Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Sıra ’ulusalcı – milliyetçi’ ilk 11’de!

DÜN Cengiz Çandar’ın “2. Cumhuriyetçilerin ilk 11’i” yazısından hareket ederek yedekleri, PAF takımı, Başkanı ve Teknik Direktörü ile bir 2. Cumhuriyet takımı kurmuştum.

Bazı okuyucular bu takımın maç yapabileceği bir “ulusalcı-milliyetçi takım” kurmamı istediler.

Yani bu radyodaki istek şarkıları gibi bir “istek yazısı”. Ve elbette sadece hep birlikte gülelim diye yazıldı.

“Bu listede neden ben de yokum” diye bana kızacaklar için de söylemeliyim ki oldukça geniş bir kadro içinden seçim yapmanın her zaman zor tarafları vardır. Ve Fatih Terim gibi takımında oynamayan oyuncuları da karmaya almayı düşündüm, kimse kusura bakmasın.

Kaleye Emin Çölaşan’ı koyuyorum. Geri dörtlü Tufan Türenç (Hürriyet), Hikmet Çetinkaya (Cumhuriyet), Emre Kongar (Cumhuriyet) ve Melih Aşık’tan (Milliyet) oluşuyor. Orta sahada hücuma dönük olarak ön libero Mustafa Balbay (Cumhuriyet) ve savunmaya yardım edecek ön libero Mehmet Ali Kışlalı (Radikal) var. Sol açık için Fikret Bila (Milliyet), sağ açık olarak da Yılmaz Özdil (Hürriyet) direkt oynarlar. Tek forvetin arkasında oyun kurucu olarak oyun zekásıyla Bekir Coşkun (Hürriyet) var ki 10 numaralı formayı da ona veriyorum. Ve sol ayaklı bir forvet ile ilk 11 tamamlanıyor: Özdemir İnce (Hürriyet).

Geniş bir de yedek kadromuz var: Deniz Som, Nihat Genç, Ümit Zileli gibi genç oyuncular ilk 11’i zorlayacak kapasitedeler.

Bu takımın başkanı da hiç kuşkusuz Altemur Kılıç. Şener Eruygur da asbaşkan olur diyorum. Teknik Direktör de rakibi dumura uğratabilecek yeni fikirleri denemeye çekinmeyen İlhan Selçuk olmalı.

Acaba bu iki takım arasında, geliri Soros Foundation ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği arasında paylaştırılacak bir maç yapılsa, nasıl olur?

Demokrat maskesi dökülürken

ZAMANIN en iyi yargıç olduğu sözü bir kez daha doğrulanıyor.

Yüzündeki demokrat maskesi, son seçimlerle birlikte dökülenlerden biri de Yeni Şafak’ın çift kimlikli yazarı Fehmitahakorukıvanç!

İki gündür köşesinde herkese saldırıyor!

Önceki gün Anayasa tartışmaları vesile edilerek türban konusunun gündeme getirilmesini “masonik talimatlara” bağlıyordu.

Yazısında bazı gazeteci arkadaşlarımızın mason olduklarını söylüyor ve türban konusunda “sayıları 15 bini geçmeyen bir azınlığın halkın yarısından oy almış iktidarı sarsmayı başardığını” anlatıyor.

Ona göre çoğunluk iktidarına karşı çıkmak için ancak böyle gizli örgütlenmeler gerekiyor demek ki. Farklı düşünmenin, düşündüğünü açıklamanın suçmuş gibi sunulduğu bir anlayış bu.

Dün de sıra, Hürriyet’teki röportajında “Kadınların tehdit değerlendirmesine hak veriyorum” diyen Şerif Mardin’e gelmişti.

Fehmitahakorukıvanç’a göre Mardin bu sözleri “konuşmak istemediği özel hayatı nedeniyle” söylemişti.

Söyleyecek bir söz bulamayınca belden aşağıya vurmak, biliyoruz ki bu çevrenin ortak özelliği.

Belli ki bu konular hiç akıllarından çıkmıyor.

Fikrini söyleyen herkese “iktidar şımarıklığı” ile yaklaşan bu tutum, AKP’nin yükseklerinde “demokratlık” vehmedenlere uyarıcı bir işaret olsun!

İnsan insana kavuştu

DÜN beni en çok eğlendiren haberlerden biri de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, New York’ta, Komor Adaları’nın İslamcı devlet başkanı ile görüştüğü haberiydi.

Doğu Afrika kıyılarına yakın bir ada ülkesi Komor. Osmanlı’da bilinen adı ise Kamer (Arapça ay) Adaları.

Bu buluşma, bazılarımıza “kan çekti” yorumu yaptırabilir ancak bence bu buluşma, “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur” atasözünü doğruluyor.

Temmuz ayında Türkiye’de tatil yapan Devlet Başkanı ile görüşme fırsatı bulamayan Erdoğan ile Komorlu Devlet Başkanı’nın dünyanın öteki ucunda buluşması bana bunu düşündürttü.

Ve şunu da merak ettim: Orada görüşülecek ve Türkiye ile daha çok ilişkisi olan onca devlet başkanı varken, Komor’a nasıl sıra geldi?