Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Karışık bir iş vesselam!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı Roman Çalıştayı’nda “Parasız eğitim istiyoruz, alacağız” yazılı pankart açan gençlerin çilesi öyle görünüyor ki bitmeyecek.

Önce uzun süre mahkeme karşısına çıkmadan tutuklu kaldılar, şimdi de “terör örgütü üyesi” oldukları için ağır bir ceza yaptırımı tehdidi karşısındalar.
Protestocu öğrenciler için savcı “Anayasa sınırları içinde düşüncelerini açıkladılar” diye görüş belirterek beraatlarını istemişti.
Sonra o savcının görev yeri değiştirildi ve yeni atanan savcı “Terör örgütü üyesidirler” diyerek 15 yıl hapis ile cezalandırılmalarını istedi.
Bu davada savcı değişikliğinin normal bir uygulamadan kaynaklandığını düşünmek isterim. Zaten sorsak HSYK da bunun olağan bir değişiklik olduğunun gerekçelerini açıklayacaktır.
Yeni atanan savcının gençler için 15 yıl hapis cezası istemesinin nedeni daha önce de bu tür eylemlere katılmış olmaları. O eylemlerin DHKP-C isimli örgütün alt kuruluşları tarafından düzenlenen eylemlere de katılmış olmaları, “terör örgütü üyeliği” için bir delil teşkil ediyormuş.
Emniyet Müdürlüğü’nün, DHKP-C örgütünün 30 Eylül 2009 tarihinden itibaren ‘Amerika defol bu vatan bizim, Dev-Genç’ adlı yurt genelinde kampanya başlatacağı ve örgütün alt birimlerinin ‘Eğitim Harçlarının Kaldırılması ve Parasız Eğitim verilmesi’ talepleriyle kampanya başlatacağı şeklinde ihbarlar almış olması üyeliğin delili sayılıyor.
Olabilir, böyle bir ihbar yapılmış olabilir ve bu doğru da olabilir.
Ama böyle eylemlere katılmak tek başına terör örgütüne üyelik için nasıl delil olabilir, bilemiyorum.
Hocalı katliamını protesto mitingine katılanların hepsi nasıl orada açılan “münferit pankartlar”da yazılanları paylaşmıyorlar ve başlarında beyaz bereler ile gezmiyorlarsa, başka mitinglere de katılanlar da aynı şekilde olmalı.
Yok, eğer bu tür mitinglere katılmak suç örgütüne üyelik için karine teşkil ediyorsa, o zaman Hocalı mitingi soruşturmasının da İçişleri Bakanı’ndan başlaması gerekiyor olmalı.
Bilemiyorum, kafam karıştı!

Mal değil ‘bilgi’ satma dönemi

DÜNYANIN en büyük şirketi Walmart, Türk şirketi GAAT’yi satın aldığını dün açıkladı. GAAT’nin George markasıyla ürettiği konfeksiyon ürünleri, Walmart’ın İngiltere ayağını oluşturan 532 şubeli Asda marketlerinde satılıyor.
Türkiye medyasında bu satış tam olarak anlaşılamadı. Çok daha küçük satışlar manşetlere taşınırken bu haberin küçük geçiştirilmesi bunu düşünmeme neden oldu.
Bu satışı ilginç kılan şey, satılan şirketin fabrikalarının, makinelerinin, arsalarının, binalarının olmaması!
Bu, yılda 237 milyon parça giysi üreten bir organizasyon. Türkiye’de ve dünyanın değişik yerlerindeki fabrikalarda üretilen giysiler, Türkiye’de tasarlanıyor, üretim Türkiye’den denetleniyor. Şirket, “tedarik zinciri yönetim süreci” diye tanımlayabileceğimiz bir işi yerine getiriyor. Tasarımdan satın almaya, üretimden teslimata kadar her şeyi koordine eden bir “bilgi şirketi”.
Böylece Türkiye, “know how” satan bir ülke haline de gelmiş oluyor.
Uzakdoğu’nun ucuz işgücü ile yarışamayacağı ileri sürülen bir sektörün, yaratıcılığı kullanarak neleri başarabileceğini gösteren bir örnek.
Şirketi kurup geliştiren ve kendi deyimiyle modayı herkesin ulaşabileceği hale getirerek “demokratize” eden kişi Atila Türkmen.
Kendisi arkadaşım olduğu için bu satışın diğerlerinden farkını bilebiliyorum. Ama bu yazıyı yazmış olmamın nedeni Türkmen’in arkadaşım olması değil.
Bu, Türk tasarımcılarının, Türk mühendislerinin, satın almacı ve pazarlamacılarının ortak başarısı ve bunu Atila arkadaşımdır diyerek görmezden gelsem doğru olmazdı diye düşünüyorum.