Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Sorumluluğu yine kimse üstlenmeyecek

BÜYÜK Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun da içinde bulunduğu helikopter, kaza geçirdiğinin öğrenilmesinin üzerinden 24 saate yakın bir süre geçmesine rağmen bulunamadı.

Dün bu yazıyı yazdığım saate kadar da helikopterden bir haber yoktu.

Kazanın meydana gelmiş olması muhtemel yer, uzay değil, bu ülkenin topraklarının üzerinde.

Nereden kalkıp, nereye hangi rotada uçtuğunun bilinemiyor olması da akıl alabilecek gibi değil.

Ortaya çıkıyor ki göklerde dolaşan küçük uçaklar ve helikopterlerin sayısı artmış, ancak takip ve denetim sistemi aynı hızla gelişmemiş.

Bu işin sorumluları her kimlerse bugüne kadar işlerini iyi yaptıklarını söyleyebilecek durumda değiliz.

Ama göreceğiz ki işini iyi yapamadığı için kimse bir ceza görmeyecek.

Herkes aynı koltuğunda oturmaya, sanki bu kaza hiç olmamış gibi davranmaya devam edecek.

Medeniyet, başına gelen olumsuzluklardan ders alma ve benzerlerinin tekrarlanmaması için bu tecrübeden yararlanma ile de gelişir.

Kimse bu işin sorumluluğunu üstlenmeyeceği gibi kimse de bu kazadan bir ders çıkarmak için kılını kıpırdatmayacak.

Bizim kamu yönetimimizin yapısı bu ve ne yazık ki “kamu yönetimi” denilince ülkemizin siyasi partilerinin akıllarına partizanca at oynatılacak iş alanlarından başka bir şey gelmiyor.

Futbol maçına gidiyoruz savaşa değil!

BU hafta sonunda ve önümüzdeki hafta ortasında oynanacak olan Türkiye-İspanya milli maçları nedeniyle televizyon reklamlarına yeni bir hava hákim oldu.

Milli takım sponsorlarının yaptıkları bu reklamların milli takım oyuncularına ve t eknik heyete ne yararı oluyor, anlayabilmek mümkün değil.

Maç öncesinde soyunma odasında yapılan motivasyon konuşmalarına benziyor reklamların söz düzeni.

Yani bu reklam filmleri, maç öncesinde sahaya çıkmadan önce oyunculara gösterilse neden çekildiğini anlayabilmem mümkün olabilir.

Oysa reklamların hedefi bizleriz. Üstelik çocuklar açısından bazı kavramların yanlış tarif edilmesi gibi bir durum da var.

Türklerin ne kadar güçlü olduklarını anlatan, birbirimizle dayanışma içinde her türlü güçlüğü yenebileceğimizi söyleyen hamaset yüklü filmler.

Öte yandan bugünkü halimize bakınca reklamlarda sözü edilen konular ile gerçek de pek uyuşmuyor.

Seçim meydanlarına bakarsanız neredeyse birbirimizin gözünü oymak üzereyiz.

Ülkenin genel ekonomik durumuna bakacak olursak öyle her şeyi başarabilecekmişiz gibi bir halimiz de yok.

Öte yandan bu reklamlar, futbolun sadece bir oyun olduğu gerçeğini de örtüyor gibi geliyor bana.

Spor sahalarındaki şiddet, futbolun karşıt gruplar arasında bir savaş gibi algılanması ve insanların buna göre davranmalarından kaynaklanıyor.

Bunun bir milli maç olmasının ya da sıradan bir lig maçı olmasının bir önemi yok.

Oyun sahada oynanıyor ve ne kazanan dünyanın en önemli işini başarmış oluyor ne de kaybeden bunun utancıyla küçülüyor.

Türkiye’de kazanan ya da kaybedenin sonucu centilmence kabul etmesini en başta savunması ve öğretmesi gereken Futbol Federasyonu’nun, sponsorların bu yaklaşımlarına ses çıkarmıyor olması ise bir başka temel meselemiz.

Türkiye cephesinde yeni bir şey yok

DÜN değişik gazetelerde seçim sonuçlarını tahmine yönelik olarak yapılan araştırmaların sonuçları yayımlandı.

AKP yüzde 51.9 ile yüzde 39.8 arasında değişiyor. CHP için verilen rakamlar ise yüzde 26.4 ile yüzde 22.5 arasında. MHP yüzde 15.7 ile yüzde 13.3 arasında veriliyor.

Verilen oy oranlarının bir değeri yok diye düşünüyorum. Üç aşağı beş yukarı seçimde böyle bir tablo ile karşılaşacağız gibi görünüyor.

Anketler, oy oranlarını yüzde yüzlük bir isabetle tahmin edemeseler bile ortak bir eğilime işaret ediyorlar.

Bu da Türkiye’de siyasette büyük bir kutuplaşma anlamına geliyor.

Liderlerin bu seçim kampanyasını, bir yerel seçim yerine genel seçim havasında yürütmeleri de herkesin mevcut pozisyonunu keskinleştirip sabitleştirmesine neden oldu.

Siyasi partilerimiz, halkın karşısına benzer programlar ve söylemler ile çıkmaya devam ettikleri sürece de böyle olacak gibi görünüyor. Belki zaman içinde iktidar yıpranmasından kaynaklanan etkenler küçük kaymalara yol açabilir ancak toplumdaki bu genel tabloyu değiştirmeye yetmez.

Bu tabloyu değiştirecek olan şey, Türkiye’de yeni bir sol siyasetin halkın karşısına konulması olabilir.

Derin bir işsizliğin olduğu, dar gelirli insanların geleceğe ilişkin umutlarının hızla azaldığı, kronikleşmiş bir eğitim probleminin bulunduğu bir ülkede geniş çaplı oy kaymasını yaratacak olan şey buradan geçiyor.

Ve elbette bütün bu politikayı inandırıcı bir şekilde ortaya koyacak liderlik meselesi de var. Seçimden sonra en çok tartışılacak konulardan biri de bu olmalı.