Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Cumhurbaşkanı adayının her şeyi tartışılabilir

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde partisinin milletvekilleriyle “görüş alışverişini” sürdürüyor.

Önceki geceki toplantıda da, muhalefetle konunun görüşülmesi önerisini şöyle geri çevirmiş:

“Köşk için tüm liderlerle görüşecektim ama eşimi bile tartışma konusu yaptıkları için bundan vazgeçtim.”

Başbakan’ın bu gerekçesini, doğrusunu isterseniz, hiç de inandırıcı bulmuyorum.

Şu anda Cumhurbaşkanlığı için adı geçen en önemli aday Recep Tayyip Erdoğan.

Ve bir demokraside, Cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir göreve aday olan kişilerin, sadece kendilerinin değil, tüm aile fertlerinin de kamuoyunda mercek altına alınmasında bir tuhaflık olamaz.

Çünkü bir şirkete genel müdür aramıyoruz, cumhurbaşkanı olacak ve ailesiyle birlikte ülkeyi temsil edecek bir kişiyi arıyoruz.

Kaldı ki sıradan bir şirkete genel müdür atarken bile aile ilişkilerine bakmakta yadırganacak bir durum olmaz.

Kendisi de önemli kamu görevlerine atadığı kişilerin eşlerinin türbanlı olup olmadığına bakmıyor mu?

Siyasette böyle makamlara talip olanların sadece kendilerinin değil, eşlerinin ve ailesinin öteki fertlerinin de “temsil kabiliyetine sahip olup olmadıklarını” tartışmak, yapılması gereken bir şeydir.

Elbette bunu tartışırken Emine Hanım’a ya da ailenin öteki fertlerine yönelik incitici ve eleştiri sınırlarını zorlayan ifadelerin kullanılmasından da kaçınmak gerekir.

Bu zaten asgari bir nezaket kuralıdır.

Ama buna dikkat etmeyenlerin kişisel terbiyeleri başka bir konudur, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için muhalefetle diyalog başka bir konudur!

Bu ikisini birbirine karıştırmak da doğru değildir.

Mesajlardaki reklamlar

SON günlerde cep telefonuma yağmur gibi yağan reklam mesajlarından fenalık geçirmek üzereyim.

Hiç ilgilenmediğim alışveriş olanakları, bilmem neredeki konsere nereden bilet alacağım gibi bir sürü reklama maruz kalıyorum.

Cep telefonum, bana özel bir araç.

Telefonumu kendim aldım, konuşma ücretlerini de kendim ödüyorum. Bu da telefonum üzerindeki tasarruf hakkını tamamen bana veriyor.

Bu özel aracı kullanarak kimlerle iletişim kuracağım da bana ait bir özgürlük.

Cep telefonu operatörlerinin, bana ait bir aracı kullanarak üzerimden ekstra para kazanmalarına itirazım var.

Operatörler, bu tür mesajları almak istemeyenler ile almak isteyenleri ayıracak bir çözüm yaratmak zorundalar.

Telekomünikasyon Kurumu’nun bu işle ilgili kapsamlı bir düzenleme yapmasında yarar var.

Kuzey Irak’taki herkesle akrabayız!

BARZANİ’ye söylediği densiz sözler için kızmakta elbette sonuna kadar haklıyız.

Ancak bu işin karşılıklı bir demeçler kavgasına dönüştürülmesinde de hiçbir yarar yok.

Bunun bir tek faydası olur, söyler rahatlarsınız. Ama sorunu çözemezsiniz.

Ve konu giderek “yalama” olur, bir tür kayıkçı kavgasına dönüşür, bu da ülkenin prestijini giderek yerlere düşürür.

Bu açıdan önceki günkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararlar, verilen öfkeli demeçlerden çok daha etkili ve yararlı olacaktır, zaman içinde bunu göreceğiz.

Öte yandan Kerkük ve Kuzey Irak politikalarının oluşturulmasında şunu da unutmamak gerekiyor:

Türkiye Cumhuriyeti, etnik temeller üzerine kurulmuş bir devlet değil.

Anayasamız bunu tanımlıyor.

Kerkük’teki Türkmenlerin çıkarlarıyla ilgili hassasiyetler gösterirken, oradaki Arapları unutmak veya Kuzey Irak’taki Kürtleri düşman olarak algılamaya yol açacak tepkiler de doğru değil.

Kuzey Irak’taki Türkmenler ile akrabalık ilişkimiz ne ise o bölgede yaşayan Kürtler ve Araplar ile akrabalık ilişkimiz de ülkemizin genel nüfus yapısına bakarsak odur.

Bu nedenle Kerkük ve Kuzey Irak politikalarımızın oluşturulmasında bir tarafın haklarını korumaya gayret ederken, öteki tarafı düşman gibi konumlamak alışkanlığını da terk etmek gerek.

Türkiye, bölgedeki Türkmenler, Araplar ve Kürtlerin huzur içinde birlikte yaşamasını sağlamak istiyorsa taraflara da eşit mesafede durmalı.

Bunu başarabildiğimiz gün Kuzey Irak’tan kaynaklanan PKK sorununun çözümü için de önemli bir adım atmış olacağız.