Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Tek parti devleti!

Gazetelerde listeler halinde milletvekili olmak için görevinden istifa eden önemli bürokratların isimleri yayınlanıyor.
Bunlar tabii meşhur olanları, gazetelerin ilgi alanında olup, politikaya heves edenleri.
“Asıl listenin” çok daha kabarık olacağını biliyoruz.
Bu yeni bir durum değil.
Ben bildiğimden beri her genel seçimden önce önemli bürokratlar siyasete atılmak için görevlerinden istifa ederler.
Genellikle istifaların çoğunluğu iktidar partisinden aday olmak içindir ama arada valilerin, emniyet müdürlerinin, müftülerin, değişik kurum yöneticilerinin muhalefet partilerinden aday olmak için istifa ettiklerine de rastlardık.
Bu seçime kadar!
Farkında mısınız bilmiyorum ama görevinden istifa eden bütün bürokratlar, iktidar partisinden aday olmak istiyorlar.
CHP’den, MHP’den, HDP’den, diğer partilerden politikaya girmeye hevesli bir tane vali yok, kaymakam yok, yüksek bürokrat yok.
AKP bu 12 yıllık iktidarında bürokrasiyi o hale getirmiş ki adeta bir “tek parti devletine” dönüştürmüş.
“Tek parti” döneminin bütün bürokratlarının CHP’li olması gibi yani!
Çok partili hayata geçtiğimizden beri geride kaldığını zannettiğimiz bir devir!
Belli ki bürokraside bir yerlere gelebilmenin ilk koşulu liyakat değil, partizanlık olmuş.
“Bizdendir, bizden değildir” ayrımı bürokrasinin “altın kuralı” haline gelmiş.
Efkan Ala ve Erich Fromm
İçişleri Bakanı Efkan Ala, geçen gün Erich Fromm’un “Özgürlükten Kaçış” isimli kitabından “faydalandığını” söyledi.
Ala, bunu söylerken, medyanın otokontrol ve otosansür ile ilgili davranışlarını değerlendiriyordu.
Fromm, bu kitabında Nazizm ve İtalyan faşizminin nasıl olup da kitlesel destek bulabildiğini anlatıyor.
İnsanların özgürleştikçe, bağımlı hale gelme isteklerine dikkat çekiyor ve şöyle yazıyor:
“İnsanlar aniden özgürleştiğinde derhal yeniden kendilerini esir edecek liderler seçerler.”
Fromm’a göre çağdaş insanın “kendi söyledikleri ve düşündüklerinin çoğu”, aslında herkesin düşünüp, söyledikleridir.
Kendine özgü fikirlere sahip değildir. Farklı olmaktan korkar. Bu nedenle de özgürlüklerin yeni “düşmanlarının” farkında olmaz.
Şöyle yazıyor: “Kendi dışımızdaki güçlerden kurtulup özgürleşmenin hayranlığını yaşarız ama içimizdeki kısıtlamaları, zorlanımları, korkuları, yani özgürlüğün geleneksel düşmanlarına karşı kazandığı zaferlerin önemini azaltan yeni düşmanları görmeyiz.”
Ala, bu kitaptan gerçekten faydalandıysa, bugün üyesi olduğu hükümetin gerçekleştirmeye çalıştığı şeyin de ne olduğunun farkında olmalı.
Ve bunun kitleleri nasıl etkilediğinin de!
“Askeri vesayetten kurtulduk, özgürleştik, özgürlüğün geleneksel düşmanlarından kurtuluyoruz” derken bu kazanımları yok eden yeni düşmanların farkında değiliz.
“Olağanüstü hali biz kaldırdık” diyenlerin, adı olağanüstü hal olmayan “güvenlik paketleri” ile toplumu yeni bir cendereye sokma isteklerinin de çoğunluk farkında bile değil.
Ve o paketin de en büyük savunucusu Ala’dan başkası da değil!
Ne dersiniz, Ala, Fromm’un kitabından gerçekten yararlanmış, değil mi?
HDP, Apo, Erdoğan ve komplo!
Komplo teorilerine inanmak, bizim gibi toplumların genel özelliklerinden biri.
Solcu ya da sağcı, dindar ya da ateist fark etmiyor, bu konuda genel bir eğilim var.
Son zamanlarda sıkça duyduğum bir komplo teorisi de HDP’nin bağımsız olarak seçimlere katılma kararı ile ilgili.
Komplo teorisi iki taraflı çalışıyor.
Birincisine göre, HDP seçimlere barajı geçemeyeceğini bildiği halde parti olarak girerek, AKP’nin Anayasa’yı istediği gibi değiştirebilmek için ihtiyaç duyduğu milletvekilliklerini kazanmasını sağlayacak.
Çünkü Apo ile Erdoğan anlaştı!
İkincisinde sonuç aynı yere çıkıyor; barajı geçtiği vakit de AKP ile anlaşarak Anayasa’yı, Erdoğan’ın istediği gibi değiştirmeye destek olacak, çünkü Apo ile Erdoğan anlaştı!
Bir an için bu komplo teorisinin gerçek olduğunu düşünelim.
Erdoğan’ın nasıl bir Anayasa yapmak istediğini biliyoruz.
Her türlü denge ve fren mekanizmasından kurtulmuş bir başkanlık sistemi istiyor.
Tek başına ülkeyi kararnamelerle yönetecek. Nasıl bir ülke ve toplum hayal ettiğini de zaten biliyoruz.
Peki Kürtlerin bundan ne çıkarı olacak?
İstedikleri “demokratik haklar”, böyle otoriter bir yönetimde elde edilebilir mi?
Bir ülkenin bir bölümünde demokrasi, öteki bölümünde otokrasi olabilir mi?
Diyelim ki Apo ile Erdoğan anlaştı, ülkeyi bölecekler, herkes kendi keyfine bakacak.
Peki Erdoğan, gelecek seçimde bunun hesabını nasıl verecek?
Erdoğan’ın egosunda bir kişinin, elindeki koca ülkenin bir bölümünü verip, keyfine bakabilmesi mümkün mü?
Kompo teorileri, insanı düşünme zahmetinden kurtarır, onun için de inananı her zaman çoktur.
Ama iki dakikalık bir düşünce seansı, çoğu zaman herşeyin göründüğü gibi olduğunu da ortaya koyabilir.