Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu bir nefret suçudur!

KÜRTÇE şarkı söyledi diye Ankara’da bir barda şarkıcı Emrah Gezer’i öldüren eski Özel Harekât polisi Serkan Akbulut 19.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme cinayetin “tahrik altında işlendiği” kanaatine de varmış.
Bu köşede, mahkemelerin takdir haklarını kullanırken açıkladıkları gerekçeleri sıkça eleştiriyorum.
Gözünü kırpmadan insanları öldürebilen sanıklar, sırf mahkemede kravat takıp, sessizce oturdular diye “iyi hal” indiriminden yararlanabiliyorlar.
Ya da bir cinayette, maktulün söylediği bir söz “ağır tahrik” indirimine neden olabiliyor.
Hiçbir sözün bir insanı öldürmek için gerekçe olamayacağını söylemek ise bu dava için hafif kaçacak.
Bu olayda sanığı tahrik eden şey, maktulün “Kürtçe şarkı söylemesi” olarak karşımıza çıkıyor ve mahkeme kararını buna bağlıyor.
Oysa günümüz hukuk anlayışında bu tür suçlar sıradan suçlar değil.
Bu, tipik bir “nefret suçu” ve cezayı hafifletici değil, tam tersine arttırmaya yönelik bir durum olmalıydı.
Etnik bir aidiyete tahammül edememenin, kendisi gibi olmayandan rahatsız olmanın, farklılıklara tahammül edememenin bir sonucu bu ve ona uygun olarak cezalandırılmalıydı.
Cezalandırılması gereken tek suç, bir insanın yaşam hakkını elinden almak değildi.
Aynı zamanda bu ülkenin özgür vatandaşlarının kendi dillerinden türkü söyleyebilme özgürlüğünün ihlali de söz konusuydu.
Mahkemenin bu durumu bir “tahrik indirimi” için uygun görmesi, adalet düzenimizin alması gereken çok yol olduğunu gösteriyor.

Mezhep farklılığını siyasete alet etmek

SEÇİM kampanyası süresince başta Başbakan olmak üzere AKP’li politikacılar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Alevi kimliğinin” üzerinde çok durdular.
Bunun sonucunu aldıklarını da söyleyebiliriz.
Seçimden sonra bu laflar unutulmuştu ki dün AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, aynı meseleyi yeniden piyasaya sürdü.
“Acaba Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye’ye sahip çıkıyor?” dedi.
CHP’nin “Baasçı genlerinin” ve liderinin “mezhebinin”, Suriye’deki yüzde 15’lik kitlenin iktidarına destek verme sonucunu yarattığını söylüyor.
Çelik’in, mezhep çatışmasını körükleyici -ki bu da bir nefret suçu sayılmalı- bu ifadeleri, AKP iktidarının bu meselelerdeki bakışını da ortaya koyuyor.
Tabii aynı bakışla bugünkü hükümetin hiçbir sorun yaşamadığı bazı Arap ülkelerindeki anti-demokratik uygulamalara ses çıkarmıyor olmasını da bir tür mezhep dayanışmasına bağlamak mümkün.
İşin ilginç tarafı da şu ki Türkiye, Suriye ile tarihinin en iyi ilişkilerini bu hükümet döneminde kurdu.
Karşılıklı aile ziyaretleriyle de pekişen Esad–Erdoğan dostluğu, vizenin kaldırılışı ve ortak bakanlar kurulu toplantıları bu hükümet döneminde gerçekleşti.
O vakit Esad rejimi Baasçı değildi de şimdi mi oldu? Hayır, Esad o zaman da Baas Partisi’nin iktidarının başındaydı.
Çelik’in Suriye ile ilişkiler meselesini şimdi buraya getirmesi, aslında hükümetin dış politikasının günlük rüzgârlara ne kadar açık olduğunu da ortaya koyuyor.
Rüzgâr nereden eserse, Türkiye o yöne yatıyor ve korkarım ki Ortadoğu’da rüzgârlar dinene kadar da bir o yana, bir bu yana yatmaya devam edecek.

Şimdi de çift hukuklu düzen!

BDP’nin yayın organı Barışın Sesi gazetesinden Akşam’ın aktardığına göre Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde alternatif bir mahkeme kurulmuş.
“Demokratik özerklik” çerçevesinde faaliyet gösteren mahkeme, baktığı 600 davadan 443’ünü çözmüş!
Habere göre Bağlar İlçe Meclisi üyelerinin ve kanaat önderlerinin yer aldığı 7 kişilik Adalet Komisyonu, ilçede yaşanan her türlü sorunu normal mahkemelere gitmeden çözüyormuş.
Kız kaçırma, yaralama, kan davası, arazi kavgası, hırsızlık gibi vakalardan söz ediliyor.
Görülen ve sonuçlandırılan dava sayısına bakarsak bu alternatif mahkemenin normal adalet düzenimizdeki mahkemelerden daha hızlı çalıştığını söyleyebiliriz.
Ama “hız” ile ilgili olumlu tablo, bütün ülkede geçerli tek bir hukuk düzeninin korunması açısından bakıldığında vahim görünüyor.
Aralarında ağır suçlar olan vakalar da söz konusu ve bu bir mahallede oturup, iki kişi arasındaki basit anlaşmazlıkları hakem yoluyla çözmeye hiç de benzemiyor!
“Demokratik özerkliğin” böyle çift hukuklu bir yapı doğuracağını da bilmiyorduk, böylece öğrenmiş olduk.
Yarın benzeri bir alternatif hukuk uygulamasının tarikatlarca da yürürlüğe sokulduğunu görürseniz sakın şaşırmayın.
Hükümetin ve devlet yetkililerinin bu olaya nasıl bir tepki göstereceğini merakla bekliyorum.
Ve elbette şu soru da var: Ülkenin bir köşesinde ağır cezalık suçlar işleniyor ama devlet görevlileri sorumlularını yakalayıp normal bir mahkemeye götüremiyorlar!
Böyle bir ülkede hükümetin işini gerektiği gibi yapabildiğini söylemeye olanak var mı?