Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Recep Tayyip Erdoğan

CUMHURBAŞKANI adayı ve şu andaki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı tanıdığımda ikimiz de çok gençtik.

Ben Hürriyet’te Genel Yayın Müdürü Yardımcısı’ydım, Erdoğan da Refah Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı idi. Bir gün Hürriyet’e, o zamanki Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök’e ziyarete geldi. Seçimlerden önce adaylar gazeteleri ziyaret ederler, öyle bir ziyaretti işte.
O gün çaylar içilirken şöyle dediğini hatırlıyorum, çünkü hiç unutmadım: “Ben seçimi kazanacağım, iyi bir belediye başkanı olacağıma inanıyorum, çünkü yıllardır bunun için hazırlanıyorum.”
Seçim gecesini çok iyi hatırlıyorum, ablamın doğum günüydü, rahmetli Ömer sağdı, Yasemin daha altı yaşındaydı ve seçim gecesini gazetede geçirmek yerine, onlarla birlikteydim. Divan’da yemek yerken Refah Partililerin kornalar çalarak tura çıktıklarını izlemiştim.
İdeolojik olarak hiçbir zaman Erdoğan ile mutabık olmadım. O başka bir dünyanın insanıydı, ben başka bir dünyanın.
“Durmuş saat bile günde iki kere doğruyu gösterir” diye bir söz var, Erdoğan ile kişisel ortaklığım bundan ibaret oldu.
AB için çalışırken, askeri vesayet ile mücadele ederken, 28 Şubat’ın akıldışı muamelelerine maruz kalırken, yaşadığım kent ve ülke için değerli olduğunu düşündüğüm işleri yaparken onunla mutabıktım.
Mutabık olmadığım konuları zaten biliyorsunuz, tek adam olmak arzusundan, diktatoryal eğilimlerinden, insanların yaşam biçimlerine karışmayacağını bin kere söylediği halde her dakika bunu yapıyor olmasından hazzetmiyorum.
Memleketi kamplaştırmasından, insanları birbirine tahammül edemez hale getirmesinden nefret ediyorum.
Siz okuyucularımdan saklayacağım bir şey yok, zaman zaman yaptığı işler nedeniyle ona oy vermeyi de düşündüm.
Ama dedim ya, ideolojik olarak farklı dünyaların insanlarıyız, durmuş saat gibi günde iki kez doğruyu gösteriyor olması, benim için yeterli değil. Şimdi kendisi cumhurbaşkanı adayı.
Umarım bu güzel ülkemiz için, ailesi için hayırlı olur.
Seçileceğine kesin gözüyle bakılıyor, çünkü memleketi öyle kamplaştırdı ki artık ne yaparsa yapsın ona taparcasına bağlı dev bir kitle var.
Keşke bunu tercih etmeseydi. Belki daha az oy alabilir ama yine de seçilirdi.
Öyle yapabilseydi, bugün kendisine oy vermeyi aklından bile geçirmeyecek insanların da oylarını alabilirdi.
Evet, belki seçilecek ama o kırdığı, ötekileştirdiği insanların kalbini hiç kazanamayacak.
Ülkenin yarısının taparcasına sevdiği, yarısının ölesiye nefret ettiği bir siyasi figür olarak tarihe geçecek.

Selahattin Demirtaş

CUMHURBAŞKANI adayları içinde kendimi en yakın hissetiğim insan Selahattin Demirtaş. Onunla sanıyorum iki sene önce, Aksaray’da bir otelde, bir yemekte tanıştım.
Sonra da bir daha hiç görmedim. Zaten beni tanıyanlar bilirler, bir gazeteci ile bir siyasetçinin arkadaş olmalarını doğru bulmam. Arada her zaman “bir yumruk mesafesini” korumak gerekir.
Benim yaşımdaki Fenerbahçelilerin hemen tümü Brezilya’yı tutarlar ama benim siyasi fikirdaşlarımdan istisnasız herkes maçlarda “zayıf” olanları tutarlar.
Futbol, hayatı taklit eder çünkü.
Ezilen insanların yanında olmak, gerektiğinde onlarla birlikte ezilmeyi göze almak, hiçbir çıkarın olmadan onların haklarını savunmak “sosyalist ahlakın” gereğidir. Memleketimizin Kürtleri çok ezildi. Yakın zamana kadar kendilerini “Kürt” diye tanımlamaları bile suç olabiliyordu.
Silahlı mücadeleye hiç inanmadım, onun için de zaten Türkiye İşçi Partili idim.
Ama şimdi, toplum olarak varlıklarını PKK’nın silahlı mücadelesi nedeniyle kabul etmek durumunda kaldığımız Kürtlerin adayı Selahattin Demirtaş’ın bu çıkışından tuhaf bir mutluluk duyuyorum.
Tuhaf, çünkü her tür aşırı milliyetçiliğin insanlığa sadece acılar verdiğine inanırım ve kendisi açıkça söylemese de bir Kürt milliyetçisi olduğunu düşündüğüm Demirtaş’ın adaylığının, ezilen insanlar için “Biz de buradayız, bizi yok sayamazsınız, varlığımızı kabul edin, saygı duyun” demek anlamına geldiğini biliyorum.
Kim bilir, belki de Demirtaş’ın bu seçimde alacağı oylar, bu güzel ülkede farklılıklarımıza saygı duyarak ve bunu kabul ederek bir arada yaşayabileceğimizi gösterecek tarihi bir olaya işaret eder!

Ekmeleddin İhsanoğlu

CHP ve MHP’nin ortak cumhurbaşkanı adayı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımamın sebebi, gazetelerin promosyon yarışıdır.
Ben o vakit de Hürriyet’te Genel Yayın Müdürü Yardımcısı’ydım, promosyon işlerinden de sorumluydum.
Yine böyle bir ramazan ayıydı, promosyon olarak İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in hayatını anlatan bir eseri vermeyi düşünmüştüm. “Siyer–i Nebi” verilecekse, bunu Doğan Hızlan’ın bilgisi ve onayı olmadan yapmaya aklı olan kimse kalkışmaz, nitekim öyle de oldu.
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun varlığından Doğan Bey sayesinde haberim oldu. O günden sonra da hep saygı duyduğum bir insandı ama onunla da ayrı dünyaların insanlarıydık.
Şimdi “sakin bir güç” olarak cumhurbaşkanı adayı.
İşinin çok zor olduğunu biliyordur, sizler gibi, benim gibi.
Ama bu memlekette bağırıp çağırmadan kendisini ifade edebilecek, kimseyi düşman gibi görmeden herkes ile diyalog kurmaya çalışabilecek birisinin aday olmasını önemsiyorum.
Toprağı bol olsun, Troçki, Doğu toplumlarının özelliklerinden birinin de böyle afra tafralı, şimdinin tabiriyle “karizmatik” liderlere hayran olduklarını, onların peşinden sorgulamaksızın gittiklerini söylemişti.
O karizmatik liderlerin önünde sonunda önce temsil ettikleri sınıfın, sonra o sınıfı temsil eden partinin ve en sonunda da o partinin merkez yönetiminin yerine geçeceklerini anlatmıştı. Stalin ile kavgasının temeli buydu.
Bizim ülkemiz de bir Doğu toplumu. Şu anda geçerli olan “karizmatik” olmak.
Günün birinde bundan vazgeçebildiğimizde gerçek Batılı olabiliriz, bir lideri, havası, karizması için değil, söylediklerine, yaptıklarına göre değerlendirdiğimizde başka bir toplum olacağız.
Kim bilir, belki de Ekmeleddin İhsanoğlu’nun tarihteki rolü, bunun ilk adımını gerçekleştirmek olur.