Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Sivillerin, sivilleşme ihtiyacı

GENELKURMAY’ın internet sitesinde yayımlanan bildiriden sonraki gelişmeler, Türk demokrasisinin “sivilleşme ihtiyacının” herkesten ve her şeyden önce “siviller için gerekli” olduğunu ortaya koyuyor.

Genelkurmay Başkanlığı’nın bildirisinden sonra “durumdan vazife çıkaranların” ilk eylemlerinin, Ankara’daki cenaze töreni olduğu görülüyor.

Cenaze töreninde atılan sloganların bir bölümüne hákim olan anlayış ve atılan sloganların sözleri sivil bir demokraside yeri olamayacak şeyler.

Askerlerin alkışlandığı, hükümetin bakanlarının yuhalandığı yer bir miting alanı değil, cenaze töreni.

Cenazeye saygı, sadece bizim değil, insanlık tarihinin en eski geleneklerinden biridir ve bir cenaze töreninin bu tür bir gösteriye sahne olması kabul edilemez.

“Hepimiz askeriz, Tayyip’lere yeteriz” sloganı ise başlı başına darbe şakşakçılığından başka bir şey değil.

Hiç kuşkusuz ki doğru duruş “Hepimiz seçmeniz, Tayyip’lere yeteriz” olmalıydı.

AKP hükümetinin terörle mücadele ve Kuzey Irak politikalarını ben de eleştiriyorum.

Ve bunun gereğini bir vatandaş olarak yerine getirme yöntemim belli. 22 Temmuz’da seçim var ve memnuniyetsizliklerimizi orada göstermemiz gerekiyor.

Vatandaşın yapması gereken şeyi askerden beklemesi, her şeyden önce demokrasi kültürümüzün yetersizliğinden, demokrasinin kurallarını yeterince içselleştirememiş olmamızdan kaynaklanıyor.

Bunun da en büyük nedeni demokrasimizin geçtiğimiz 47 yıl içinde sık sık askeri müdahalelerle kesintiye uğraması olmalı.

Bu kadar askeri müdahaleden sonra gelebildiğimiz yer de ortada. Memnun olan askerden bir müdahale daha beklemeye devam etsin!

‘Küçük Amerika’ için bir test!

GEÇEN hafta başında İstanbul’da bir seminer veren “senaristlerin hocası” Amerikalı Robert Mc Kee’den hafta içinde söz etmiştim.

Mc Kee’nin bu seminerde anlattığı konulardan biri de kendi ülkesine yönelik bir eleştiriydi.

Ünlü “hoca” ülkesinde artık sadece homoseksüellerin ve yaşlı insanların el ele tutuştuğunu, romantizmin artık öldüğünü anlatıyordu.

“Bugün Amerika’da bir kadına çiçek, mektup, mesaj yollarsanız polisi arayıp, taciz edildiğini söylüyor” diye anlatıyor.

Bu ülkede artık sokakta gördüğünüz bir minik çocuğun saçını bile okşayamıyorsunuz, çünkü bakıcısı ya da annesi polisi arayıp, sizin bir çocuk tacizcisi olduğunuzu ihbar edebiliyor.

Bunun filmler ve gazete haberleriyle beslenen bir tür paranoyaya dönüştüğünü ve bununla mücadele etmenin artık çok güç olduğunu söylüyor.

Toplumsal paranoyaların, insanların günlük yaşamlarını nasıl bir cehenneme çevirebileceğini bizler de iyi biliyoruz aslında.

Bir düşünün bakalım nelerden çok korkuyoruz?

Ve bu korkumuzun maddi bir temeli var mı?

Ne de olsa burası “Küçük Amerika”, niteliği farklı da olsa toplumsal paranoyalarımız bizim de var.

Ve bu paranoyalar bize nelere mal oluyor?

Haftaya başlarken bunu düşünmek içinizi sıkabilir ama biliyorsunuz ki bu tür şeylerle mücadele edebilmek her şeyden önce sorunun varlığını kabul etmekle başlıyor!

Kıskananlar çatlamasın!

HAFTA sonunda Antalya’da Hıncal Uluç’a rastladım.

Gazeteciliğe başladığım ilk günden beri kendisini tanırım, bir süre aynı evi de paylaştım ve bugüne kadar ağzından Fenerbahçe ile ilgili olumlu bir cümle çıktığını duymadım.

Geleneksel Fenerbahçe-Galatasaray tartışmamız sırasında söz Roberto Carlos’a gelince bana “Hayatımda ilk kez Fenerbahçe’yi kıskandım. Büyüklük böyle olur” dedi.

“Gazeteci olduğumu unutma, bunu yazarım” dedim, “Yaz, herkes bilsin” diye yanıtladı.

Ben de otuz yıllık meslek büyüğümün isteğini kırmadım, sizlere de aktarıyorum: Galatasaraylı Hıncal Uluç, Fenerbahçe’yi kıskanıyor!