Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Demokrat Parti ne kadar ’demokrat’ olacak?

MEHMET Ağar imzasıyla yayımlanan “Artık Demokrat Parti var” başlıklı ilanı dün Hürriyet’te okudum.

Ağar’ın yeni partisini anlattığı bu ilanın bir yerinde şöyle deniliyor: “Demokrat Parti, merkez parti olmanın verdiği, bilinç, irade, kuvvet, dirayet, inanç ve aklıselim ile Türkiye’nin yıllardır beklediği siyasi güçtür. Türkiye’de kutuplaşmayı bitirip, kucaklamayı sağlayacak, söz dinleyen değil, söz sahibi Türkiye’yi yaratacak tek olgu, merkez olgusudur.”

İlanın geride kalan kısımlarında da bir “merkez” partisi iktidarının, Türkiye’nin sorunları için tek çözüm olduğu vurgulanıyor.

Bilmiyorum, Mehmet Ağar hatırlıyor mu ama Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden beri “merkez” partileri tarafından yönetildi.

Tek parti döneminin CHP’si, bir devlet partisi olarak elbette daha farklı bir çizgideydi ama çok partili yaşama geçtiğimizden beri başka bir çizgideki partinin bizi yönettiğine de tanık olmadık.

“Merkez sağ ve merkez sol” kavramlarının bu kadar popüler olmasının nedeni de “merkeze” olan bu delicesine tutkumuz olmalı.

AKP bile herkese aslında dinci değil, “merkez sağcı” olduğunu anlatmaya çalışıyor, buna göre vitrin düzenlemeleri yapıyor.

DP, AP, ANAP, DYP hep aynı çizginin partileriydiler ve asıl sorunları da demokratik bir ülkede faaliyet gösteren bir “merkez partisinin” olması gerektiği kadar “demokrat” olmamalarıydı.

Yeni kurulan DP için bu bir fırsat olmalı. Bu tarihsel hatayı telafi ederek, gerçekten “demokrat” olmayı başarabilmeli.

Bunun için de “bilinç, irade, kuvvet, dirayet, inanç ve aklıselim” yeterli bir mesaj vermiyor.

Programını gördüğümüzde hep birlikte karar vereceğiz, Demokrat Parti, ne kadar “demokrat”.

Modern olmayan fikir, bez değil!

ERTUĞRUL Özkök ile Enis Berberoğlu’nun, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptıkları röportaj, son zamanlarda okuduğum en ilginç röportajdı.

Özellikle kayda geçmesi gereken bir cümle var: “Ben de baştan beri söylüyorum. Türban daha modern olabilir. Cumhurbaşkanı seçilseydim benim de, eşimin de farklı bir üslubu olacaktı. Bu gibi hassas süreçlerde eşlerin de sorumlulukları var ve Hayrünisa Hanım da bunun bilincinde.”

Burada ilginç bir durum ortaya çıkıyor: Demek ki Abdullah Gül ve eşinin bugünkü “üslupları” Cumhurbaşkanlığı makamı söz konusu olunca “kabul edilebilir” değil ki, eğer seçim gerçekleşmiş olsaydı “üslup” değişecekti!

Bir siyasetçinin “sadece kişisel değil, ailevi yaşam üslubunu” makama göre tayin etmesi fikrini kabul edebilmem mümkün değil.

İnsan ne ise o olmalı, “o makamda öyle, bu makamda böyle” olmaz.

Ve bir de “türbanın daha modern olması” önermesi var. Bu sözlerin bilinçaltında bugünkü türbanın pek de modern bir şey olmadığının kabulü var.

Gül’e şunu söylemeliyim: Modern olmayan şey, adına türban denilen örtünün nasıl bağlandığı ya da rengi vs. değil.

Modern olmayan şey, türbanın arkasındaki fikir!

Modern olmayan o bez parçası değil, kadınların toplumsal yaşamın içinde erkeklerle eşit olarak yer almasını bazı giyim-kuşam ölçütlerine bağlamak! O yapılmazsa, kadının evine hapsedilmesine yol açmak.

Değişmesi gereken tutum, o kumaşın bağlanma şekli değil!

Memlekete hizmet etmenin başka yolları

MESUT Yılmaz’ın yeniden siyasete dönme isteğini eleştirdiğim yazıma bir okuyucum şöyle bir tepki verdi: “Gencecik adam, çekilip evinde mi otursun?”

Benim böyle bir önerim yok elbette.

Siyasete Turgut Özal ile başarılı bir giriş yapan bir kişi Mesut Yılmaz. Ama partisinin genel başkanı olduktan sonra istikrarlı bir şekilde her seçimde oyu azalan bir siyasetçi.

Ve son olarak da baraj dışında kaldığını biliyoruz.

Şimdi “halkın vicdanında aklanmak” gerekçesiyle yeniden siyasete dönme çabaları içinde olmasını tuhaf buluyorum.

Çünkü başından benzeri süreçler geçen bir siyasetçinin yeniden siyasete dönme çabasına Batılı demokrasilerin hiçbirinde rastlayamazsınız.

Onun durumunda olan siyasetçilerin neler yapacakları bellidir: Birikimlerini gençlere aktarabilecek görevler üstlenmek, hayır işleri organize etmek, toplumun dikkatini günlük siyasetin ihmal ettiği konulara çekmek, kitap yazmak vs.

Ve bunlar da bir insanın “memleketine hizmet” etmesi için uygun faaliyetlerdir.