Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

DSP, yok olmak istemiyorsa ittifaka mecbur

CHP ile DSP arasındaki ittifak görüşmeleri, DSP’deki bir grup kariyerist tarafından tıkanmış durumda.

Seçimlere iki aydan biraz fazla bir süre kaldı ve küçük çıkar hesapları, Türkiye’de sol siyasetin geleceği açısından çok önemli bir adımın atılmasını engelleyebiliyor.

Türkiye, demokrasi tarihinin en hayati seçimlerinden birine giriyor. Böyle bir ortamda bile kişisel siyasi hırslardan vazgeçilemiyor olması affedilebilecek bir şey değil.

Aslına bakarsanız, bu ittifakta en büyük fedakárlığı yapan CHP ve lideri Deniz Baykal’dır.

İttifak için başlangıçta şart koşulan “birleşme”den vazgeçilmesi ve tek başına barajı geçme olanağı olmayan bir partiye ileride bir TBMM grubu oluşturabilecek kadar kontenjan tanınması, CHP açısından gerçek bir fedakárlıktır ve değerinin bilinmesi gerekir.

Öte yandan seçime hazırlanmak için gerekli sürenin kısalığı, iktidar olanaklarına sahip olmayan partiler için ciddi bir dezavantaj.

Bu bilindiği halde işi uzatmak, seçime hazırlık süresinden harcamak demek ki bu da DSP’nin kamuoyu vicdanında mahkûm olması sonucunu doğuracak.

Aldığım haberler, DSP’li muhaliflerin Genç Parti ile bile ittifak hayalleri kurduğu yolunda.

Bu kişilerin “sosyal demokratlıklarının” gerçekten sorgulanması gerekiyor.

Şurası çok açık: DSP bu seçimde ya CHP ile birlikte hareket edecek ya da kendi tabanına bile açıklayamayacağı ittifak arayışları içinde yok olup gidecek.

Seçim kararından sonraki ilk araştırma

TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi’nin seçim kararını almasından sonra Tempo Dergisi tarafından yaptırılan araştırmanın sonuçları bugün yayımlanıyor.

Elbette henüz seçim propagandası dönemine girilmediği için bu araştırma sonuçlarına bakarak “seçimden bu tür bir sonuç çıkacak” diyebilmek mümkün değil.

Bu araştırma ile ileride yapılacak araştırmaları karşılaştırdığımızda seçim propagandasının oylar üzerinde nasıl bir etki yarattığını da görebileceğiz.

Ancak yine de bu anketin sonuçlarını dikkatle incelemek gerekiyor.

Ayrıntılı sonuçlarını bu haftaki Tempo’da bulabilirsiniz, ben sadece “Seçimde kime oy vereceksiniz” sorusunun yanıtlarını aktarıyorum:

AKP: Yüzde 41,3. CHP: Yüzde 13,6. ANAP-DYP: Yüzde 10,7. Kararsız: Yüzde 7,6. MHP: Yüzde 6,9. Boş oy: Yüzde 6,6. GP: Yüzde 3,9. DTP: Yüzde 3,6. SP: Yüzde 1,3. DSP: Yüzde 1,2. Diğer: Yüzde 3,1.

Bu tablodan bir tek sonuç çıkarıyorum: Aradan geçen beş yıla yakın iktidar süresine rağmen AKP’nin oylarının artması, buna karşılık muhalefet partilerinin oylarının azalması, muhalefet partilerinin iktidarın yetersizliklerini halka anlatmakta başarısız olduğunu gösteriyor.

Ve bundan da önemlisi muhalefet partilerinin, isimler ve programlar olarak seçmende bir heyecan yaratmamış olduğunun da bir işareti.

Seçim süreci ilerledikçe iktidar oylarında azalma, muhalefet oylarında artış beklemek normal.

Ancak yine de AKP’nin tek başına bir iktidara yakın olduğunu söylemek mümkün.

Bunu önleyebilecek tek güç de şu anda CHP gibi görünüyor.

CHP, DSP ile ittifak yapsın ya da yapmasın, seçmen karşısına yepyeni yüzler ve yepyeni bir söylemle çıkmazsa, bu AKP’ye yarayacak.

Ve yine araştırma ortaya koyuyor ki CHP toplumun eğitimsiz ve ülkenin gelişmemiş bölgelerinde yaşayanlarda yeni bir umut ve heyecan yaratacak söylemler geliştirmeli, isimler bulmalı.

Belli oluyor ki eski hamamda ısrar etmek, eski tasla yıkanmak sonucunu doğuracak!

’Verimli Toprak’ olabilmek için

FİNLANDİYA’nın başkenti Helsinki’de yabancılar için hazırlanmış bir tanıtım kitabında, yabancı yatırımcıları bu kente davet eden bir ilan okudum.

“Verimli topraklar” başlıklı ilan, yatırımcılara Baltık Bölgesi’nde işlerini büyütmek için en uygun ortamın Helsinki olduğunu anlatıyor.

Baltık Bölgesi deyip geçmeyin. Avrupa Birliği üyesi olmuş üç eski Sovyet Cumhuriyeti ve Rusya’nın en hızlı gelişen bölgesi Petersburg, bu denizin kıyısında yatırımcıların iştahını kabartıyor.

Yıllardır Türkiye’ye yabancı sermaye gelmeyişinden yakındık.

Şimdi de yabancı sermayenin sadece hazır kurulmuş şirketleri satın almasından, yeni iş alanları yaratacak yatırımlara yüz vermemesinden yakınıyoruz.

Helsinki’nin yatırımcılara vaat ettiği hususlara bir göz atmak, Türkiye’nin neden daha uzun yıllar istediği türden yabancı yatırım çekemeyeceğini de anlatıyor:

İşte Helsinki’nin vaatleri: “Yüksek teknolojili araştırma-geliştirme kolaylıkları, dünya çapında tasarım olanakları, sonuç alıcı pazar araştırmaları potansiyeli, mükemmel altyapı, yüzde 24 kurumlar vergisi, yüksek eğitimli ve çok dil konuşabilen insan kaynağı, güvenli ve hoşgörülü bir ortam, siyasal ve ekonomik istikrar.”

Helsinki için hazırlanan ilanda yazılanları okuyunca, boşuna şikáyet ediyoruz diye düşündüm.

Bütün gücümüzü ve mesaimizi kendi iç çekişmelerimize harcar, ülkenin yapısal sorunlarını çözmek için adım atamazken bu bulduğumuz kadarına şükretmemiz gerekiyor sanki.