bulup okuyorum.

Bu mangadan da bu vesileyle haberim oldu.

“Sevgili Karım, Sevgilim Olur Musun” çok da bilinmeyen bir hikâye anlatmıyor.

Otuzlu yaşlarının ortalarında, çocuklu ve ikisi de iyi gelir elde eden evli bir çift olan Ota Takumi ve Mizuki’nin yaşamlarından bir kesit bu.

Dışardan bakıldığında mutlu bir çift. Her şeyleri var, komşularına zarar verici hareketleri yok vs.

Ancak özel hayatları biraz tatsız. Cinsel ilişkiden yoksun bir evliliği sürdürmeye çabalıyorlar.

Bu tema, Japonya’da yetişkinlere yönelik mangaların giderek yaygınlaşan konularından biri.

Öykü, Takumi’nin kafasında karısıyla yeniden seks yapma fikrinin doğmasıyla başlıyor.

Çocuklar uyuduktan sonra odalarına çekildiklerinde Takumi deyim yerindeyse Mizuki’ye “sarkıyor”.

Ancak Mizuki nazikçe gülümseyerek Takumi’den özür diliyor ve yorgun olduğunu söyleyerek sırtını dönüp, ışıkları kapatarak gözlerini yumuyor.

Bu tür reddetmeler tekrarlandıkça Takumi’yi bir düşüncedir alıyor: Geleceğimiz ne olacak? Çocuklar evden gittikten sonra da bu evlilik yürüyecek mi?

Bunun üzerine karısını yeniden sevgilisi yapmaya, evlenmeden önceki o heyecanlı günlere döndürmeye çabalıyor.

Bu hikâyenin alıcısının çokluğuna bakarak Japonya’daki “evlilik yaşamı” üzerin çıkarımlarda bulunacak değilim tabii.

Ancak şunu biliyorum ki dünyanın her yerinde evlilik ilişkilerinde monotonlaşıp, cinsellikten uzaklaşma temel bir sorun.

Radikal’i yayımlarken gazetenin genç okuyucu profiline uygun çizgi bantlar da satın almıştım.

Bunlardan birinin kahramanı da Dave adındaki bir yazılımcıydı. Mühendisler, pazarlamacılar, insan kaynakları yöneticileri ve yazılımcılar arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen tartışmaların mizahını yapan modern bir çizgi banttı bu.

O çizgi bantlardan birinde Dave’in annesiyle babası televizyonun karşısındaki büyük koltukta uyuyakalmışlardı.

Kadının üzerindeki sabahlığı, dağınık saçları, adamın uyuduğunda ellerinden yere düşmüş gazetesi, çiftin birbirine karşı özensizliğinin ipuçlarını veriyordu.
Dave ile kız arkadaşı kapıda durmuş salondaki görüntüyü izliyorlardı. Kız, Dave’e soruyordu: “Annenle baban ilişkilerinin ne olacağını tartışmazlar mı hiç?”

Dave’in yanıtı inanın hâlâ kulaklarımda çınlıyor sanki: “Olan olmuş zaten, ne diye tartışsınlar?”

Bu tür meseleler zaten tartışmakla çözümlenebilecek meseleler değildir.

İlişki terapistleri tartışmanın, birlikte oturup ilişki üzerine uzun uzun konuşmanın çözüm için gerekli olduğunu söylerler ama o kadar emin değilim.

Çünkü ikili ilişkilerde bu tür tartışmaların bir suçlamaya dönüşmesi gözden uzak tutulmaması gereken bir ihtimaldir.

Öte yandan susup öylece oturmaya devam etmenin de işe yaramadığını herkes söylüyor.
“E ne yapalım o zaman” diye bana sormayın tabii: Ben ilişki terapisti değil, ilişki gözlemcisiyim.
Ama size ölümsüz Alman devrimci Rosa Luxemburg’un sevgilisine yazdığı bir mektuptan bir parça aktarabilirim, ondan daha çok yararlanacaksınız eminim:
“Bana gönül alıcı, güzel mektuplar yaz, biraz alçakgönüllü ol, inayet et de beni sevdiğini söyleyiver. Sen bana, bugün benim sana verdiğimden üç kuruşluk daha çok sevgi vermişsin, eee n’olmuş yani? Benden karşılık görmezsin korkusuyla duygularını açıklamaktan çekinme. Ruhunla diz çökmeyi de öğren, yalnızca ben kollarımı açıp seni çağırdığımda değil, ben arkamı döndüğümde de. Kısacası cömert ol, harca, israf et sevgini benim için. Senden bunu istiyorum.” (Sevgiliye Mektuplar, Rosa Luxemburg, çeviren: Nuran Yavuz, Agora Kitaplığı)

————————————