Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Siyaset Akademisi’ne ‘ek ders’!

İSTANBUL ’da Aydın Üniversitesi’nin “Siyaset Akademisi”nde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker bir açılış konuşması yaptı.

Mehdi Eker, siyasetin “ulvi” bir görev olduğunu söylüyor.

Eker’in verdiği derste söylediği şu sözler dikkatimi çekti:
“Partimizi kurduğumuz tarihte, Türkiye’de milletvekilleri, Kızılay’a inerken milletvekili rozetlerini çıkarırlardı.”
Böylece Siyaset Akademisi’nde öğrenim gören gençler önemli bir siyaset dersi almış oluyorlar:
Siyaset yaparken gerçekleri değiştirebilirsin, pek de doğru olmayan şeyler söyleyebilirsin, abartma sanatının son sınırlarını zorlayabilirsin!
Bakan Eker ile birlikte şu anda TBMM çatısı altında bulunup da, Bakan’ın sözünü ettiği dönemde milletvekili olanlar eminim kendisine o tarihteki gerçeğin böyle olmadığını söyleyeceklerdir.
Benim de gençlerin yanlış bilgiler edinmesine kalbim dayanmıyor, doğrusunu ben anlatayım!
Türkiye’de milletvekili rozeti, tıpkı bu dönemde olduğu gibi önceki dönemlerde de yakalardaydı.
Çünkü bu rozet önemli bir işarettir! Bir kere size aksilik yapan memurlara ya da trafik polislerine “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” demek gerekliliğini ortadan kaldırır.
Rozeti gören esas duruşa geçer, milletvekilini üzecek hareketlerden sakınır.
Elbette başka avantajları da vardır, yakasına takan o avantajların ne olduğunu bilir, kullanmakta da sakınca görmez. Herkes için demeyeyim ama genel olarak böyledir.
Öte yandan siyaset yapmak bu dünya ile ilgilidir, uhrevi meseleler ile ilgili değil.
Mesleklerden söz ederken bir mesleğin kutsal olduğunu söyleyebiliriz, mesela hekimler için bu kavram sıkça kullanılır.
Ama siyaset bir meslek değildir. Siyaseti profesyonel bir meslek olarak görmek “seçkinci” bir tutumdur. Bu da en başında Bakan Eker’in dersinde söylediği “siyasetin halka dayanması gerektiği prensibi” ile çelişir.
Gençler bunu da akıllarında tutsunlar!

Dedemin İnsanları

ADINI taşıdığım Yakup dedem bir Balkan göçmeniydi. Bugünkü Makedonya’da, Manastır ile Üsküp arasındaki küçük bir köyde doğmuştu. Balkan Savaşı’nın kaybedilmesinin ardından yollarda ailesinin neredeyse tümünü kaybederek İstanbul üzerinden İzmir’e oradan da Akhisar’a uzanan yolculuğu Salihli’de son bulmuştu. 13 yaşlarında, tek başına kalmış bir çocuk!
Aklım ermeye başladıktan sonra bana eski günlerden söz etmeyi severdi. Yollarda yaşadıklarını, bir vatana sahip olmanın önemini anlatırdı. Bütün yaşamı Türkiye’nin, özellikle de Ege’nin değişik yerlerine dağılmış uzak akrabalarını, uzak akrabaların çocuklarını arayarak geçti desem yeridir. Bu yolculuklarından bazılarına ben de katıldım. Bir küçük deftere bulduğu akrabalarının ismini yazar saklardı, Salihli’deki ev dağılınca o defter de kayboldu gitti.
Osmanlı İmparatorluğu’nun sivil nüfusunun dörtte biri Balkanlar ve Kafkaslar’daki etnik kırımlar ve zorunlu göçle eridi. Yaklaşık 5 milyon kişiye karşılık geliyor.
Soramadığımız, sormayı belki de hiç istemediğimiz bir hesap!
Bunu “unutmak isteğine” bağlıyorum daha çok. Balkanlar’dan, Girit’ten, Ege adalarından, Kafkaslar’dan gelip, yeni bir vatana sahip olduktan sonra eskiyi unutma isteği diye düşünüyorum.
Sağlıklı bir rakama ulaşamadım ama kuşkusuz ki Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış göçmenler ve mübadiller bu ülke nüfusunun çok önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Ve biz o insanlar için o kadar az şey yapabildik ki.
Birkaç bilimsel çalışma, birkaç roman, hepsi bu.
Çağan Irmak’ın son filmi “Dedemin İnsanları”nı izlerken dedemi bir kez daha rahmetle andım.
Çetin Tekindor’un oynadığı rolde dedemden izler buldum. Benzeri bir duyguyu, bir cuma namazı dağılırken Üsküp merkezindeki camiden çıkan yaşlı insanları izlerken de yaşamıştım. Filmin verdiği gerçeklik duygusunun ve oyuncuların sahiciliğinin bir sonucu gözlerimin yaşarmasına da engel olamadım. Aslına bakarsanız, buna engel olmak da istememiştim zaten.
Dedemin İnsanları, Çağan Irmak’ın ailesinin mübadele sonucunda Girit’ten göç edişiyle başlıyor ve göçmenlik duygusunun nasıl bir şey olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor.
Bu sözü kim söylemişti şimdi hatırlayamıyorum: “Göç, dönüş bileti olmayan bir yolculuktur.”
Evet, dışarıdan bakınca bir yolculuk kuşkusuz, ama yaşamayan onun ne demek olduğunu büyük olasılıkla asla anlayamaz.
Dedemin İnsanları şimdi bunu anlamamız için bize iyi bir ipucu da veriyor. Bu filmi izlemenizi öneririm.

Bu da bize kapak olsun

KUZEY komşumuz Rusya’da 4 Aralık’ta parlamento seçimleri yapılacak.
Ülke dışında yaşayan Rus vatandaşlarının oy kullanma işlemi pazar günü Alanya’da başladı.
Belediye Kültür Merkezi’nde kurulan sandıklarda Alanya’da yaşayan Rus vatandaşları oylarını kullandılar. Antalya’da yaşayanlar da 4 Aralık’ta oy kullanabileceklermiş. Gazetedeki haberde dünyanın ve Türkiye’nin başka yerlerinde yaşayan Rusların ne zaman oy kullanacakları belirtilmemiş ama onlar için de bir çare düşünülmüştür haliyle.
Bunca yıllık demokrasimizde bizim bir türlü başaramadığımız bir işi serbest seçimli demokrasi geçmişi bizimkine göre çok kısa olan Rusya başarıyor.
Bunun Alanya’da başlamış olması da Time’a değilse bile, demokrasimize kapak olsun!