t24.com.tr

Vicdan kaç numarada çalışıyor?

Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel, avukatlarının sağlık sorunlarını gerekçe göstererek yaptığı başvuru üzerine, oturduğu konutu terk etmeme şartıyla tahliye edildi.

Gümüşel, çocuk yaştaki kızını bir müridiyle evlendirdiği için 18 yıl 9 ay hapse mahkûm edilmişti.

Gümüşel’in eşi Fatma Gümüşel de 16 yıl 8 ay hapse mahkûm edilmişti ancak kendisi halen firarda.

Böyle vakalar olabiliyor, çünkü bizim memlekette polis istediğini yakalar, istemediğini yakalamaz.

Belli ki Fatma Hanım’ın yakalanmasını engelleyen bir takım “melekler” var!

Gümüşel’in ne tür bir sağlık sorunundan mustarip olduğunu bilmiyoruz çünkü açıklanmadı.

Neden açıklanmadığını anlayabiliyorum; kişisel sağlık verilerinin alenileşmesi gerekmiyor çünkü.

Bu kadarını bilmemiz yeterli: Bir tarikat lideri, çocuk yaştaki kızın bir müridiyle evlendirdiği için mahkûm oldu, sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi.

İnsani konularda ayrımcılık yapılmaz.

Hasta hastadır, en ağır suçu işlemiş bile olsa insan olmasından kaynaklanan haklara sahiptir.

Aklıma tabii Tayfun Kahraman’ın neden bu hakka sahip olmadığı sorusu da geliyor.

Kahraman’ın rejim tarafından uydurulmuş bir suçla mahkûm edildiğine ilişkin iki tane de Anayasa Mahkemesi kararı var.

Kahraman’ın MS hastalığı ile ilgili teşhis 2005 yılında konuldu. Hastalığı nedeniyle geçirdiği ataklar son yıllarda hayli arttı, ciddi güç kaybı ve hissizlik yaşıyor.

Ama Tayfun Kahraman için AYM kararına göre hemen salıverilmesi gerekirken “ev hapsi” kararı bile verilmiyor.

Suçsuz olduğu halde, hasta haliyle cezaevinde tutuluyor.

Aynı şekilde kanser hastası olan ve hastalığı zaman zaman ağırlaşan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık da cezaevinde.

Üstelik Çalık mahkûm değil, sadece tutuklu ama salıverilmiyor.

Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in işçilerin haklarını aradığı için tıkıldığı cezaevinden çıktığında sağlık durumunun vahametine dikkat çektiği ve “hemen tahliye edilmesi gerekir” dediği Mehmet Çıtlak isimli mahkûm ise cezaevinde öldü.

Bildiğimiz kadarıyla cezaevlerinde 335’i ağır olmak üzere en az 1.412 hasta var.

İsimlerini bile bilmediğimiz bu hastalar da insan olmaktan kaynaklanan temel haklara sahipler; en az Yusuf Ziya Gümüşel kadar!

Ama onlara gelince adalet sistemi, vicdanı olmayan taş bir duvara dönüşüyor.

Baskın Hocam bu tür adaletsizliklere dikkat çekip “Adalet kaç numarada çalışıyor” diye sormuştu.

Başlık oradan mülhem: Peki, Vicdan kaç numarada çalışıyor?

———————————

Sizin çocuğunuz için dayak yiyorlar!

Özel okul öğretmenleri bir süredir farklı eylemlerle seslerini duyurmaya çalışıyorlar ve bunun ödülü olarak da polisten düzenli olarak dayak yiyorlar.

Rejim, daha önce başka örneklerde de gördüğümüz gibi çözemediği ya da çözmeyi istemediği bir sorunu polis dayağı ile görünmez hale getirebileceğini düşünüyor.

Özel okul öğretmenlerinin dertleri çok.

Bu dertleri yaratan temel faktör, rejim tarafından, özel okul sahiplerinin insafına terk edilmiş olmaları.

“Özel okul sahipleri” deyince hepsinin aynı olduğunu iddia ediyor değilim elbette.

Onun için lütfen “bizim okulumuzdaki uygulama şöyle, bizimkinde böyle” gibisinden bir açıklama yollamayınız.

Elbette okulların üniversite sınavlarındaki başarısının düzeyine bakarsanız, kimin öğretmenine iyi ücret verdiğini, kimin öğretmenini süründürdüğünü tahmin edebilirsiniz.

Ancak bazı okullarda öğretmenlerin çalışma ve yaşam koşullarının iyi olması temel gerçeği değiştirmiyor çünkü.

Temel gerçek de bu: Özel okul öğretmenleri çoğunlukla bir öğretim yılını kapsayan sözleşmelerle çalıştırılıyorlar, dönem sonunda hepsi teorik olarak işsiz kalıyor.

Bu tablo, ücret pazarlığı yapma şansını ortadan kaldırdığı gibi yaz aylarını da fiilen işsiz geçirmelerine yol açıyor.

AKP iktidarı özel okullardaki taban maaş uygulamasını kaldırdığından beri özel okul öğretmenlerinin ücretleri, devlet okullarındaki öğretmenlerin maaşlarının altına düştü.

Önemli bölümü asgari ücret ile çalıştırılıyor.

Özel okul öğretmenlerinin haftalık ders saati limiti 30 saat olarak belirlendiği için sigorta primleri eksik yatıyor, emeklilik hakkını kazanabilmeleri için daha uzun yıllar çalışmaları gerekiyor.

Bu sorunlar AKP iktidarının yarattığı diğer sorunlar gibi temel siyasi tercihlerden kaynaklanıyor.

AKP iktidarı, kendisinden önceki sağcı iktidarlar gibi patronları, işçilerden daha çok seviyor, onların çıkarlarını önceliyor.

Olan bitenin temel nedeni bu.

Tabii bu anlattığım konunun, benzeri birçok konu gibi bizim ülkemiz için bir anlamı yok. Sadece özel okul öğretmenlerini ilgilendiren bir sorun olarak algılanıyor, kimse kafasını çevirip bakmıyor bile.

Çocuklarını özel okullara gönderen veliler farkında değil belki ama aslında Ankara’da Kurtuluş Parkında, Güven Parkta dayak yiyen öğretmenler değil, esasen sizin çocuklarınız!

Devlet okullarına güvenemediğiniz için yediğinizden, giydiğinizden kısıp, özel okullara gönderdiğiniz çocuklarınız!

Devamlılığı olmayan, kendi dertleriyle meşgul öğretmenlerle verilen bir eğitim için para ödüyorsunuz.

En iyi öğretmeni talep etmek hakkınız ama bununla değil, okulda çıkan yemeğin kalitesiyle, çocuğunuzun öğlen aç kalıp kalmadığıyla daha çok ilgileniyorsunuz.

Yakın geçmişte bir özel okul yöneticisinin şöyle yakındığını duymuştum: “Velilerin ilk sordukları her zaman çocuklarının ne yediği oluyor. Bugün ne öğrendiler sorusuyla hiç karşılaşmıyoruz.”

Onun için de rejimin polisi, hakkını arayan öğretmenleri dövüyor, özel okullara milyonlar döken veliler “bunun sebebi nedir” diye sormuyor.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre geçtiğimiz öğretim döneminde okul öncesi dahil olmak üzere özel eğitim kurumlarındaki öğrenci sayısı 1 milyon 540 bin.

En az 1 milyon kişilik bir veli topluluğundan söz ediyoruz yani.

Gözünüzü açın: Çocuklarınızın okulda ne yediği ile de elbette ilgilenin ama daha önemlisi ne öğreniyorlar, kimden öğreniyorlar meselesi.

Bunu aklınızdan çıkarmayın.

—————————–