Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Katil cezalandırıldı ama yetmez!

HRANT Dink’in katili Ogün Samast, Çocuk Mahkemesi tarafından toplam 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Samast, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından kurtulmuş olmasını “çocuk” olmasına borçlu.

Mahkeme, Samast hakkında verdiği cezayı üst sınırlara yakın tuttu, herkesin gözü önünde işlenen bir cinayeti cezalandırdı.

Ancak hâlâ cinayetin gözümüzün önünde işlenmeyen kısmıyla ilgili bir gelişme yok!

Samast’ı kim buldu, kim görevlendirdi bununla ilgili bir yargılama tamamlanmış değil.

Belli ki bir örgüt var. Cinayeti planlamış, tetiği çekecek ve yaşı küçük olduğu için az bir ceza ile kurtulacak birisini de bulmuş, cebine parayı koyup İstanbul’a yollamış ve hedefine ulaşmış. Bu örgütü, şefini ve üyelerini de öğrenmemiz gerekiyor.

Samast’ın cinayeti işleyeceği ile ilgili istihbarat neden değerlendirilmedi? Bunu da tam olarak bilmiyoruz.

İstihbarata sahip olan asker ve polislerin bunu neden ciddiye almadıklarını bilmemiz, bu olayın kesin bir yanıtını bulmamız için gerekiyor.

Kamu görevlileri istihbaratı dikkate almadıklarında sadece görevlerini ihmal mi ettiler, yoksa bir nefret suçunun parçası mı oldular?

Maşanın cezalandırılmış olması elbette önemli bir gelişme ancak bu dosyayı kapatabilmemiz ancak bu soruların yanıtını aldıktan sonra mümkün olabilir.

Sorun hükümetin kafa karışıklığında

HÜKÜMET, PKK terörü ile mücadele için özel harekât polislerinin sayısını artıracak. Bu amaçla özel harekât uzmanı polislerin sayısının 15 bine çıkarılması düşünülüyor.

Hatırlayacaksınız, daha önce de terör mücadelesinde yer alan askeri personelin “acemi eğitiminden yeni çıkmış düz erler” yerine, profesyonel askerlerden oluşturulmasına karar verilmişti.

Açıklamalardan tam olarak anlaşılmıyor: Hem profesyonel askerler hem de özel harekât polisleri mi bu görevi üstlenecek yoksa sadece polisler mi bu görevde yer alacaklar?

Bu da normal! Hükümetin bu konularda kafasının ne kadar karışık olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bir gün polisiye önlemlerle terörün bitmeyeceği kanaatine varıyorlar, ertesi gün tam tersine inanıyorlar.

Sorunumuz da zaten bu.

Sekiz yıldır iktidarda olan bir hükümet var, bir dört yıl daha tek başına hükümet edecek ama ortada sistemli bir politika yok.

Bunca yıldır tek başına hükümet eden ve istediği her kararı alabilen bir hükümetten bu konuda daha etkin bir politika beklememiz gerekirdi ama ortada böyle bir işaret yok.

Bazı yazarlar haklı olarak özel harekât polislerinin terör ile mücadelede kullanılmasından vazgeçildiğini, şimdi neden aynı yola gidildiğini soruyorlar.

Geçmişte bu birliklerin işlediği cinayetleri ve hukuk dışı tutumları hatırlatıyorlar.

Biliyoruz ki bu konuda polis ya da asker arasında bir kesin ayrım yapabilme olanağımız da yok.

Geçmişte her iki kuruma mensup görevlilerin de yasa ve hukuk dışına çıktıkları artık bir sır değil.

Meselemiz bunun nasıl önlenebileceği sorusunun yanıtını bulmaktır.

Ne yazık ki kamuoyunda böyle bir yolun bulunabileceğine ilişkin bir inanç da yok.

Kalabalıktan şikâyet edenin o sokaklarda ne işi vardı?

BEYOĞLU Belediyesi, Beyoğlu’ndaki ara sokaklarda yer alan lokanta ve barların sokağa konulmuş masalarına karşı bir operasyon başlattı.

Önce şuna dikkat çekmek istiyorum: Operasyona nedense sivil giyimli bazı kişiler de katılıyorlar. Bir iddiaya göre bunlar “kendilerinde görev vehmeden yetkisiz kişiler”. Bu kişilerin sivil giyimli belediye zabıtaları oldukları da bir başka iddia!

Eğer ikinci iddia doğruysa buna neden gerek görüldüğünü merak ettim. Bu kişiler de resmi giysilerini giyseler ve gereksiz tartışmaların çıkması önlense daha doğru olmaz mıydı?

Öte yandan buna neden gerek görüldüğünün gerekçesi de şu: Şikâyet var!

Olabilir. Belediye kendisine yapılan her şikâyette böyle mi davranıyor sorusunu unutmamak şartıyla!

O bölge İstanbul’un özel bir yeri. Sadece turistler için değil, İstanbullular için de özel bir yer.

O özelliği yaratan da sokaklardaki o kalabalık ve her keseye uygun yeme-içme ve eğlence olanağının bulunması.

O kalabalıktan rahatsız olan varsa orada işi ne? Çünkü orası zaten bir “meskûn mahal” değildi.

O sokakları canlandıran, bir suç bölgesi olmaktan çıkaran şey o hareketlilik oldu.

O sokaklar öyle hareketlenmeseydi orası hâlâ kadın ve uyuşturucu satıcılarının, tinercilerin “bölgesi” olurdu.

Belediyeye düşen böyle canlanmış bir yeri öldürmek değil, tam tersine insanların daha huzur içinde gelebilecekleri bir yer yapmanın çarelerini bulmaktı.

Yiyecek ve içeceklerin sağlıklı olması, mutfaklarda hijyen kurallarına uyulması, fiyatlandırmada insanların kazıklanmaması gibi tedbirleri almak gerekiyordu. Yıkıp yok etmek değil!