Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bir gazetecilik etiği tartışması

DÜN bir yaşıma daha girdim! Doğum günüm filan değildi ama bu meslekte insan bir sene içinde üç-dört kere “bir yaşına daha” girebiliyor.

Can Paker, evinde, Başbakan ve bazı gazetecilerin davetli olduğu eşli bir yemek düzenlemiş. Yemeğe kimlerin katıldığını dün Ertuğrul Özkök yazdı. Aralarında “gazeteciler” ile “maiyette yazarlar” bulunan bir grup bu.

Yemek ile ilgili yazılanlardan anlaşıldığına göre bu davette konuşulanların “kayıt dışı-off the record” olacağı belirtilmiş.

Bu şu demek: İstediğiniz her şeyi sorun, merakınızı giderin ama burada konuşulanları kaynak göstererek ya da göstermeyerek de olsa yazmayın.

Oysa yemeğin ertesi gününden itibaren her şey yazıldı, çizildi. Başbakanlık bunları doğal olarak yalanladı ama basına yansıyanların yalan olmadığını da hepimiz biliyoruz.

Sorun yemeğe katılan meslektaşlarımızın ağız sıkılığı ile ilgili sanırım.

Yemekten sonra verdikleri sözü tutmuşlar, yazmamışlar ama yazabilecek olan kişilere anlatmakta da bir sakınca görmemişler.

Ya da konuşmaları naklettikleri meslektaşlarının, “kayıt dışı” kuralına uyacaklarını varsaymışlar ama yanılmışlar.

Neresinden bakarsanız bakın, medeni ülkelerin basın camiasında yaşanmayacak bir durum bu. Bu tür özel görüşmelerde anlatılanlar; gazetecilerin bazı meseleleri daha derinlemesine öğrenmesine olanak verir ve ilerideki gelişmeleri yorumlarken çok önemli referans olur.

“Kayıt dışı” kuralının bozulması, haber kaynaklarının gerekli durumlarda böyle özel bilgiler vermesini önler ya da o kişilerde gönülsüzlüğe neden olur.

Bundan zarar görecek olan da halkın doğru habere, birinci elden ulaşma hakkıdır.

Yüce Divan için yol haritası

BAŞBAKAN, “Sabah ve ATV’nin satışına müdahale etmiş olsaydım, damadımın çalıştığı şirketin daha ucuza almasını sağlardım” gibi tarihe geçecek bir söz söyledi.

Ben şimdilik bazı notlar vereyim ki Yüce Divan sırası geldiğinde, soruşturmayı bu yol haritasından izleyebilin.

1- Sabah ve ATV’nin satışından önce Başbakan’a çok yakın bir grup işadamı TMSF Başkanı’na gitti, “fiyatın makul düzeyde tutulması” ricasını iletti.

2- Fiyatın düşürülmesi baskılarının artabileceğini gören Ahmet Ertürk, 1 milyar 100 milyon dolar fiyatı telaffuz etti. Amacı fiyatı deklare etmek ve baskıları önlemekti. O günün gazetelerini okuyarak hafızalarınızı tazeleyebilirsiniz.

3- Aynı işadamları grubu bunun üzerine Ahmet Ertürk’ü tekrar ziyaret etti. Görüşme sinirli bir ortamda sona erdi. Kısa boylu, saçı dökülmüş iki ünlü işadamı Ertürk’e “Kimin malını kime satıyorsun, fiyatı indir” dediler.

4- Sabah ve ATV ile ilgilenen yabancı yatırımcılar, Ankara’da ulaşabildikleri en üst düzey yetkililerle görüştüler. Bazılarına “bu sevdadan vazgeçmeleri” telkin edildi.

5- Bazı yabancı yatırımcılara da Türk ortak olarak seçtikleri kişilerden vazgeçmeleri tavsiye edildi. “Onunla değil, bununla ortak girin” denildi.

6- Grubu almaya kararlı nakit zengini bir Türk işadamına “Sen bu işe karışma” denildi. Diyen de uzun boylu, kabadayı edalı bir siyasetçiydi.

7- Çalık Grubu’nun satışa tek başına girmesi için gereken her şey yapıldı, bizzat siyasi otorite bu işi takip etti, kredi talimatları verdi, yabancı ortak buldu, yabancı ortağın ağzını sulandıracak özelleştirme ihaleleri teklif etti.

Bir gün bu iktidar dönemi sona erecek.

Kuşku duymayın ki bütün bunlara tanık olan bürokratlar ve işadamları, o gün geldiğinde bildiklerinin hepsini anlatacaklar.

Bugün korkuyla kapanan ağızlar, o gün açılacak.

Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

Spor sayfalarında bir şehir efsanesi

BU sezon Süper Lig Şampiyonu, Galatasaray!Emeği geçen oyuncu ve yöneticiler ile Galatasaraylı okuyucularımı kutluyorum.

Bu vesileyle bir demagojiye de dikkatinizi çekmek istiyorum:

Galatasaray’ın, bu sezon “türlü yokluklar içinde kıvranarak şampiyon olduğu” gibi bir imaj yaratılmaya çalışılıyor.

Mahallenin zengin çocuğu hovardalıkla gününü boşa harcarken, kapıcının oğlu çalışmış, çabalamış da zengin olmayı başarmış gibi, Türk filmlerine yakışacak bir senaryo.

Kim bilir, belki bunun nedeni Türklerin her zaman “mağduru sevme” alışkanlığından yararlanarak sempati toplama çabasıdır. Ancak “para almadan oynadılar” denen Galatasaraylı futbolcuların da tıpkı Fenerbahçeli ya da Beşiktaşlı oyuncular gibi bu işi parayla ve para için yaptıklarını hatırlatayım.

Fenerbahçe antrenman sahasının önünde ne kadar Porsche, BMW varsa, bir o kadarı da Galatasaray tesislerinin önünde park ediliyor.

Galatasaray’ın takım değeri, Fenerbahçe’nin takım değerinden sadece yüzde on daha az.

Galatasaray bu sezon üç yabancı oyuncu transfer etti, Fenerbahçe ise 1.

Son beş sezonda Galatasaray’ın getirip, oynatmadan gönderdiği yerli-yabancı 20’den fazla oyuncuya harcadığı paranın hesabını ise kimse bilmiyor. İki takım arasındaki asıl farkı dünkü Referans Gazetesi yazıyordu: “Galatasaray’da eksik olan para değil, kurumsallaşma.”

Spor sayfalarını yöneten arkadaşlarımız, görüntüyle değil, gerçeklerle daha çok ilgilenmeye başladıklarında, böyle hayali hamaset haberlerini de okumak zorunda kalmayacağız.