Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Birbirini duymadan 301’i tartışmak

HRANT Dink’in öldürülmesinin ardından başlayan ve merkezinde Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi bulunan tartışmalar, tam bir sağırlar diyaloğuna dönmüş durumda.

“Hrant Dink’in katili 301. maddeyi savunanlardır” sözleri ne kadar yanlışsa, “301’i kaldırmak isteyenler Türklüğe hakaret edilmesini istiyorlar” sözleri de o kadar yanlış.

Sorun, herkesin fikir özgürlüğünü kendisine göre tarif etmesinden ve sadece beğendiği düşüncelerin ifade edilmesinden hoşlanıyor olmasından kaynaklanıyor.

Meselenin bu boyutlara gelmesinde elbette hükümetin kararsız tutumunun da payı var.

Ama en büyük pay da hiç kuşkusuz yargının olmalı.

301. maddenin son fıkrası açıkça, “eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” dediği halde, yargı yorum hakkını özgürlükleri geliştirici anlamda kullanamadı.

Öte yandan maddenin “Türklük” gibi soyut bir kavramı, muğlak ifadelerle içeriyor olması da bir başka sorun.

301. maddenin benzerlerinin başka Avrupa ülkeleri yasalarında da olduğunu ileri sürenleri yanıltan en temel neden de bu.

Evet, başka ülkelerde de benzeri bir madde var ama bu maddenin düşünce özgürlüğünü sınırlamak için kullanıldığının da bir örneği yok.

Madem bu maddenin kaldırılması konusunda toplumun önemli bölümünde bir endişe var, yapılması gereken şey bu endişeyi giderecek ama düşünceyi de suç olmaktan çıkaracak daha açıklayıcı bir ifadenin maddeye konulmasıdır.

Her iki endişeyi de tatmin edecek bir yasa maddesi yazabilmek bu kadar zor mu, anlamak kolay değil.

Sıtmaya razı etmek!

TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın gazetecilerle yaptığı sabah kahvaltısının notlarını Taha Akyol’dan okudum.

Arınç, “Erdoğan’ın 5 yıl daha başbakanlığı ülkeye çok şey katar” diyor.

Gazetecilerin, “İcraatta Erdoğan ve Gül, temsili makamda Arınç mı” sorusuna ise ne olumlu ne de olumsuz bir yanıt veriyor.

Her siyasetçi gibi Bülent Arınç’ın gönlünde de Cumhurbaşkanı olmak isteği yatıyor olması normal.

Ama belli ki AKP’deki “disiplin” bu isteğin kolayca dışa vurulmasının önünde bir engel!

Öte yandan Arınç’ın adaylığının bazı çevrelerde nasıl bir etki yaratacağını tahmin etmek de zor değil.

“Acaba bu, Arınç’ın adaylığını ortaya atıp herkesi Erdoğan’ın adaylığına sıcak bakmaya sevk etmek için düşünülmüş bir politika mı” diye düşünmeden edemiyorum.

Biliyorsunuz, bizim siyaset düzenimizde “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” atasözü önemli bir politika aracıdır.

Sanat, yaşamı taklit mi ediyor?

TELEVİZYON dizilerini izliyorsanız ortaya çıkan son duruma bakarak, Türkiye’de doğum kontrol yöntemlerinden kimsenin haberdar olmadığına ve daha da kötüsü erkeklerin, kadınların hamilelikleriyle ilgili bilgilerinin son derece sınırlı olduğuna karar verebilirsiniz.

Benim sayabildiğim kadarıyla şu anda 7 dizide kızlar hamile! Ve hiçbir “baba” durumdan haberdar değil!

Ihlamurlar Altında dizisinde Filiz hamile, Yılmaz bunu bilmiyor.

Geniş Zamanlar’da Zehra hamile, Ahmet’in haberi yok.

Sıla hamile, Boran Ağa farkında değil.

Beyaz Gelincik’te Ceren’in hamileliği Ömer’den saklanıyor.

Bebeğim’de taşıyıcı annenin hamile olduğundan kocası habersiz.

Hayatım Sana Feda’da Irina doğuracak, Tamer Karadağlı uyuyor.

Yaprak Dökümü’nde Ferhunde hamile, Şevket baba olacağını hálá anlayamadı!

Eminim atladığım bir iki dizi daha vardır; ama bunun sorumlusu ben değilim.

Ama sonuç değişmiyor: Doğum kontrolünden kimsenin haberi yok, erkekler de hamile bıraktıkları kadınla o kadar ilgililer ki hamile olduğunu bile anlayamıyorlar!

Belli ki dizi senaristlerinin aklına izleyiciyi dizilere bağlayacak gerilimi yaratmak için başka bir konu gelmiyor.

Aristo, “sanat, yaşamı taklit eder” demiş, duymuş olmalısınız.

Eğer bu önerme doğruysa Sağlık Bakanlığı’nın vakit geçirmeden bir doğum kontrolü kampanyasına başlamasında yarar var.