Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bir parlamento böyle çalışır

DEMOKRATİK bir ülkede parlamentonun görevinin sadece kanun çıkarmak için parmak kaldırmaktan ibaret olmadığını İngiltere örneğini izleyerek bir kez daha görmüş olmalıyız.

Rupert Murdoch’un sahibi olduğu, skandalın ortaya çıkmasından sonra kapatmak zorunda kaldığı News Of The World gazetesinin neden olduğu telekulak rezaleti parlamentoda da sorgulandı.
Hesap vermek için Avam Kamarası’nın karşısına çıkan sadece Murdoch değildi. Başbakan Cameron da 3 saat süreyle milletvekillerinin sorularını yanıtladı, eleştirileri dinledi, özür diledi, basın danışmanını göreve almakla hata yaptığını kabul etti.
Bu sorgulama, skandal ile ilgili soruşturma derinleştiğinde Başbakan’ın istifa etmesine kadar varabilir, çünkü milletvekillerinin karşısında hatalı olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.
Bir demokraside parlamentonun “denetim görevinin” nasıl yapılacağını gösteren bir örnek.
Başbakan, parlamento çoğunluğunun arkasına saklanmadı ve “milli iradenin” hesap sormasına boyun eğdi.
Çünkü o meclisin üyeleri, sahip oldukları koltukları Başbakan’a ya da parti liderlerine değil, kendi seçmenlerine borçlular.
Bizde böyle olmuyor biliyorsunuz.
Yeri gelince “Her sorunun çözüm yeri meclistir” deniliyor, “Meclis milli iradenin temsilcisidir” deniliyor ama iş denetim görevini yerine getirmeye gelince bu sözleri kimse hatırlamıyor.
Gensoruları, soruşturma ve araştırma önergelerini bir kenara bırakın, hiçbir hukuki sonuç doğurmayan yazılı ve sözlü sorulara bile yanıt verilmiyor. İç tüzük tam tersini emrettiği halde!
Geçen dönemden kalan yüzlerce yanıtlanmamış soru önergesi var. TBMM Başkanlığı’nın uyarılarına rağmen yanıtlanmadan kaldılar.
Suudi Kralı’nın hediyelerinin neler olduğunu, ne gibi işlem yapıldığını bile öğrenemedik.
TBMM geçtiğimiz dönemde de kendisine verilen görevleri eksik olarak yaptı, bazılarını ihmal etti, bu dönemde de bir şeyin değişmeyeceğini göreceğiz.

Hepimizin başına gelebilirdi

? SAMSUN’un Havza ilçesi yakınlarında PKK’lı oldukları zannedilen iki kardeşten 16 yaşındaki Gökhan öldü, ağabeyi 18 yaşındaki Habip tesadüfen yaşıyor.
Jandarma “dur ihtarı” yapıldığını, sonra ateş açıldığını söylüyor. Hayatta kalan Gökhan ise dur ihtarının ateş açıldıktan sonra yapıldığını belirtiyor.
Bir an için Jandarma’nın açıklamasının doğru olduğunu kabul etsek bile ortada ağır bir suç var.
Dur ihtarı, şüpheli kişi ya da kişileri yakalamak için yapılıyor ve karşıdan ateş açılmadıysa emniyet güçlerinin silah kullanma yetkisi de bulunmuyor.
Şüpheli dur ihtarına rağmen kaçmaya devam etse bile silah kullanma yetkisi yok.
Emniyet güçlerinin silah kullanma yetkisi, ancak kendilerine yönelik silahlı açık bir tehdidin varlığı halinde geçerli ve bu açık tehdidin varlığı ise ancak karşı tarafın ateş açmasıyla mümkün olabiliyor.
Bu kim bilir kaçıncı örnek. Otomobilinin içinde vurulan mı ararsınız, yolda yürürken “dur ihtarını” duymadığı için vurulup, ölen mi?
Bunun bir türlü önlenemiyor olmasının tek bir nedeni var: Böyle hatalar işleyen emniyet görevlilerinin (asker, jandarma ya da polis fark etmiyor) önce amirleri, sonra da adli düzenimiz tarafından korunmaları.
Çoğu emniyet görevlisi böyle bir hata yaptığı halde ceza almadan yakasını kurtarabildiği için de bu konudaki eğitime özel bir önem verilmiyor.
Ve unutmayın ki bu yarın herkesin başına gelebilir!

Asıl suçu işleyen savcı soruşturulmayacak mı?

YARGITAY 4. Hukuk Dairesi’nin verdiği bir “bozma kararı”, Türkiye’de telefon dinlemeler ile ilgili olarak yaşanan skandallara bir son verir diye ümit ediyorum.
Ergenekon Davası İddianamesinin eklerinde yer alan ancak dava ile doğrudan ilgisi olmayan bir telefon konuşması kaydının bir gazetede yayımlanması ile ilgili olarak açılan davada yerel mahkeme gazete lehine karar vermişti.
Yargıtay ise dava konusu ile ilgili olmayan konuşmanın, iddianame ekinde yer alsa bile yayımlanmasının hukuka uygun olmadığına hükmetti.
Karar şu açıdan önem taşıyor:
Telefon dinlemeyi düzenleyen yasalarımız, suç ile doğrudan ilgisi olmayan telefon konuşmaları ile ilgili kayıtların imha edilmesini öngörüyor.
Eğer, telefon dinlemede elde edilen bilgiler bir soruşturma için kullanılmayacaksa durumun telefonu dinlenen kişiye de bildirilmesi şart.
Savcılıklar ellerindeki kanunun açık hükmüne rağmen buna uymuyorlar.
Uymadıkları gibi dava konusu ile doğrudan ilgisi olmayan bu konuşmaları iddianame ekine koymakta da bir sakınca görmüyorlar.
Yargıtay’ın kararı bu uygulamanın hukuk dışı olduğunun altını bir kez daha çizmiş bulunuyor.
Tabii işin asıl garip olan yönü, iddianame ekine konan bu konuşmayı yayımlayan gazetenin tazminat ödeme zorunda kalması ama bu hukuk dışı uygulamayı bile bile yapan savcıların bununla ilgili olarak soruşturulmaması.