Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Eğitimin durumu kimin umurunda

HÜKÜMET ile cemaat arasındaki iktidar mücadelesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan dershaneler meselesinin çözümü şimdilik ertelenmiş görünüyor.

İki yıllık geçiş süreçlerinden, öğrenci başına yapılacak yardımlardan vs. söz ediliyor da dershaneleri doğuran sonuçların üzerine eğilmek elbette ihmal ediliyor.
İhmal edilmesi normal çünkü bu iş uzun vadeli ve ciddi bir çalışmayı, planlamayı gerektiriyor, ki bizim günlük yaşayan siyaset düzenimizde bununla uğraşan elbette yok.
Bütün Milli Eğitim sistemimizin ciddi bir reforma hatta devrime ihtiyacı var ama hükümetin ilgisi ise okullar aracılığıyla toplum mühendisliği yaparak İslami bir toplum yaratmaya yönelik.
Bu köşede sizlere daha önce sözünü ettiğim PISA testlerinin 2012 sonucu da açıklandı, eğitimimiz yerlerde sürünüyor.
OECD tarafından yapılan bu araştırma öğrencilerin matematik, fen ve okuma düzeylerini ölçüler ve Türkiye 64 ülke arasında 42. sırada, OECD ortalamasının da çok gerisinde.
Bununla ilgili haberler dünkü gazetelerde yer aldı.
Bir kez daha ortaya çıkıyor ki eğitim sistemimiz ne doğru dürüst matematik öğretebiliyor, ne Türkçe, ne fen ne de bir yabancı dil.
Hükümetin eğitimle ilgili tek derdi her çocuğu imam hatibe yollamak, imam hatibe gitmeyeni açık liseye mahkûm etmek.
Çünkü kafalarındaki İslami bir toplum yaratma hedefine böyle ulaşabileceklerini düşünüyorlar.
Memleketin geleceği umurlarında bile değil.
Dini eğitimle dünyanın hangi ülkesinde bilim gelişmiş, teknoloji üretilir hale gelmiş? Bununla ilgilenmiyorlar bile.

Bir hukuk garabeti

YÜKSEK Seçim Kurulu, yerel seçimlerde aday olan bakanların görevlerinden istifa etmelerinin gerekmediğine karar verdi.
Tarihe geçecek bir hukuk garabeti olduğunu düşünüyorum.
Seçim Kanunumuz, seçimlerde aday olan kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmaları gerektiğini emrediyor.
Nedeni açık: Kamu gücünün ve yetkisinin seçimler sırasında kullanılmaması, seçimin demokratik ve eşit bir yarış içinde geçebilmesinin sağlanması!
Böylece şöyle bir garabet çıkıyor: Urfa Valisi seçimde aday olduğu için görevden ayrılacak ama onun amiri konumundaki İçişleri Bakanı eğer aday olursa görevinden ayrılmasına gerek olmayacak!
Ulaştırma Bakanı yerinde kalacak ama Demiryolları Genel Müdürü aday olursa görevinden ayrılacak!
Seçimde adalet için memur istifa edecek, onun amiri konumundaki siyasetçinin istifa etmesi gerekmeyecek.
Nasıl bir akıl yürütme anlamak bir hayli zor.

Yapamadıkları galiba daha iyi olmuş

YENİ sivil, özgürlükçü” Anayasa’yı yapmak üzere kurulan ve sonra dağılan Uzlaşma Komisyonu’nun 25 aylık çalışması sırasında “genel ahlak” konusunda da tartışmalar yaşandığını Hürriyet’te okudum.
Milletvekilleri birbirlerine açık saçık fıkralar da anlatmışlar, bunlar tutanaklara da yansımış, gazetemiz bunu “Tutanaktaki kırmızı nokta” başlığıyla verdi.
MHP’li Faruk Bal “genel ahlak” kavramının çerçevesinin gerekçeye yazılmasını önermiş.
AKP’li Ahmet İyimaya “Bizim bu kavramdan vazgeçmemiz mümkün değil” diye yanıtlamış.
Böyledir zaten, başkalarının özel hayatlarında ne yapıp ettikleriyle ilgilenmek bizim devletimizin genel karakterlerinden biridir.
Hesapta özgürlükleri genişletmek istiyorlar ama kafalarının içindeki sınır bir türlü genişleyemiyor.
Tutanaklara göre Ahmet İyimaya “Aykırı bir örnek vereyim” diye anlatıyor: Anadolu’da bir kahveye oturmuşlar, millet televizyonda bir grup seks filmi izliyormuş!
Nereye gittiğini ben de gerçekten merak ettim ama mesele o değil.
Tezini savunmak için “aykırı bir örnek” diye anlattığı bir olaya dayanmasını da bir tarafa bırakabiliriz aslında. “Madem o kadar ‘aykırı’, özgürlükçü sivil anayasa neden bununla ilgilensin” diye sorup geçelim.
BDP’li Bengi Yıldız “Bir örnek veriyorsunuz ki pratikte böyle bir şey yok” deyince de İyimaya “Olur mu canım, var ya. Neyi yok ağabey ya! Örneği çoğaltırım Hocam. Yani sen, ben, öbürü değil, bizim gibi yaşlı adamlar şey ediyor, kamu ahlakı bakımından doğru mu?” diyor.
Aklına bile gelmiyor ki yetişkin insanlar kendi hareketlerinden kendileri sorumludur. Neyi seyredip seyretmeyeceklerine kendileri karar verebilirler.
Ama kafaların içindeki diktatör dürtüyor tabii “Ona da karış, bunu da engelle, öyle de yapmasınlar”!
Bu tartışmaları salı günkü gazetede bulabilirsiniz.
Komisyonda söylenen sözlere baktım, başarabilselerdi nasıl sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapacaklardı, anlayamadım.