Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

‘Tarafsız’ demek yetmiyor

DÜN AKP’nin gazetemizde yayınlanan referandum ilanında şöyle deniliyor: “Yargının bağımsız olması yetmez, tarafsız da olması gerekiyor.”

Bunu da Anayasa değişikliğindeki şu madde sağlayacakmış:
“Madde 9– Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Eski maddede “tarafsız” kelimesi yoktu, o ekleniyor ve yargı böylece bağımsız ve tarafsız oluyor!
Kulağa hoş gelse de bunun yeterli olmadığını, mevcut Anayasa’daki hükme rağmen yargı bağımsızlığından bu ülkede çok uzun yıllardır söz edemediğimizden biliyoruz.
Bugünkü Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın “tarafsız” olacağı da yazılı. Uygulanabildi mi?
Bunu yazmak yetmez, Anayasa’da bunu sağlayacak, esnetilmesini engelleyecek mekanizmalarını da kurmanız gerekir.
Yargıçları ve savcıları atayacak, terfilerini yapacak, gerekirse meslekten çıkaracak kurum Hâkimler ve Savcılar Kurulu.
Anayasa değişikliği kabul edilirse bu kurul 13 üyeli, iki daireden oluşacak.
Cumhurbaşkanı’nın seçtiği Adalet Bakanı, bu kurulun başkanı. Adalet Bakanlığı Müsteşarı da “tabii üye” olacak.
Cumhurbaşkanı dört üyeyi de bizzat tayin edecek.
Partili bir Cumhurbaşkanı’nın seçeceği altı üyenin “bağımsız ve tarafsız” olması mümkün mü?
Geri kalan 7 üye ise TBMM tarafından seçilecek.
Bunların üçü Yargıtay, biri Danıştay üyeleri arasından seçilecek. Üç üye de yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilecek.

Şimdi bu yedi üyenin seçim usulüne bakalım:
Bu üyeliklere adaylık için başvurular doğrudan TBMM Başkanlığı’na yapılacak.
Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonu’nun oluşturduğu Karma Komisyon’a gönderecek.
Karma Komisyon, her bir üyelik için üç aday seçecek.
Birinci oylamada üçte iki çoğunluk aranıyor. Bu çoğunluk oluşmadığı takdirde ikinci oylamada bu kez beşte üç çoğunluk gerekiyor. Bu da bulunamaz ise en çok oyu alan iki aday arasından kura çekilerek aday belirleme işlemi tamamlanıyor.
TBMM, komisyonun belirleyeceği adaylar arasında her bir üye için ayrı ayrı gizli oylama yapacak.
Birinci oylamada yine üçte iki çoğunluk gerekli. Bu olmadığı takdirde ikinci oylamada beşte üç çoğunluk aranıyor. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasından kura çekilip üye seçimi tamamlanıyor.
Gördüğünüz gibi aslında üye seçimi, TBMM çoğunluğunun kontrolünde.

Bir uzlaşma çabasına girmeden, önce komisyonda, sonra da Genel Kurul’da seçmek istedikleri adaylara en çok oyu vermek ve sonra onlardan birini kurayla tayin etmek mümkün.
Yani dün Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in dediği gibi HSK üyeliklerine TBMM’nin yapacağı seçimde “nitelikli çoğunluk” aslında aranmıyor.
Partili Cumhurbaşkanı, 6 üyeyi doğrudan, 7 üyeyi de Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak bizzat seçiyor.
Böyle bir kurulun “bağımsız ve tarafsız” olabilmesi mümkün mü?
Bu kurul, sonra Yargıtay üyelerini, Danıştay üyelerini, adli yargı hâkim ve savcılarını atayacak.
Böyle oluşmuş bir kurulun tayin edeceği yargıçlar ve savcılar ne kadar “bağımsız ve tarafsız” olabilirler, bunu da bugünkü düzenimizden biliyoruz.
Siyasi etkiye açık kurulun iki dudağının arasında kalan hâkim ve savcı, kendisini ne kadar “bağımsız ve tarafsız” hissedebilir?
MİLLETİN DENETİMİ 5 YILDA BİR!
CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa değişikliği ile bir tek adam rejimi kurulacağına yönelik eleştirileri yanıtladı ve “Böyle bir sistemde kim tek adamlığa cüret edebilir? Diyelim ki Cumhurbaşkanı nefsine yenildi, yoldan çıktı, gerçekten tek adamlık yapmaya kalktı. Her şeyden önce bu kişinin yakasına kim yapışır? Bu dünyada millet yapışırdedi.
Ama şöyle bir sorun var ki millet ancak beş yıldan beş yıla bunu yapabilir. Bir kere seçip Saray’a gönderdiğini denetleyebilmesi, beş sene süreyle mümkün değil.
İşte onun için başkanlık sistemlerini kuran anayasalar bunun önlemini alır.
Denge ve kontrol sistemleri bunun için gereklidir. Güçler ayrılığının önemi bundan ileri gelir.
Bakın Amerika’da, Trump “yoldan çıktı” ve bazı Müslüman ülke vatandaşlarının ülkesine girmesini yasakladı.
Bizdeki sistem olsaydı, buna “dur” diyecek kimse ortalıkta olmayacaktı. Ama orada kontrol ve denge mekanizmaları var.
Mahkemeler, bu hatalı kararın uygulanmasını durdurdu, yoldan çıkanı yola geri çevirdi.
Amerika’da başkanın yaptığı bütün atamalar, halkın temsilcisi olarak Senato’nun denetimine tabi.
En son olarak bir yüksek yargıç atamasında ilgili komisyondaki sorgu, televizyonlardan canlı olarak da yayınlandı ki millet, ne yapılıyor, başkanın tayin etmek istediği adam nasıl birisi öğrensin.
Bizdeki sistem olsaydı, başkan adamı tayin edecekti, yanlış bir atama yapmış olması durumunda milletin onu doğru yola çevirmesi için 5 yıl beklemesi gerekecekti.
Diyebilirsiniz ki Senato’da, başkanın partisi çoğunlukta, başkan yine de istediğini yapar.
Hayır, yapamaz. Kongre üyeleri gevşek bir parti disiplini ile hareket ederler. Partinin “ak” dediğine “kara” diyebilirler, kimse de onların bir daha seçilmelerini engelleyemez.
Oysa bizde partili Cumhurbaşkanı, partisinin milletvekili adaylarını kendisi belirleyip aynı anda seçilecek.
Yani Cumhurbaşkanı’nın sözünden çıkmaya cesaret edemeyecek bir Meclis çoğunluğu olacak.
Ve bu Meclis, Cumhurbaşkanı’nın hiçbir işlemini denetleme yetkisine sahip değil.
Ne bakanlarını atamasına karışabilir, ne yardımcılarını seçmesine.
Valileri, büyükelçileri, bütün yüksek bürokrasiyi Cumhurbaşkanı seçer, Meclis’in söz hakkı yoktur.
Onun için diyoruz ki, bu Anayasa değişikliği, bir tek adam yönetimi yaratır, otoriter bir rejim olur.