Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Allah akıl-fikir versin heyeti

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyunda “akil insanlar” diye tanımlanan heyetin görevini dün şöyle tarif etti:

Süreci takip edecek, sürece yönelik toplumsal desteği perçinleyecek bir heyet!”

Bu kişiler yedi coğrafi bölgeye göre planlanmışlar. İtibarlı yazarlar, akademisyen, sanatçı ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşuyorlarmış. (İtibar hükümete yakınlıkla ilgili elbette, gerçek sivil aydınlar açısından ciddiye alınacak bir itibar sayılmaz.)

Başbakan onların görüşlerini dinleyecek, sonra da değişik etkinlikler içinde halkla bir araya geleceklermiş.

Bir ay çalışacak, sonra da hükümete bir rapor sunacaklarmış.

Başbakan’ın yardımcısı Bekir Bozdağ’a göre bu kişiler “konferans, seminer, panel gibi etkinlikler ile çalışmalar” yürütecekler.

Artık ortaya çıkıyor ki PKK’nın silahı bırakma sürecinde bu isimlere düşen tek görev, hükümetin bu konuda söylediklerini tekrarlamak, kamuoyunu bu yönde oluşturmaya yardım etmek.

Hatırlarsınız geçtiğimiz hafta sonunda bir anketten söz edilmişti. Bu anketin sonucuna göre halkın yüzde 58’i çözüm sürecini destekliyordu.

Aynı ankette açıklanmayıp gizlenen konu ise barış görüşmelerinin Abdullah Öcalan ile sürdürülmesine verilen desteğin yüzde 40’ın altında olmasıydı.

Şimdi bu “akıllılar” belli ki anketin herkesten gizlenmeye çalışılan bu sonucunu düzeltmeye gayret edecekler.

Hükümetin açıkça yapamadığı, söyleyemediği bir konuyu söylemeleri için tuttuğu 49 kişiye de “akıllı insanlar” dememiz bekleniyor.

Ne diyeyim, Allah selamet versin, akıllarını başlarından eksik etmesin!

Tak sepeti koluna herkes kendi yoluna

ÖYLE görünüyor ki AKP ile liberallerin yolları ayrılma noktasına geldi.

AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu bakın ne diyor:

Dün bizimle beraber şu ya da bu şekilde yürüyenler, yarın bizim karşımızdaki güçlerle, bu sefer paydaş olacaklar”.

Şöyle devam ediyor:

Bu geçtiğimiz 10 yıl içinde, bir tasfiye süreci ve bir tanımlama özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımıza paydaşlar vardı. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak. Dolayısıyla o paydaşlar bizimle beraber olmayacaklar”.

Liberaller geçtiğimiz on yıl içinde AKP’yi neden desteklediler?

Bir tek nedeni var: Askeri vesayet dönemi sona erecek, Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olabilecek bir demokrasi düzeyine gelecek, kimse fikrini açıkladı diye hapse girmeyecek, insan haklarına saygılı olunacak vs.

Şimdi Babuşçu diyor ki “Geleceği inşa döneminde onlarla yollarımız ayrılacak”!

Demek ki “geleceğin inşa döneminde” AKP’nin ajandasında bu meselelerden daha farklı konular var.

Ve o konular artık her ne ise “liberaller” bu konuda AKP’nin yanında olamayacaklar, tam tersine AKP’nin yapmak istediklerine karşı çıkanların yanında olacaklar!

Gerçekten ilginç bir itiraf!

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’yken, 14 Temmuz 1996 günü Milliyet gazetesindeki söyleşisinde şöyle demişti: “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz. Demokrasi amaç değil araçtır!”

Anlaşılan o ki yavaş yavaş “son durak”a doğru geliyoruz.

Bakalım tramvaydan inecekleri o son durakta şapkadan ne tavşanlar çıkaracaklar!

Papatya falı

BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ doğum gününü kutlarken şöyle konuştu:

PKK’lıların sınır ötesine silahlarıyla birlikte çekilmeleri söz konusu olmayacak. Güvenlik güçlerinin silahla ne yapıyorsun diye sorma ve gereken müdahaleyi yapma hakkı var. Silahsız olursa güvenlik güçlerinin müdahalesi söz konusu değil”.

Oysa çok değil bundan beş gün önce de a haber televizyonuna, PKK’lıların sınır dışına çıkmalarıyla ilgili yasal bir düzenleme gerekmeyeceğini, güvenlik güçlerinin PKK’lıların sınır dışına çıkmasına müdahale etmeyeceğini söylemişti.

Şöyle konuşmuştu:

Başbakanımızın Türkiye topraklarının dışına çıkma söz konusu olduğunu herhangi bir problem olmayacağına dair güvence veren bir açıklaması oldu. Bu önemli bir sözdür. Sayın Başbakan bunu bizzat kendi ağzından ifade etti”.

Beş günde ne değişti derseniz, yanıtı şu: Başbakan değişti!

Başbakan görüşünü değiştirdi, Kanal D’de “Silahla çıkılmaz” dedi, mecburen onun ağzına bakanlar da değişti, bu arada Bozdağ da değişti!

Bir şey söylemek istiyorum: Önce kendi aranızda bir konuşup bir ortak karara varsanız da bunu kamuoyuna ancak ondan sonra açıklasanız daha iyi olmaz mı?

Böyle yaptığınızda sanki papatya falı açar gibi oluyorsunuz: Silahlı çıksın, silahsız çıksın, silahlı çıksın, silahsız çıksın…

Herkesin kafası karışıyor, barış süreci darbe alıyor!