Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Hoşgörü ve tahammül meselesi

ALMANYA’nın Ludwigshafen Kenti’nde ölen 9 Türk’ün cenaze törenini, pazar günü televizyonların naklen yayınından izledim.

9 Türk vatandaşının ölümüne yol açan yangının, dinci-ırkçı bir kundaklama olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Ancak, cenaze törenine katılanların yaptığı konuşmalar, yangının sorumlusunun ırkçı gruplar olabileceğini gösteriyor.

Bu yüzden de Alman yetkililer, cenazede bulunmaya özen gösterdiler. Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman din adamları ölenler için dua ettiler. Deniz Baykal, Recep Tayip Erdoğan, Said Yazıcıoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyasetçilerimiz yangın yerini ziyaret ettiler, içlerinde cenaze törenine bizzat katılıp, konuşma yapanlar da oldu. Başbakan 20 bin kişilik bir salon mitingi yaptı.

Şimdi burada durup yakın tarihe göz atalım:

Rahip Santoro, dinci-ırkçı bir saldırı sonucunda Trabzon’da öldürüldü. Cenaze törenine hiçbir yüksek devlet görevlisi katılmadı.

Hrant Dink, dinci-ırkçı bir saldırı sonucunda öldürüldü. Başbakan, cenazeden sonra Dink Ailesi’nin evine taziye ziyaretine gitti. Neden cenazeye gidemediğini ve başsağlığı dileğini kapalı kapılar ardında iletme ihtiyacı duyduğunu bir düşünün isterseniz.

Malatya’da İncil yayımlayan bir kitabevinde Türk ve Alman Hıristiyanlar ırkçı-dinci bir saldırıyla hunharca katledildiler, üç kişi öldü. Cenaze törenlerinde devlet yetkililerinden kimse yoktu.

Bir Almanya’daki tabloyu hatırlayın, sonra da bu üç olaydan sonra Türkiye’ye hákim olan havayı hatırlayın.

Irkçı-dinci saldırıları “misyonerlik yapıyorlardı” diye hafifletmeye çalışanlar mı ararsınız, katil ile fotoğraf çektirenleri mi, katillerin soruşturma sırasında korunduğunu düşündürten “hataları” mı?

Unutmayın, bütün bunlar “hoşgörü” sözünü en çok ve en sık kullanan insanların ülkesinde oldu!

Bahşiş tarifesi kaçtan başlıyor?

TAPU Kadastro Genel Müdürü Mehmet Zeki Adlı’nın “Vatandaş işini yaptırdığı için mutlu olup bahşiş veriyor, bunu rüşvetle karıştırmamak lazım” sözlerine Bayındırlık Bakanı Faruk Nafiz Özak destek vermiş.

“Bahşiş ile rüşveti birbirine karıştırmamak gerekiyor” diyor.

Prof. Dr. İlber Ortaylı da Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün değerlendirme toplantısında, “Bahşiş hediyedir. Hukuki değildir ama ahlakidir” demiş.

Modern bir devlet yönetiminde vatandaşların işlerinin görülmesinden duydukları memnuniyeti ifade için “bahşiş” vermeleri kabul edilebilir bir durum değil.

Vatandaş, işinin görülmesi ve devlet denilen organizasyonun ayakta kalabilmesi için vergi ödüyor. Bunun karşılığında işlerinin düzgün ve zamanında görülmesini talep etmek hakkıdır.

Kamu yönetiminde bahşiş, alanı da vereni de esasen aşağılayan bir durumdur ve toplumda bu davranış biçiminin yaygın olması, onun ahlaki olması sonucunu doğurmaz.

Toplumumuzda rüşvet de yaygın bir durum, bu onu ahlaki yapıyor mu? Öte yandan şunu da sormam gerek: Kaç liraya kadar bahşiş oluyor, kaç liradan sonra rüşvete giriyor? Bunu kim tayin edecek? Maliye Bakanlığı acaba bunun da bir tarifesini mi hazırlasa?

Sonuç olarak Bakan Özak’a şunu söylemeliyim: “Bahşişi rüşvetle karıştırmayın” diyen bir Bakan’ın yönettiği kurumlarda, bahşişin doğal bir uygulamaya dönüşmesini kim engelleyecek?”

Kanun var ama kullanan yok!

FATİH Çekirge, dün Hürriyet’teki köşesinde, ABD’de görev yapmış üç diplomatla konuştuğunu yazıyordu.

Çekirge sormuş: “ABD başkanları ya da dışişleri bakanlarına da, Arap ülkelerine gidince hediye verilebiliyor mu?”

Yanıt şu: “Cesaret edemezler, çünkü önceden uyarılırlar. Özgün bir anı olabilir, o da belli bir değerin üstünde olamaz.”

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de bununla ilgili bir anısını anlatmıştı geçenlerde. ABD Başkanı’nın armağan olarak götürülen bir halıyı, değeri yüksek olduğu için kabul edemediğini anlatıyordu.

Biliyorsunuz bizim ülkemizde de yabancı devlet adamlarından kabul edilebilecek hediyelerle ilgili sınırları düzenleyen bir kanun var.

“Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu”nun 3. maddesi ve kanunla ilgili yönetmelik bunu düzenliyor.

Her düzeydeki kamu görevlilerinin, yabancı devlet adamlarından bir aylık asgari ücretin on katını aşan hediyeler alması yasaklanıyor.

O zaman bizim Dışişleri Bakanlığı’nın, yabancı ülkeleri tıpkı ABD’nin yaptığı gibi önceden uyarması gerekmiyor mu?

Ve malum soruyu yine soralım: Suudi Arabistan Kralı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın eşlerine pahalı mücevherler hediye etti mi? Ettiyse, bunlarla ilgili yasada belirtilen işlemler yapıldı mı?