Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Gerçekten de önemli olan kafanın içidir

ÖNCEKİ gün TBMM önünde toplanan bir grup, türbanın sadece üniversitede değil, kamu hizmetlileri için de serbest bırakılmasına yönelik bir gösteri yaptı.

Dünkü gazetelerde bu gösteri sırasında çekilmiş fotoğraflar yayımlandı.

Fotoğraflardan birinde türbanlı bir genç kızın elinde bir pankart görülüyordu. Pankartta şunlar yazılıydı: “Önemli olan kafanın dışı değil, içidir!”

Sonuna kadar katılacağım bir görüş bu.

Gerçekten de önemli olan kafanın dışı değil, içidir!

Mesela, bu devirde bile bir kadının saçını görünce tahrik olmamak gerekir.

Yani ne sen bir kadının saçını görünce günaha gireceksin, ne de bir kadın saçını gösterdi ve bu yüzden seni tahrik etti diye günaha girecek!

Kadınların, toplumsal yaşama katılmasını hoş görmek için, belli örtünme kuralarına uyması gerektiğini düşünmeyeceksin.

Saçını nasıl istersen öyle kestirebilirsin, önemli olan kafanın içidir.

Eğer bir kadını görür görmez kafanın içinde acayip duygular uyanıyorsa kadını değil, kendini suçlayacaksın.

Bundan bin küsur sene önce, Arap yarımadasında bir yerlerde, kadınları sokakta normal giysiler içinde gördüklerinde azgınlaşanlar için getirilmiş kurallar, bu devirde senin için de gerekmeyecek.

Medeni bir karşılaşmada kadınların elini sıktığın zaman, bunun günaha bir davet olmadığını bileceksin.

Kadınların da erkeklerle eşit varlıklar olduğunu bileceksin. Onları şeytanın yeryüzü temsilcisi gibi görmeyeceksin.

Sen eğer böyle davranırsan, kadınların da başının içinde ya da dışında ne taşıdıklarının önemi kalmayacak.

Kötülüğün ve iyiliğin, sadece ve sadece kendi kafanın içinde olduğunu bilecek ve kendini buna göre eğiteceksin.

Önemli olan gerçekten de budur. Kafanın dışı değil, içi önemlidir!

Rüzgár özür dilese de!

BU sözü dün öğleden sonra TEM otoyolunda bir kamyonun arkasında okudum: “Rüzgár özür dilese de dal kırıldı bir kere!”

Bir an için hafızam beni yanılttı. Bu sözü Shakespeare’den hatırladığımı düşündüm.

Gazetedeki kitaplarımı, internette bulabildiğim siteleri karıştırdım, evet yanılmışım.

Shakespeare’vari bir söz, ama ona ait değilmiş.

Özür dilemeyi bilmek, özür dilemekten utanmamak, medeni bir insanın yaşamının vazgeçilemeyecek bir kuralı olmalı.

Ama öte yandan sonunda özür dileyerek, her şeyi yapabileceğini zannetmek de o kadar doğru bir davranış olmasa gerek.

Marifet, her halde özür dilemeyi gerektirecek davranışlarda bulunmamak olmalı.

Özür dilesen bile, dalın bir daha yerine gelmeyecek şekilde kırılmış olabileceğini hiç aklından çıkarmamalı insan.

Düşündüm, kaç kere dalları kırdım diye. Bilanço benim açımdan pekiyi değil, bunu gördüm.

Yarım yüzyılı geride bıraktıktan sonra önemli bir yaşam dersini, bir kamyonun arkasındaki yazıdan almak da benim için gerçekten özür dilenecek bir durum olmalı!

Bakalım istatistik bu kez yanılacak mı?

PAZAR akşamı oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçında, bahis şirketleri Galatasaray’a daha az şans tanımışlar.

Böyle konularla pek ilgim yoktur, ben de gazetelerde okudum ve bana ulaşan e-postalardan haberdar oldum.

Neden olduğunu bilmediğim şekilde bazı Galatasaray taraftarları bana bu yüzden küfür dolu mesajlar gönderdiler.

Şunu açıklamalıyım: Bahis şirketleri ile bir bağım yok. Yaşamım boyunca bahis oynamadım, oynayan bir arkadaşım bile olmadı.

Yani Galatasaray’a az şans tanınmasının sorumlusu ben değilim.

Öte yandan bu arkadaşlarımıza şunu söylemem de gerekiyor: Madem bahisler Galatasaray’ın galibiyetine yüksek prim veriyor ve siz de Galatasaray’ın kazanacağına eminsiniz, yapacağınız şey bana küfür etmek değil, kuvvetli bir parayla bahis oynamaktır.

Böylece bahis şirketlerine hak ettikleri dersi de verebilirsiniz.

Fenerbahçe benim hatırlamadığım bir zamandan beri Kadıköy’de Galatasaray’a yenilmiyor.

Ama unutmayın ki her istatistiğin bir sonu vardır. Yaşamın bu basit gerçeği, neden bu pazar günkü maçta kendini göstermesin?

Bana soracak olursanız şunu söyleyeyim: Siz yine de Fenerbahçe’nin galibiyetine oynayın, kaybetmezsiniz!