Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Seçim sonuçları dış müdahaleye açık mı?

EZGİ Başaran, Radikal’de bu hafta yazdığı iki yazı ile seçim sandıklarından gelen sonuçların YSK’da sertifikasız bir yazılım tarafından toplandığını yazdı.

Başaran’ın dikkat çektiği sorunlar şunlar:
Seçim sonuçlarının girildiği veritabanı ve yazılımı Seçsis’in, Ulusal Yazılım Sertifikasyon Merkezi (UYSM) tarafından sertifikasyonu yok. Bu nedenle yazılıma girilen seçim sonuçlarının denetlenebilmesi mümkün değil, değiştirilmeye açık.
Seçsis server’ı da UYAP’ta. Dolayısıyla ilgili mühendislere Adalet Bakanlığı tarafından ulaşılabiliyor.
YSK, “Verileri kriptolu, kurum personelinden başkasının erişimine ve internete tümüyle kapalı bir YSK kurum ağı. Havelsan mühendisleri ile kurumumuzun uzman personelinin ortak çalışması sonucu hazırlanan özgün bir yazılımdır” diyor.
m YSK bünyesinde seçim dönemlerinde veri girişi yapacak personel kadrosu yok. Günlük yevmiye ile istihdam edilen bu personeli çoğunlukla belediyeler sağlıyor.
Başaran
’ın gündeme getirdiği bu konu, çok temel bir sorun ile, seçimlerin güvenliği ile ilgili.
Oya Armutçu’nun haberine göre YSK, Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bu konudaki kuşkuları gidermek için kullandığı sistemi test ettirme kararı da almış.
Bu olumlu bir tutumdur.
Açıklamalardan anlaşılıyor ki sistemin UYSM sertifikası yok, bu eksiklik Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde giderilmelidir.
Seçimden önce de sistemin dışarıdan müdahaleye açık olmadığının denetlenmesi ve herkesi tatmin edecek sonucun açıklanması gerekiyor.

Adil bir seçim olmayacak

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesindeki ikinci yurtdışı mitinglerini Viyana, Lyon ve Paris’te düzenleyecekmiş.
Daha önce de Köln’de bir toplantı düzenlemişti.
Başbakan’ın, Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olacağı, herkesin bildiği ama resmen açıklanmayan bir durum.
Ve şimdi, Başbakan sıfatıyla, devletin olanaklarından yararlanarak yurtdışında oy kullanacak vatandaşlarımıza propaganda gezisine çıkıyor.
Türkiye’de seçimlerde devlet olanaklarının kullanılmasına alıştık. Başbakanlar, bakanlar seçim yasakları başlayana kadar olan süre içinde devletin olanaklarıyla “açılış yapmak, denetlemelerde bulunmak” görüntüsü altında seçim propagandası yapıyorlar.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile birlikte bu durum şimdi yurtdışına da taşınmış olacak.
Seçime doğru Başbakan’ın bu gezilerini ve mitinglerini yurtiçinde de yapacağını göreceğiz.
Elbette bunu engelleyecek bir yasa yok.
Bunu engelleyecek şey, siyasetçinin kişisel vicdanı ve siyas ahlak anlayışıdır ki o da bizimkilerde kolayca bulunabilecek bir şey değil.
Böylece seçimin nasıl bir ortamda cereyan edeceğini de görmüş bulunuyoruz.
İktidar partisine mensup olmayan adayların böyle bir olanakları hiç olmayacak.
Seçim kampanyalarını Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yapacağı bağışlar ile finanse edecekler.
Miting düzenleyecekler, ses düzeni kiralayacaklar, danışmanlarına, kampanya görevlilerine maaş ödeyecekler, mitinglerin güvenliğini sağlayacaklar, afişler, broşürler bastıracaklar, bayraklar yaptıracaklar, uçak, helikopter, otobüs, araç tutacaklar.
Neresinden baksanız 15 milyon liranın altına mal edilemeyecek bir kampanya yürütecekler.
Her bir vatandaşın, iki seçim turu için adaya yapabileceği bağışın sınırı, en yüksek devlet memurunun bir aylık maaş ve ödeneklerinin toplamı kadar olmak zorunda.
Bundan daha fazlasını kabul edemezler, kampanyalarında kullanamazlar.
İşte onun içindir ki evlerde paralar istiflendi, sıfırlana sıfırlana bitirilemedi.
Onun için uyduruk vakıflara yüz milyonlarca dolar tutarında bağışlar yaptırıldı ki vakıfların düzenleyeceği etkinlikler görüntüsü altında seçim kampanyası yapılabilsin.
Bu tabloda, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde adil bir yarış olabileceğine inanan çıkar mı?

Usta’nın aklına yeni gelmiş

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, maden işçilerinin çalışma saatleri ile ilgili yeni yasal düzenlemenin görüşüldüğü toplantıda şöyle demiş:
“Ben o madenlere indim, altı saatten fazla çalışılmaz.”
Bunun üzerine, madenlerde çalışma süresinin altı saat ile sınırlandırılmasına karar verilmiş.
Merak ettim, Başbakan madem o madenlerde altı saatten fazla çalışılamayacağını bizzat kendi tecrübesiyle öğrenmişti, bunu yasalaştırmak için neden 301 işçinin ölmesini bekledi?
Demek ki Soma’daki iş cinayeti olmasaydı, Başbakan’ın gayet iyi bildiği bir konu hiç gündeme gelmeyecekti.
Başbakan, istediği her şeyi kanun haline getirebilecek güce sahip.
Bir torba yasa yapıyorlar, Başbakan’ın istediği her türlü düzenleme o torba kanun içine gece yarısı verilen bir teklifle girebiliyor, Meclis’te kabul ediliyor, Cumhurbaşkanı da ikiletmeden onaylıyor.
Bu nasıl bir “büyük ustalık” anlayamadım!