OKSİJEN, t24.com.tr

Yapy zeka işinizi kaybetmenize yol açar mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran ayının 13’ünde düzenlenen Yapay Zekâ Zirvesinde “eylem planını” açıklayınca beni de bir heyecandır aldı.

Cumhurbaşkanı’nın açıklamasına göre Türkiye’nin Yapay Zekâ Eylem Planı’nın birinci aşaması bu: Fark et!

Gelmişiz 2026 yılının ortasına ve “yapay zekayı fark edin” talimatını okuyunca kabul etmek istemesem de sanki devletimiz, biz vatandaşları ya da şirketleri filan biraz küçümsüyormuş gibi geldi bana.

Eylem Planı’nın ikinci aşamasının başlığı ise “istifade et”!

Belli ki konuşmayı hazırlayan ekip, o sırada başka işlerle de meşgulmüş, eylem planını biraz şişirmişler diye düşündüm.

Bilmiyorum farkındalar mı ama Türkiye, genel yapay zekâ kullanımında yüzde 61’lik kullanım oranıyla Dünya’da birinci sırada!

Yapay zekâ tabanlı web aktarımında yüzde 94,5’lik ChatGPT payıyla da birinciyiz.

Yapay Zekâ Politikaları Derneği’nin (AIPA) “Toplumda Yapay Zekâ Algısı” araştırmasına göre, Türkiye’de toplumun yüzde 80,5’i yani her 5 kişiden 4’ü yapay zekadan haberdarmış zaten!

Araştırmaya göre memleketimizde üretken yapay zekâ araçlarını duyma oranı yüzde 59,7, “Agentic AI” (insana ihtiyaç duymadan, bağımsız çalışan yapay zekâ) araçlarını duyma oranı yüzde 30,7.

Zaten şu anda sigortacılık, bankacılık, e – ticarette filan kullanılıyormuşuz da!

Yani hem fark etmişiz hem de istifade etmişiz ki eylem planının ilk iki aşamasını çoktan tamamlamış sayılır mıyız, bilemedim.

Üçüncü aşama “üret” adını taşıyor ki çok iyi sayılmasak da çok kötü de sayılmayız aslında.

Bu alanda faaliyet gösteren 1188 aktif yapay zekâ girişimi var, üçü de unicorn olmuş. (Değeri 1 milyar doları geçmiş şirketlere unicorn deniliyor.)

Eğitimi imam hatipleştirmek peşindeki Millî Eğitim Bakanlığı ve üniversiteleri yüksek liseye çeviren YÖK varken, bu gelinen yer büyük başarı gibi görünüyor.

Ancak veri merkezi kapasitemizin düşüklüğü ciddi bir sorun.

Eylem Planı olunca bir de nihai hedef gerekiyor ki o da var: Yönet!

Tabii bu talimatı alınca göz yaşlarımın yanaklarımdan aşağıya süzülerek bilgisayarımın klavyesini ıslatmasına engel olamadım.

“Bizler çalışmak için değil yönetmek için doğmuş insanlarız” diye verdim Mehter’i!

Cumhurbaşkanımızın çizdiği hedef doğrultusunda ve onun talimatlarıyla bu yolda durmak yok, yorulan da kenara çekilsin diye haykırdım!

Haykırdım ama bir yandan da tırsıyorum, yapay zekâ işimi, gücümü elimden alacak diye!

Çinliler bütün oyuncuları yapay zekâ tarafından yaratılmış, yapay zekanın yönettiği, yapay zekâ tarafından yazılmış senaryo ile filmler çekmeye başladıklarından beri ürkmemek elde değil.

Bir yandan da kendimi sakinleştiriyorum: Bir kapıyı kapatan Allah, öbürünü açar diye!

Geçmişte de büyük üretim devrimlerinde kaybolan meslekler oldu ama insanoğlu bir şekilde kendi yolunu da buldu.

Buharlı makineler icat oldu diye iş gücünü kaldırıp bir kenara atamadılar.

Ya da bilgisayar icat edildiğinde milyonlarca insan sokakta kalmadı.

Elbette yapay zekâ da bazı meslekleri ortadan kaldırabilir ama insanların kendilerine yeni bir yol açmalarını da engelleyemez.

The Washington Post’tan Martin Schaul ve Shira Ovide de bunu merak etmişler; “yapay zekâ en çok hangi işleri tehdit edebilir ve kimler buna uyum sağlayabilir” diye!

En savunmasız işlerin web tasarımı ve sekreterlik gibi işler olduğu ortaya çıkmış.

En dayanıklılar ise doğrudan kol gücü isteyen işler. Mesela bir kurumda bir hademelik kaptıysanız, sıkı sıkı sarılın çünkü yapay zekânın gücünün en son yeteceği iş buymuş.

Kadın erkek eşitsizliği bu konuda da ortaya çıkıyor çünkü yapay zekaya karşı en savunmasız meslekler daha çok kadınların yaptığı işler.

Brookings Enstitüsü araştırmacıları, yapay zekânın iş dünyasını dönüştürmesi durumunda en büyük risk altında olan birçok kişinin aynı zamanda yeni bir iş bulma konusunda en iyi konumda olabilecekleri sonucuna ulaşmışlar.

Yani bir hademelik kaptım diye o kadar da sevinmeyin çünkü yapay zekâ sonrası doğacak yeni işlere girme konusunda en dezavantajlılardan biri olmanız kaçınılmaz.

Doğrusunu isterseniz bu konularda çalışanların kafalarının da hayli karışık olduğunu gösteren çalışmalar da var.

Mesela geçtiğimiz yıl Stanford Üniversitesi araştırmacıları yazılım geliştirme ve müşteri hizmetleri gibi mesleklerin yapay zekâ karşısında son derece savunmasız olduğunu bulmuşlar.

Oysa Ekonomik Inovasyon Grubu isimli düşünce kuruluşunun araştırması bunun tam tersini söylüyor.

Bu araştırma, yazılım geliştirme ve müşteri hizmetleri gibi mesleklerde çalışanların, fitness eğitmenliği ya da çatı yalıtımı işlerinde çalışanlara göre daha şanslı olabileceklerini ortaya koyuyor.

ABD’deki büyük şirketlerin CEO’larının tahminlerine göre önümüzdeki on yıl içinde milyonlarca insan bu yüzden işini kaybedecek ancak ekonomistler bunun için yeterli kanıt olmadığı kanısındalar.

Geçmişte otomasyonun kurbanları daha çok mavi yakalılar ve ticaret işçileri olurken yapay zekanın yaratacağı sarsıntının daha çok beyaz yakalıları vuracağı tahmin ediliyor.

Yapay Zekâ Yönetişim Merkezi (GovAI) isimli düşünce kuruluşunun çalışmasına göre daha fazla eğitim almış, çeşitli iş deneyimlerine sahip, 55 yaşın altında ve iş imkanlarının geniş olduğu kentlerde yaşayanlar daha avantajlı olacaklar.

GovAI araştırması en büyük tehdidin büro çalışanlarına yönelik olduğunu gösteriyor.

ABD’de yapay zekâ nedeniyle 6 milyondan fazla büro işçisi işini kaybedecek ve bunların yüzde 86’sı kadın.

Brookings Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Mark Muro, politikacılara danışmanlık hizmetleri verenlerin ve idari personelin en savunmasız grup olduğu kanısında.

Öte yandan yapay zekânın o kadar da tehlikeli olmadığını savunanların tezleri de somut verilere dayanıyor.

Mesela ATM’lerin artması banka memurlarını ortadan kaldırmadı. Radyologlar olmadan o acayip makinalar işe yaramıyor. Otomatik piyanolar, piyanistleri işsiz bırakmadı. Keynes’in 1930’da tahmin ettiği “haftalık 15 saatlik çalışma süresi” hâlâ büyük bir ütopya!

Yale Üniversitesi’nden Martha Gimbel de konunun başka bir boyutuna işaret ediyor:

“Teknolojik gelişimin işgücü piyasasında nasıl sonuçlanacağını tahmin etme konusunda bir geçmişimiz yok” diyor.

Elektriğin ticari kullanımının başarılmasının ardından “asansör operatörlüğü” gibi bir mesleğin de doğduğuna dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz yüzyılın ortalarında hatırı sayılır insanın istihdamını sağlayan ve daha çok kadınların çalıştığı “telefon operatörlüğü” diye bir meslek artık yok. Ancak yıllar içinde o insanların sekreterlik ya da restoran işlerinin patlamasıyla yeniden istihdam edilebildiklerini hatırlatıyor.

Boston Üniversitesi’nden iktisat tarihçisi Dr. Feigenbaum, yapay zekânın işçiler açısından daha önceki teknolojik devrimlerden çok da farklı bir sonuç yaratmayacağını düşünüyor.

“Elektrik, içten yanmalı motorlar ve internet son derece dönüştürücü teknolojilerdi ancak bunlar bütün işleri ortadan kaldıramadı” diye yüreklere su serpiyor.

Uzaktan Çalışma Endeksi araştırmacısı Jason Huensloy, yapay zekânın bireysel işleri tamamen yok etmeden de işgücü piyasasını alt üst edebileceğini söylüyor.

Şirketlerin, her bir çalışanın bir chatbot’un yardımıyla daha fazla iş yapabileceğini gördüklerinde daha az çalışana ihtiyaç hissedeceklerine dikkat çekiyor.

Ve unutmayalım ki bir sıradan video oyununu bir insan 1485 Dolar’a mal ederken, Sonnet isimli yapay zekâ motoru aynı oyunu 30 Dolar’a mal etmişti.

McKinsey’in “İşimizin Geleceği – Türkiye” raporuna göre yapay zekâ nedeniyle 7 milyon 600 bin işçi işini kaybedebilir. Ancak aynı yapay zekâ nedeniyle 8 milyon 900 bin kişinin istihdam edilebileceği yeni iş alanlarının yaratılması da olası.

Bu rapor, halen istihdamdaki 21 milyon kişinin yapay zekânın yol açacağı gelişmelere uyum sağlayabilmesi için ciddi bir yeniden beceri kazanma sürecinden geçirilmesi gerektiğini de gösteriyor ki bununla ilgili bir planımız maalesef yok.

Eylem Planı’na bakılırsa biz zaten çalışmaya değil, yönetmeye talibiz!

Anneannelerimizin hayır dualarıyla onun da altından kalkarız Evvel Allah!

——————————–