Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Geç buldum çabuk kaybettim!

İÇİŞLERİ Bakanlığı görevinden alınan İdris Naim Şahin’deki cevheri keşfedip yazdığım “Yeni bir vecize üstadı” başlıklı ilk yazım 18 Temmuz 2011 tarihinde yayımlanmış.

İçişleri Bakanlığı’na 6 Haziran 2011’de atandığına göre ondaki cevheri demek ki bir ay içinde keşfetmişim.
Ama bu yine de onu geç bulmadığımız anlamına gelmiyor, sözünü ettiğim yazımda da zaten şöyle yazmışım: “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllar sağ kolu kabul edilen İdris Naim Şahin, bu dönemde İçişleri Bakanı oldu. Bakan Şahin’in son konuşmalarına bakınca bakan yapılmak için niye bu kadar beklendi diye hayıflandım”.
Kendisini uğurlarken Tempo’dan Eyüp Erdoğan’ın da yardımıyla “en iyi İdris Naim Şahin performanslarından bir demet” seçtim. Buyurun, hem gülelim, hem mendil sallayalım:
Silvan’da 13 askerin PKK saldırısı sonucunda şehit edilmesinin ardından söyledikleri:
“Vurmak için yola çıkmışlara ‘Dur’ demek yerine başka bir şey geliştirmek gerekiyor.”
“Bir de şu var: Bugün her şeyden önce sağduyu günü, basiretli olma günü. Ama sadece bugün değil, her gün böyle olmak gerekiyor.”
“Yangın, ya ateşle çıkar, ya bombayla çıkar, ya roketle çıkar, ya benzinle çıkar. Netice itibariyle yanmıştır, yakılmıştır.”
“Var olan özgürlüklerin varlığını itiraf edecek kadar beyni, aklı özgürlükten yoksun olan birtakım insanlar var.”
Güvenlik güçlerinin “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülen Gökhan Çetintaş’ın ardından:
“Gazetelerde babanın beyanatını okudum, ‘Allah bana öbür evladımı bağışladı’ dediniz. Biz de aynı şeyleri düşünüyoruz, her şey olabilir hayatta, o da olabilirdi. Yani böyle pozitif bakmak bir de olaya öbür taraftan bakıp görebilmek, hakikaten beni mutlu etti. Ben de öyle baktım. Aksilik ya öbürü de ölebilirdi. Sonuçta bir an, bir mekân, bir zaman, bir ortam var. Bunun bir de arka planı var. Durup dururken olmuyor. O kadermiş, yaşanacakmış, yaşandı.”
Ankara’daki bombalı saldırının ardından söylediği:
“Üç adet maalesef vatandaşımızın patlamadan dolayı can kaybına maruz kaldığı bilgisi var elimizde.”
Van’da depremzedeleri ziyareti sırasında söylediği:
“Biz de mi buraya bir çadır kursak acaba?”
Hakkâri’de polis noktasına katıra sarılmış bombayla yapılan saldırıdan sonra:
“O katırın hesabını nasıl verecekler, ben merak ediyorum. Bir gün hesabını verecekler. Katırın hakkını korumak da bize ait!”
“Kürt sorunu” üzerine düşünceleri:
“Sorun sorun diyorlar. Sorun nedir yani? Sorun yol mu? Sorun şarkı mı? Sorun kıyafet mi? Sorun ibadet mi? Sorun hastane mi? Ben arıyorum sorunu bulamıyorum.”
İzmir’de bir kadının karakolda dövülmesi üzerine:
“Bu olayın şüphelilerine, o görevlilere hukukun öngördüğü cezanın ötesinde bir ceza mı verelim. Yani İzmir Konak Meydanı’na darağacı kuralım, personeli darağacında asalım mı? Ne isteniyor?”
PKK üzerine bir değerlendirmesi:
“Ben söylüyordum, şimdi itirafçılar söylüyor. Domuz etinden Zerdüştlüğe kadar, bilmem hangi ulustan, kardeşlikten, çok özür dilerim eşcinselliğe kadar, her türlü namussuzluğun, ahlaksızlığın, gayriinsani durumun olduğu bir ortam.”
Terörü protesto eden gazilere polisin müdahalesi sırasında gazilerin protezlerini düşürmeleri ve tekerlekli sandalyelerinin devrilmesinden sonra:
“Gayet nazik şekilde yaklaşımda bulunularak tansiyon düşürülmüştür.”
Terör sorununu çözüm için önerdiği yol:
“Birilerinin kitabı, birilerinin bayramı öldürmekten yanaysa da şu bilinsin ki: 75 milyon vakur ve sessiz yığının silahına da gerek yok, sadece birer tükürüğü o 75 bin haini yok etmeye yeter ve yetecektir.”
Kendisini görünce sevindiğini söyleyen vatandaşa:
“Yok ya. Nerden bileyim sevindiğini? Hadi bir takla at ya da oyna bir göreyim. Çal bakayım davulcu!”
Uludere katliamının ardından:
“Yaşamını yitirenlerin, kaçakçılık yaparak geçimlerini sağladıkları gözden kaçırılmamalıdır. Yanlıştan doğru sonuç çıkmaz. Sağ yakalansalar kaçakçılıktan yargılanacaklardı. O bölge Kandil’e doğru bölücü terör örgütü KCK’nın kontrolünde olan bir bölgedir. 34 insanımız, çoğu yaşı küçük gençlerimiz bu olayın sadece figüranlardır. Özür dilenecek mahiyette bir olay değildir. Özür dilenecek bir olay yoktur. Olayı suçluluk psikolojisiyle görmüyoruz. O gençlerimiz orada olmamalıydı.”
Biber gazı için:
“Göz yaşartıcı OC gazı tamamen doğal bitki olup, insan sağlığı üzerinde kalıcı hiçbir etkisi olmadığına dair İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı tarafından verilmiş rapor mevcuttur. CS gazı ise üretici firma tarafından ‘Uygun eğitim almış personel tarafından kullanıldığında insan sağlığına zararlı olmadığına’ dair verilen kalite güvenlik belgesiyle kullanılmaktadır.”
Polis için ısmarlanan yeni coplar hakkında:
“Yeni coplar sokakta vatandaşa sunulan güvenlik hizmetini daha kaliteli hale getirecek.”

45 takım elbise???

GAZETELERE yansıyan haberlere göre üç PKK’lı kadının katil zanlısının ev arkadaşı şöyle konuşmuş: “45 takım elbisesi vardı”.
Bu kadar takım elbisesi olanın ne kadar tek pantolon ve ceketi ile gömleği olabileceğini de tahmin etmek kolay değil, ama az olmayacağı da açık. Hadi yine de onları ihmal edelim.
Dün “bilirkişi” olarak Damat Tween’in patronu Süleyman Orakçıoğlu’na sordum, öğrendim.
45 takım elbiseyi eğer üst üste askılara takmıyorsanız, düzgünce asmak için 9 metre civarında bir gardırop alanı gerekiyor. İki kat halinde asılsa neresinden baksanız 5 metrelik bir gardırop gerekli.
Paris’teki evler, eğer çok zenginlerin yaşadığı apartmanlarda değilse, küçücüktür, çoğunda tuvalete girseniz kapı kapanmaz! Ve böyle bir kentte bekâr ve hiç de zengin olmayan üç erkeğin kiraladığı bir evde bu boylarda bir gardırop?
Pek inandırıcı gelmiyor.
Sayı saymayı mı bilmiyorlar, kasıtlı bir çarpıtma mı var?