Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Müzik dersi ne zaman önemsendi ki?

MİLLİ Eğitim Bakanı’nın, “Türkiye’de müzik eğitimi ihmal ediliyor” diyen Fazıl Say hakkında dava açması, bence bu yılın en çok güldüren esprilerinden biri olmaya aday.

Bakalım bu davayı açmayı kabul edecek savcı çıkacak mı, gerçekten merak ediyorum.

Fazıl Say’ın, okullardaki müzik eğitimiyle ilgili sözleri, bakanlığı neden bu kadar kızdırdı bilmiyorum.

Oysa bu sadece bugünün değil, benim öğrenciliğimin bile çok açık bir gerçeğiydi.

İlköğretimimi Ankara’da Maltepe Deneme İlkokulu ve Antalya’da Devrim İlkokulu’nda yaptım.

O beş sene boyunca gördüğüm müzik dersi sayısı 5’i bulmaz. Aynı şey beden eğitimi ve resim dersleri için de geçerliydi. O dersler için ayrılan saatlerde öğretmenimiz bize matematik problemleri çözdürürdü.

Lisedeki hayatım da farklı geçmedi. Ortaokulda zaten bütün sınıf yatılıydık, sadece müzik ve beden eğitiminde değil, boş derslerde bile matematik ödevi yapmaktan başka çaremiz yoktu.

Doğru dürüst bir müzik eğitimini ancak lise son sınıfta gördüm, onda da öğretmenimiz bize Klasik Türk Müziği makamlarını öğretti ki ona bu nedenle şükran borçluyum!

Bizim eğitim sistemimiz beden eğitimini, müzik ve resim derslerini hiç önemsemedi.

Bugün de durumun farklı olduğunu sanmıyorum.

O zamanlar bunun farkında değildim ama şimdi görüyorum ki eğer eğitimin en başından itibaren müzik, resim ve beden eğitimi dersleri en az matematik kadar önemsenmiyorsa mezun olan öğrenciler mutlaka eksik kalıyor!

Uçtu, uçtu heykel uçtu!

İTALYA’da atlı heykellerdeki ustalığıyla tanınan Roma Güzel Sanatlar Akademisi hocası Pietro Canonica’nın, Türkiye’de 4 heykeli var. (1930’larda Türk kamu yönetiminde böyle bir vizyon varmış. Türkiye’nin nereden nereye geldiğini gösteren bir ilginç örnek daha!)

Hepsi bulunduğu yere kendi karakterini yansıtan heykeller bunlar.

Bir tanesi Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı! Sanatçı tarafından bir meydan çeşmesi olarak tasarlanmış bu anıtın neden meydanın ortasında kupkuru durduğunu bilmiyorum. Eğer orijinal projeye sadık kalınsaydı, İstanbul’un da bugün Roma’daki Aşk Çeşmesi gibi dünyaca ünlü bir çeşmesi olacaktı.

Canonica’nın iki heykeli Ankara’da Zafer Meydanı’nda ve Etnografya Müzesi önündeki Atatürk heykelleri.

1932 yılında yaptığı heykel ise İzmir’in sembolü sayılabilecek olan Atatürk heykeli. O heykelde Atatürk, atının üzerinde ünlü “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” komutunu verirken görülüyor.

Bu heykelin bir fotoğrafı uzun süredir İzmir’de yayımlanan Yeni Asır Gazetesi’nin logosunda yer alıyordu. Ta ki 18 Aralık gününe kadar!

Neden olduğu bilinmez bir şekilde 18 Aralık günü logodan bu heykel çıkartıldı.

Yeni Asır’da çalışan çok sayıda gazeteci arkadaşım var. Hiçbiri logodan bu görüntünün neden çıkartıldığını bilmiyor.

Yeni Asır’ın şu andaki sahibi bulunan TMSF Başkanı Ahmet Ertürk de Hürriyet’e logodaki bu değişikliğin neden yapıldığını bilmediğini ve soruşturacağını açıkladı.

Gazetenin yeni sahibine devrinin beklendiği böyle bir dönemde bu değişikliğe neden gerek görüldüğü gerçek bir sır olarak ortada duruyor.

Gazete içinden aldığım bilgiler, okuyucuların da bu değişikliğe tepkili olduklarını ve gazete yönetiminin kararını değiştirmeyi düşündüğünü gösteriyor.

Olay İslamcı televizyonların çok sevdiği “sırlar perdesi” türünden programlar tadında. Bakalım, altından ne çıkacak?

Boğazımda bir yumru var yine!

AİLEMİZİN büyükleri birer birer bizi burada bırakıp gideli beri her bayram sabahı aynı şeyi özlediğimi fark ediyorum.

Anneannemin su böreğini, babamın sürreel esprilerini ve dedemin Türkiye’nin dört bir yöresinde bitmek tükenmek bilmeyen akraba arayışlarını!

Bir yandan bayramlarda mutlu olunması gerektiğini öğrenerek büyüdüğüm için mutlu oluyorum, öte yandan boğazımda bir yumru gün boyu varlığını hissettiriyor.

Belki de yaşlanmak böyle bir şey, çocukluğumun o kalabalık evlerini arıyorum.

Evin yaşlı hanımlarının yemek telaşında, genç hanımlarının süslenme koşuşturmasında olduğu günler geliyor gözümün önüne.

Bayramda ziyaretime gelebilecek ya da ziyaret edebileceğim herkes kent dışında oluyor.

Bizim Çayırbaşı’nın çocukları da olmasa kapıyı çalacak kimse yok neredeyse.

Nostaljiyi seven bir insan da değilim aslında. Geçmişe takılıp kalmaktan hiç hazzetmem.

Bugünkü hayatlarımızın, eskisinden daha iyi olduğunu bilirim çünkü.

Ama bir daha geri gelemeyeceklerini bildiğim halde anlattıkları, yaşadıklarıyla beni ben yapanları arıyor gözlerim.

Yalnız olmadığımı da biliyorum bu konuda. Birçok arkadaşımla aynı şeyleri konuşuyoruz hep.

Bayramınız kutlu olsun. Küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öperim!