Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Cemaatleri devletleştirmenin sonucu

DARBE girişiminin hemen ardından 9 bine yakın kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında Anayasa Mahkemesi üyeleri, HSYK üyeleri, yargıçlar, savcılar da var.
 
Darbe girişiminin ardından İçişleri Bakanlığı’nda da büyük çaplı görevden almalar yaşandı.
 
Bu bakanlıkta görevden uzaklaştırılanlar arasında 7 bin 899 emniyet personeli, 1’i il valisi, 29’u merkez valisi olmak üzere 30 vali, 52 mülkiye müfettişi, 16 hukuk müşaviri, 1 genel müdür yardımcısı ve 2 daire başkanı da bulunuyor.
 
140 Yargıtay, 48 Danıştay üyesine görevden el çektirildi. Açığa alınan hâkim ve savcıların sayısının 2500’den fazla olduğu bildiriliyor.
 
Gözaltına alınan ve görevden el çektirilen yargıç ve savcılar, tüm yargı mensuplarının neredeyse beşte birine denk geliyor.
 
29 general, darbe teşebbüsü nedeniyle gözaltında, muhtemelen hepsi hakkında tutuklama kararı da verilecek.
 
Bu kişilerin ne kadarı darbe planlarının içinde yer aldı ne kadarı “Bu da onlardandır” denilerek fırsattan istifade tasfiyeye tabi tutuldu, şu anda bilemiyoruz.
Bağımsız ve adil bir yargılama ile bu ortaya çıkacaktır ama böyle bir yargı teşkilatımızın kaldığından da emin değiliz. Bugüne kadar yaşadıklarımız ortada.
Bütün bu tablo gösteriyor ki devlet kelimenin tam anlamıyla “tefessüh etmiş”!
 
Cemaat bağları, Anayasa’ya ve hukuk devletine bağlılıktan daha güçlü olanlar, generalliğe kadar terfi etmişler, yüksek yargıç, yargıç, savcı olabilmişler.
 
Devlet kadrolarını, cemaat, mezhep, tarikatlar gibi örgütlere bağlılıklara bakarak doldurmanın sonucu bu.
 
Ortaya çıkıyor ki büyük bir restorasyon döneminin başlatılması gerekiyor.
 
Demokratik hukuk devleti ilkelerine tartışmasız bağlı bir devlet mekanizması kurmayı başaramazsak, yaşadığımız bu kaos ortamının daha da derinleşeceğini söyleyebiliriz.
 
Devletler, sağlam kurumlarıyla ayakta durabilirler.
 
Kurumları tahrip eden anlayışın bizi götüreceği yer, “son Türk devletinin” de sonudur.
 
DEMOKRASİNİN GERÇEKTEN KAZANMASI İÇİN
 
DARBE girişiminin bastırılmasından itibaren herkesin ağzından çıkan ilk söz “Demokrasi kazandı”!
 
Kuşkusuz ki darbe girişimi başarılı olsaydı, bugünkü sınırlı demokrasiyi bile mumla arardık.
 
Sonu içsavaşa bile varabilecek bir kaos dönemi yaşardık, demokratik kazanımlar neresinden baksanız yarım asır geriye giderdi.
 
Onun için “Demokrasi kazandı” demekte büyük bir yanlışlık yok.
 
Ancak, bunu söylüyor olmak, “demokrasimizi” kurtarmaya yetmiyor.
 
Çünkü bugün yaşadığımız ülkede Anayasa “askıda”!
 
Yerine yapılması düşünülen Anayasa’nın demokratik olacağından, güçler ayrılığını sağlayıp sağlamayacağından emin değiliz.
 
Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı nasıl sağlanacak?
 
Yasama organı TBMM yasa yapmanın yanı sıra, yürütmeyi denetleme işlevini yerine getirebilecek mi?
 
Yürütme, hukuka saygılı olacak mı?
 
Yargı, bağımsız ve tarafsız olabilecek mi?
 
Bu soruların hiçbirine bugünkü bilgilerimizle olumlu yanıt veremiyoruz.
 
Hukukun üstünlüğüne inanan, temel insan haklarına saygılı, ifade özürlüğünü garanti altına alan, çoğulcu bir düzen kurabilecek miyiz?
 
Devlet kadrolarında yer alabilmek, yükselmek için bilgi ve liyakat yeterli olacak mı? Yoksa eski muktedir Cemaat’in yeri, yenileriyle mi doldurulacak?
 
Evet bir darbeyi atlatarak bugüne geldik ve bunları konuşabiliyoruz.
 
Ama bu demokrasinin gerçekten kazanmış olduğunu göstermiyor.
 
Demokrasinin gerçekten kazanmasını istiyorsak, bugüne kadar yaptıklarımızın tam tersini yapmamız gerek.
 
HUKUKTAN VAZ MI GEÇECEĞİZ?
 
CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, darbe girişiminin ardından meydanda konuşuyor. Toplanan kalabalık sözünü kesiyor: İdam isteriz, idam isteriz!
 
Cumhurbaşkanı yanıtlıyor: “Demokrasilerde halkın talebi bir kenara konulamaz. O hak anayasal olarak gerekli olan mercilerde değerlendirilir ve kararı verilir.”
 
Başbakan Binali Yıldırım, basın toplantısında “İdamı ele alacağız” diyor.
 
Hem Cumhurbaşkanı’nın hem de Başbakan’ın bu konudaki sözlerinde elbette bir kesinlik yok.
 
“İdamı yeniden getireceğiz” gibi bir söz vermekten kaçınıyorlar ve belli ki muğlak yanıtlarla ortamın sakinleşmesini bekliyorlar.
 
Ancak, şunu söylemeliyim ki Cumhurbaşkanı’nın da Başbakan’ın da bu konuda net konuşması gerekiyor.
 
Devlet adamlığının gereği budur.
 
Çünkü idam isteyen halk da bilmeli ki eğer hukuktan taviz verilmeyecek ise idam cezası yeniden yasalaştırılsa bile geriye doğru yürütülmesi ve darbecilerin idam ile yargılanıp, cezalandırılması söz konusu değil.
 
Darbe, Türkiye’nin hukuk düzenine karşı yapıldı, darbeyi bastırdıktan sonra hukuka veda mı edeceğiz?
 
Öte yandan idam cezasının kaldırılması, Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgiliydi.
 
Şimdi idam cezasını yeniden getirerek, AB üyeliğinden mi vazgeçeceğiz?
 
Bunu millete açıklıkla anlatmakta yarar var.