Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

‘Kibir’ şeytanın en sevdiği günahtır!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın “Asabiyet şeytandandır” sözü üzerine dün yazdığım yazı, bazı okuyucular tarafından eleştirildi. Başbakan’ın “asabiyet” sözünü “kavimcilik” anlamında kullandığı ama benim bunu “sinirlilik” olarak anlayıp, yazımı onun üzerine kurmuş olmama itirazlar yapıldı.

Herkese tek tek yanıt yetiştirmeme olanak yok, buradan topluca bir yanıt vereceğim.

1– Evet, “asabiyet” sözü sinirlilik anlamına geldiği gibi Kubbealtı Lugatı’na göre “akraba, soy sop, kavim, vatan, millet ve din gayreti gütme” ve “akrabalık” anlamlarına da geliyor.

Başbakan da şöyle söylüyor: “Irkçılık asabiyetten, asabiyet ise şeytandandır. Irkını, kavmini övmek, diğer yaratılanları aşağılamak şeytandandır. Kürt kardeşimin de, Türk kardeşimin de kaynağı aynıdır. Hiç kimse çıkıp da şu etnik grubun partisi biziz diyemez. Irkçı siyasetle arasına millet mesafe koyuyor. Benim milletim ırkçılığın şeytani bir duygu olduğunu çok iyi biliyor.”

Demek ki Başbakan burada “asabiyet” sözünü “kavimcilik gütmek” anlamında kullanıyor. Başbakan’ın bir İslamcı olarak zaten milliyetçi–kavimci olmasını beklememeliyiz, o doğal olarak ümmetçidir.

2– Ama peşin hüküm vermeyelim. Başbakan’ın yukarıdaki sözlerinden önce ne anlattığına da bir bakalım. Şöyle diyor Başbakan:

“Allah meleklere ‘Adem’e secde edin’ dediğinde hepsi secde ettiler. Ama şeytan ‘Beni ateşten, Adem’i çamurdan yarattın’ diye kibirlendi. İşte ırkçılık budur ve böyle başlamıştır.”

Bu aynı zamanda en büyük günahın işlendiği andır! “Kibir”, Şeytan’ın en sevdiği günahtır, sadece İslam’da değil, Hıristiyanlık’ta da! Ve sadece ırkçılığın doğuşuyla ilgili de değildir. Bu geniş bir yorum olsa gerek.

Başbakan kibrin nasıl bir günah olduğunu elbette biliyordur. Kibrin kardeşinin öfke, mağruriyet ve asabiyet olduğunu da.

Sonuç olarak dünkü yorumum değişmiyor: “Asabiyet şeytandandır”. Mağrur olmayalım, öfkelenmeyelim, sinirli konuşarak insanları azarlamaktan kaçınalım!

3– Ve madem Türkiye’de yaşıyoruz, mümkün olduğu kadar Türkçe konuşalım, Arapçaya, İngilizceye, Fransızcaya vs. özenmeyelim.

Hassas olmak iyidir lafta da kalmamalıdır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK) eleştirirken “Yeriniz yüksekte değil, adalet açısından çukurda” dedi.

HSYK da buna çok sinirlenmiş, şöyle bir yanıt yayınladılar:

Savcılık ve mahkeme kararlarının uygulanması sırasında kolluk tarafından ihlaller yapılmış ise bunun gereğinin cumhuriyet savcılarınca, hâkim ve savcılar tarafından ihlaller yapılmışsa bunun gereğinin de HSYK tarafından yerine getirileceği açıktır.”

Evet, insanoğlu hassastır, bazı sözleri kaldıramaz, onun için bir söz söylerken dikkat etmek gerekir, Kılıçdaroğlu da keşke böyle söylemeseydi.

Siyasetçilerin, kamu görevlilerini eleştirirken kullanacakları sözcükleri dikkatle seçmelerinde yarar vardır. Çünkü HSYK buna yanıt verebilmiş ama başka memurlar bunu yapamayabilirlerdi. Tabii HSYK da bu açıklamayı yazarken keşke biraz hafızalı olabilseydi!

Madem “Hâkim ve savcılar tarafından ihlaller yapılmışsa bunun gereğinin de HSYK tarafından yerine getirileceği açıktır” diyorlar, bunu yerine getirmiş olarak bu sözü söylemelilerdi.

Bilmiyorum hatırlayan kaldı mı?

2009 senesinin bir kış günü Türkiye’nin gündemine bir bomba haber düştü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı için Ergenekon savcılarının suç duyurusu üzerine Adalet Bakanlığı müfettişleri, mahkemeden dinleme kararları almışlar ve telefonlarını dinlemişlerdi.

Başsavcı da bu durumu bizler gibi televizyondan öğrenmişti.

Oysa o tarihte geçerli olan mevzuata göre savcılar, dinleme sonucu bir suç tespit edemeyince durumu Başsavcıya bildirmekle yükümlüydüler.

Başsavcının bunu HSYK’ya şikâyet ettiğini biliyoruz ama HSYK’nın söz konusu savcılara bir yaptırım uyguladığını da hiç duymadık!

Kamu kurumlarının hassas olmaları iyidir de, bunun sözde kalması yakışık almıyor!

Adım adım bölünmeye

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in TBMM’de anadilde savunmaya imkân tanıyan tasarının görüşmeleri sırasında söylediği “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” sözleri “demokrat” (vazgeçtim sosyal demokrat olmasından) olduğunu iddia eden bir parti için utanç vesilesi olmalı.

Güler sözlerini açıklamak için bin dereden su getiriyor, ama bu bin dereden gelen su bu ayıbı temizlemeye yetmez.

Anadilde savunma hakkı ile ilgili olarak CHP’nin parlamentoda çizdiği görüntü bir sosyal demokrat partiden çok devletçi–otoriter sağ bir partiye uyardı.

CHP gerçekten bir sosyal demokrat parti ise izleyeceği yol özgürlüklerin gelişmesinin yanında olmaktı, çağdışı milliyetçi kavramlarla özgürlüklere karşı çıkmak değil.

CHP’ye bu parlamentoda düşen görev demokratik hakların, özgürlüklerin savunulması ve bunun için iktidarın sıkıştırılması olmalıydı. Tam tersi bir yolda gitmekte ısrar ediyorlar.

İdeolojik ayrılıkların üzerini ne kadar örtmeye çalışırsanız çalışın bunlar bir yerde su yüzüne çıkar ve çatışmalar kaçınılmazdır.

Öyle görünüyor ki CHP bir kez daha bölünecek.

İktidar partisinin muhalefet endişesi olmadan rahatça at oynatabildiği bir ülkede belki böylesi daha iyi olacak.

Bu bölünmeden gerçekten halkçı ve demokrat bir parti çıkabilir mi bilemiyorum. Ama her halde sonuç, başı bir yere, kuyruğu başka bir yere çekiştiren bir partiden daha iyisi olacaktır!