Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Abdülhamid’e rahmet okutmak!

DEVLET Bakanı Nimet Çubukçu’nun, Yener Süsoy’a ‘Her yurtta çocuk muhbirlerim var’ diyerek övünmesini deyim yerindeyse ‘tüylerim diken diken olarak’ okudum.

Ve şöyle düşünüyorum: Başka hiçbir nedenle olmasa bile sadece bu itirafı ve eylemi nedeniyle Çubukçu’nun artık istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çubukçu, bu sözleriyle çocuk yuvalarını ve yurtları yönetemediğini açıkça itiraf ediyor.

Elinde kanunlar, yönetmelikler var. Sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok elemanı, yetişmiş personeli var…

Ama bütün bunlar, Çubukçu’nun yuvalara hákim olabilmesine, oraları bakıma muhtaç çocuklar için ‘yaşanabilir kılmasına’ yetmiyor!

Ve kendi yönetim aczini örtebilmek için çocuklardan oluşan bir ‘muhbirler ağı’ kuruyor!

Abdülhamid sağ olsaydı, eminim gözleri yaşarırdı.

Ve daha ilginci, bununla da kalmıyor, bir marifetmiş gibi anlatıyor.

Ben ortaokul ve liseyi yatılı bir okulda okudum. Küçük yaşlardaki çocuklar arasında ‘ispiyonculuğa’ hevesli olanların kolayca bulunabileceğini biliyorum.

Bildiğim bir başka şey de ispiyoncuların bizim toplumumuzda, çocuklar arasında bile hiç sevilmedikleri ve bu sevgisizliğin ciddi ruhsal problemlere yol açabileceğidir.

Nimet Çubukçu, yaptığının ne anlama geldiğini bir kez daha düşünsün bence.

Minicik çocuklara ispiyonculuk öğretmek, ‘pedagoji’ biliminin neresinde yer alıyor?

Hangi ‘kamu yönetimi teorisi’, kamu kuruluşlarının ‘muhbirler ağı’ yöntemiyle idare edilebileceğini savunuyor?

Verebileceği bir yanıt varsa, merakla bekliyoruz.

Başbakan aklına ilk geleni söyleyince

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın, Fransa’da başlayan ve bazı komşu ülkelere de sıçrayan ‘varoş isyanı’na koyduğu teşhis bu: Fransa okullarında türbana konulan yasak, olayları fitilledi!

Demek ki benzeri bir ‘ayaklanma’ Türkiye’de de olsa Başbakan için bunun nedeni şimdiden belli: Türbanı okullarda yasaklarsanız, işte böyle olur!

Aklına her geleni uluorta söylemenin, bir siyasetçi ve hele bir Başbakan için iyi bir şey olmadığının örneği bence bu sözler.

Fransa’daki olaya önce doğru teşhis koymak gerek: Bu bir medeniyetler çatışması mı, yoksa işsiz güçsüz, gelecekten umutlarını kesmiş ve kaybedecek hiçbir şeyleri kalmamış insanların kontrolden çıkmaları mı?

İsyan edenlerin yaşadıkları bölgelerde işsizliğin yüzde 50’lere ulaştığı, okullarda doğru dürüst bir eğitimin verilemediği ve bütün bunların üstüne oralarda yaşayanların bir de yerleşik düzen tarafından ırkçı duygularla toplumun bütününden tecrit edilen insanlar olduğu gerçeğini Başbakan ihmal ediyor.

Bu Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında bir tür medeniyet çatışmasıysa, Türklerin hiçbir yerde bu tür olaylara neden katılmadığını da belli ki Başbakan merak bile etmiyor.

Ve Başbakan şunu da düşünemiyor: Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili ciddi endişeleri olan bir ülkede, ‘bir lumpen ayaklanmasını’ medeniyetler çatışmasıyla özdeşleştirmesi, en çok kimin zararına?

Abu Dabi Prensi işi biliyor

ABU Dabi’nin ekonomi idaresi yöneticisi Prens Al Nahyan’ın, dün yaptığı açıklamalarla ilgili haberi okurken, Prens’in Türkiye’de iş yapmak için gerekli her türlü bilgiye sahip olduğunu anladım!

Prens, ‘Dubai Towers tartışmasından çok rahatsız olduk. Türk medyası bize köstek değil, destek olsun’ diyordu.

Bu ülkede ‘başarılı’ olmanın yolu budur zaten: Önce gazetecileri suçlayacaksın, böylece yapılabilecek eleştirileri peşinen mahkûm edecek, sonra da işine bakacaksın!

Dubai Towers tartışmalarında ‘medyanın tek bir suçu’ vardı: Kamuoyunun merak ettiği soruların yanıtlarını araştırmak!

Prens’in memleketinde işler böyle yürümüyor olabilir; ama demokratik bir ülkede yöneticiler, yaptıkları işin tam olarak ne olduğunu anlatmaktan kaçınır ya da bunu anlatmakta beceriksizlik gösterirlerse, medya onların bu açıklarını tamamlamak için harekete geçer. Sorular sorar, gazetecilik yöntemleriyle aldığı yanıtları araştırır ve kamuoyunun doğru bilgilenmesini sağlar.

Abu Dabi Prensi, Dubai Towers olayındaki gelişmelerden rahatsız olduysa, bu rahatsızlığını önce Büyükşehir Belediye Başkanı’na iletmeliydi: Önemli bir yatırımı doğru dürüst anlatmayı başaramadığı ve kamuoyundaki kuşkuları gideremediği için!