Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Parti disiplini parti içinde demokrasiden çıkar

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardır” demesi bir grup CHP milletvekilinin tepkisine neden oldu.

Milletvekilleri parti yönetiminin Hüseyin Aygün’e karşı sessiz kaldığını savunuyorlar. Parti yönetimi de Aygün’ün savunmasının alınacağını açıkladı.
Aygün’ün görüşlerinin partinin görüşü olmadığına kuşku yok.
Ama bir milletvekilinin kendine ait fikirlerinin olmasında da bir gariplik görmüyorum.
Garip olan şey, fikir ve söz özgürlüğünü savunması gereken sosyal demokrat bir partinin bir grup milletvekilinin, bir başka milletvekilinin düşüncesini açıkladığı için cezalandırılmasını istiyor olmaları.
Parti içinde bile farklı seslere tahammül edemeyenler, ülkenin geniş anlamda demokratikleşmesi için ne yapabilirler ki?
Bizim ülkemizde “parti disiplini” denilen konu “tek seslilik” olarak algılanıyor.
Oysa parti disiplini, parti içi demokrasi kavramının bir sonucudur, onun içinden çıkar.
Parti içi demokrasi, parti içinde her türlü görüşün serbestçe dile getirilmesi ve üyelere partinin tüm yönetim kademelerinin açık olması demektir.
Her görüş dile getirilir, en alt kademelerden itibaren parti içinde tartışılır ve parti görüşü böylece demokratik bir süreç sonucunda oluşur.
Parti disiplini denilen şey bu sürecin sonucunda ulaşılan ortak görüşe uyum ile ilgilidir.
Bu süreci en başında kesecek, görüşünü açıklayanları peşin olarak cezalandıracak her düzen bu süreci sakatlar, bozar.
Bizim parlamenter sistemimizin bir türlü düzgün işleyemiyor olmasının nedeni de parti içindeki demokrasi kanallarının açık olmamasıdır.
Bunun sonucunda partiler fikrin değil, liderin partisi olurlar, milletvekilleri de liderin iki dudağının arasından çıkacak kelamı bekleyen insanlara dönüşürler.
Yeni anayasa yapılırken siyasi parti düzenimizi de demokratikleştirecek adımlar atılacak mı, bekleyip göreceğiz!
Ama parti içindeki iktidarlarından vazgeçmeyecek parti liderlerinin buna izin vereceklerini de hiç zannetmiyorum.

Bedelli askerlikte eşitlik bozulmamalı

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süre duymazdan geldiği ama bir sabah kalktığında “Benim de gönlümden geçiyor” dediği bedelli askerlik konusu artık aydınlığa kavuşuyor. Başbakan en geç önümüzdeki hafta konu ile ilgili düzenlemenin yapılabileceğini açıkladı.
Gazetelere yansıyan bilgiler bedelli askerlikten yararlanma yaşının 30 olacağını, bedelin 25-30 bin lira civarında olacağını ve dört taksitte ödenebileceğini gösteriyor.
Eşitsizliklere neden olacak bir uygulama olarak görüyorum.
30 yaşına kadar şu ya da bu nedenle askere gitmemeyi başarmış hatta bazıları yasaları çiğnemiş kişiler ile sırf 30 yaşından küçükler diye başkaları arasında eşitsizliklere neden olacak bir uygulama bu.
Öte yandan 25-30 bin lirayı dört taksitte de olsa ödeyebilecek olanlar ile ödeyemeyecek olanlar arasında da askerlik hizmetinin görülmesi açısından eşitsizliklere neden olacak.
Henüz resmi olarak açıklanmadığı için de bu yanlıştan kolayca dönülebilir.
Önce yaş konusundaki sıkıntıyı çözmek gerekiyor.
Burada ölçü “hayata atılma yaşı” olmalı. Zorunlu askerlik hizmetinin kendisine bir yaşam kurma çabasında olanların hayatlarını zorlaştırmaması için bu gerekli. Ve o zaman sormak da gerekiyor: 30 yaşın altında olup da kendisine küçük de olsa bir iş kuran, bir kariyer mesleğine giren bir genç neden bu olanaktan yararlanmasın?
Ve 25-30 bin lira civarındaki bir bedelin dört taksitte ödenmesi de bu olanaktan ancak belli bir gelir düzeyindeki kişilerin yararlanması anlamına geliyor.
Normal bir faiz oranıyla bu taksit olanağının daha da arttırılmasını sağlamak, askerliği sadece fakir çocuklar için zorunlu hale getirmekten çıkarmak gerekiyor.
Muhafazakâr iktidarlar oylarını fakirlerden alırlar ama iş icraata gelince zenginleri daha çok severler. Hiç olmazsa bu olayda fakirleri de düşünsünler istiyorum.

Yargının alanına müdahale

SPORDA Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da değişiklik yapılacak ve şike cezası üç yıla indirilecek. TBMM’deki partiler önergeyi ortaklaşa verdiklerine göre yakında kanun bu şekilde değiştirilecek demektir.
Kanun değişikliğinin sürmekte olan şike soruşturması ile ilgili olduğuna hiç kuşku yok. Bu mesele durduk yere gündeme gelmedi ve şike ile ilgili soruşturma başlamamış olsaydı gündeme böyle bir konu hiç gelmeyecekti.
Bu bağımsız yargının alanına yasamanın müdahale etmesinden başka bir şey değildir.
Öte yandan kanun değişikliği peşinde koşanların da daha iddianame bile ortaya çıkmadan, yargılama bile başlamadan şike soruşturması çerçevesinde takip edilenlerin suçlulukları ile ilgili peşin bir hüküm içinde oldukları da görülüyor.
Bu durumun yargıyı da olumsuz etkileyebileceğini düşünmek gerekiyor.
Bu en başta şu anda şike soruşturması çerçevesinde tutuklu olanlara ve masumiyetlerini kanıtlama olanağına sahip olanlara karşı yapılmış bir haksızlık olarak görülmeli.