Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Silahlı terör bitti fikri terör başladı

PKK’nın “silahlı unsurları” 8 Mayıs’tan itibaren çekilmeye başlayacaklar, dileyelim ki bu süreç kazasız belasız atlatılsın, yine başa dönmeyelim.

Çekilme tamamlandıktan sonra işin asıl zor kısmı başlayacak ve öyle görünüyor ki AKP hükümetinin elinde başı sonu belli bir yol haritası da yok. Varsa da bir sır olarak saklanıyor.
Bir yandan elinde silahla dağlarda gezdiği halde “suça karışmamış” kabul edilecek olanlar evlerine rahatça dönebilecekler ama öte yandan aralarında suçlandıkları tek konu bazı haberler yazmak olan gazetecilerin de bulunduğu KCK’lılar hapiste yatmaya devam edecekler.
Bu çelişki nasıl çözülecek, anlayabilmek kolay değil, çünkü hükümet de bu konuda bir plan ortaya koymuş değil.
Bu yapılmadığı gibi süreç ile ilgili her eleştiriye karşı da büyük bir fikri terör estiriliyor.
Sürecin herhangi bir yönüne ilişkin hükümetin hoşuna gitmeyen bir söz söylerseniz, dev bir koro harekete geçiyor: Barış istemiyorsun, kandan medet umuyorsun, terörün bitmesini istemiyorsun vs.
Herkesin hükümet ile aynı fikirde olması gibi bir zorunluluk mu var?
Bu memlekette süreç ile ilgili eleştirilerde bulunmak, bazı kaygıları dile getirmek herkesin hakkı değil mi?
CHP geçenlerde süreç ile ilgili kendi önerilerini getirdi. Hükümetin buna yanıtını duyamadık.
16 maddelik pakette hükümetin itiraz ettikleri nelerdir, hangisinde CHP ile işbirliği yapar, hangi öneriyi birlikte daha da geliştirebilirler? Bunları da bilmiyoruz.
Hükümet hiçbir şey söylemeden herkesin yapılacak olan her neyse onun arkasında olmasını istiyor!
Böyle demokrasi de olmaz, böyle barış süreci de!
Fikrini her açıklayanı terörize etmeyi bırakmanın ve konuşarak herkesin paylaşacağı bir çözüme ulaşmanın zamanı gelmedi mi?

Ayrandan yansıyan görüntü

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan yeni bir gündem yaratma çabası içinde ayrana sarıldı ama bu kez başarılı olduğunu söyleyebilmek mümkün değil.
Çünkü gündemde öyle bir konu var ki bunun tartışılmasını, konuşulmasını önlemek, ikinci plana atabilmek mümkün değil.
Tabii bir nedeni de Başbakan’ın form düşüklüğü olabilir ki bunun kaynağı da sanırım TİME dergisinin en etkili insanlar listesine Fethullah Gülen ve Apo girerken, Başbakan’ın girememiş olmasıdır.
Hem “her şeyi en iyi bilen adam, dünya lideri” diye lanse edileceksiniz ama Fethullah Gülen ve Apo sizin önünüze geçip, listeye girecek! Evet, sinir bozucu bir durum bu, performansı etkileyebilir.
Gerçi şu da var ki Başbakan’ın meseleyi ayran üzerinden döndürüp dolaştırıp 1920 tarihli içki yasağı kanununa getirmesi de önemli bir gösterge.
Ve “barış sürecini” de doğrudan ilgilendiriyor!
Doğrudan ilgilendiriyor, çünkü bir Başbakanımız var. Başkan olmak istiyor. O olmazsa partisiyle ilişkisi kesilmeden Cumhurbaşkanı olmak istiyor ki dizginler eskiden olduğu gibi yine kendi elinde olsun.
Bunun için bir de anayasa hazırlatıyor ki tek adam diktatörlüğünün hukukunu da yaratabilsin.
Ama aynı anayasa, çözüm süreci çerçevesinde “demokratik” de olmak durumunda!
Demokrat olacak, insan haklarını koruyacak ama nasıl olacaksa bunu bir tek adam yönetimi altında yapacak!
O tek adam da o kadar demokrat ki 2013 yılının Nisan ayında 1920 tarihli bir içki yasağı kanununu özlemle hatırlıyor, benzerini yapamadığı için hayıflanıyor!
Sonuç: Ayran gündemi değiştirmeye yetmedi ama ayran vesilesiyle söylediği sözler, kafasının içinde dönüp duran yasakçı yönetim zihniyetini de ele verdi!

Hediyeler şahsa değil, makama

HER yıl olduğu gibi bu yıl da Başkan Obama ve ailesi dahil Amerikalı tüm kamu yöneticilerinin yabancı devlet adamlarından aldıkları hediyelerin bir listesi ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlandı. Eğlenceli bir liste, merak edenler internette bulup, göz atabilirler. (http://www.state.gov/documents/organization/154926.pdf)
Bildiğimiz bütün medeni ülkelerde olduğu gibi Amerika’da da devlet büyüklerine ve devlet memurlarına verilen hediyeler, o kişinin şahsına verilmiş sayılmıyor.
Nedeni çok basit, çünkü hediyelerin makama verildiği varsayılıyor, hediyeyi alan bunu beyan ediyor ve ABD hazinesine devrediyor.
ABD’de başkanlar adına daha sonra kütüphane ve müze yaptırmak âdet olduğundan özellikle başkanlara verilen hediyeler oralarda sergileniyor.
Listeye bakarsanız dört sütundan oluştuğunu göreceksiniz.
Birinci sütun hediyenin kime verildiğini, ikinci sütun verilen hediyenin ne olduğunu ve değerini, üçüncü sütun hediyeyi verenin kim olduğunu gösteriyor. Dördüncü sütun ise hediyenin neden kabul edildiğini açıklıyor ve orada şöyle yazılı: “Kabul edilmemesi hediyeyi vereni ve ABD hükümetini mahcup edeceği için”.
Güzel bir âdet bu ve bizim ülkemizde de bir benzeri var aslına bakarsanız ama uygulandığını daha hiç görmedik.
Bizde de bir kanun ve ona bağlı yayımlanan bir yönetmelik bu işin nasıl yapacağını detaylı olarak anlatıyor ama liste açıklanmıyor. Büyük olasılıkla da hediyenin değeri arttıkça, bu kanuna uymak konusunda sıkıntılar baş gösteriyor olmalı!
Hatırlarsınız bu sütunlarda yıllarca sordum, “Suudi Arabistan Kralı’nın hediyeleri beyan edildi mi” diye ama duyduğumuz şey büyük bir sessizlik oldu.
Bizim kamu yönetimimiz böyledir zaten, işlerine gelmeyen bir konuda açıklama yapmak istemezler, tam siper olurlarsa unutulacağını düşünürler. Düşündüklerinde büyük ölçüde haklı çıktıkları da olmuştur tabii.
Ben kendi payıma hediyeler konusunu unutturmadığımı zannediyorum.
Ve umuyorum ki bugün için kendilerini bu soruların muhatabı görmeyenler de görev sürelerinin sonunda bir liste açıklasınlar.
Çok mu hayalciyim sizce?