Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türkiye ikinci kümeye mi düşecek?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın, türbanlı eşi ve çocuklarıyla birlikte Çankaya’ya çıkma kararının yaratacağı sonuçlardan biri de, Türkiye’nin Avrupa’daki karşıtlarının ellerinin güçlenmesi olacak.

Türkiye’nin aslında Arap dünyasının bir parçası olduğu, Batı’ya değil de Doğu’ya ait olduğu görüşü bu hareketle birlikte güçlenecek.

Bunun ilk işaretlerini Batı basınında görmek mümkün.

Der Spiegel Dergisi’nin Erdoğan ile yaptığı söyleşide sorulan soruların içeriği bunu gösteriyor.

Röportajı yapan muhabir ısrarla Erdoğan’ın “Arap ligine katılması, İran ile ilişkileri güçlendirmesi ve Suudi Arabistan ile kardeş halklar olarak aynı kültürün parçası olduğumuzu söylemesi” üzerinde duruyor.

Erdoğan’ın yanıtları ise yuvarlak, kaçamak ifadelerden ibaret ve soruların altında yatan gizli niyetin Başbakan tarafından algılanamadığını gösteriyor.

Die Welt’te yayımlanan “Yeni İslam burjuvazisi” başlıklı bir haberde de şöyle deniliyor: “Türkiye bir parçalanmanın eşiğinde. Kemalist elitin karşısında demokratikleşme diyen ama İslam’ı kasteden yeni bir tabaka var.”

Türkiye’nin dışardan göründüğü gibi olmadığını bizler biliyoruz ama dışarıya yansıtılan görüntünün Huntington’un “medeniyetler çatışması” tezlerinin bir kanıtı olarak kullanılmaya başlandığı da çok açık.

Öyle görünüyor ki Erdoğan eğer cumhurbaşkanı olursa bu durum Türkiye ile ilgili algıları da tamamen değiştirecek.

Deyim yerindeyse “ikinci kümeye düşeceğiz”.

Ağar ve Mumcu’nun yapması gereken

MEHMET Ağar ile Erkan Mumcu’nun seçimlerden önce birleşme yolunda önemli adımlar attıklarını gazetelerde okumuşsunuzdur.

Siyasi parti birleşmeleri, matematikteki gibi her şart altında “1+1=2” sonucunu vermez.

Birleşen siyasi partilerin nasıl bir rüzgár yaratacakları sonuçta etkili olur ki bu da eski kadroların bir araya gelmesi ile sağlanamaz.

Ağar ve Mumcu, bu birleşmenin seçmen sayısında bir çarpan etkisi yaratmasını istiyorlarsa yapacakları şey çok açık: Yıpranmamış, tükenmemiş yeni yüzleri seçmenin karşısına çıkarmak ve yeni bir ekonomik program ortaya koymak.

DYP’nin geleneksel siyasi tabanını oluşturan Anadolu köylüsünün durumu gerçek anlamda felaket!

Tarımda istihdam son bir yılda 1.5 milyon kişi azaldı. Bu, köylünün tarım yolu ile geçinemez hale geldiğini gösteriyor.

Aynı şekilde geçmiş beş yılda esnaf ve sanatkárların durumlarının giderek kötüye gittiği de bir gerçek.

AKP ise geçmiş ideolojik saplantılarından bir türlü kurtulamadığı ya da kurtulmak istemediği için bu kitleler için bir merkez sağ alternatif olamadı.

DYP ve ANAP’ın önünde önemli bir seçim fırsatı var ve bu fırsatı kullanabilmeleri ancak halkın karşısına yepyeni yüzler ve programla çıkmaları ile mümkün olabilir.

İzmir’i İzmir yapan özellik

KALDER İzmir Şubesi’nin düzenlediği bir panele katılmak için dün İzmir’deydim.

Havaalanından kente gelirken yol üzerinde dikkatimi çeken tek şey binaların balkonlarına, pencerelerine asılmış bayraklardı.

Türk bayrağının üzerinde bir de kalpaklı bir Atatürk fotoğrafı vardı. İzmir sanki “kırmızı-beyaza” boyanmıştı.

Toplantı salonunda konuştuğum İzmirliler, Ankara’daki mitinge İzmir’den 25 bine yakın katılım olduğunu söylediler. Bir örgüt tarafından organize edilmemiş, kendi paralarıyla yola çıkmış insanlarmış çoğunluğu.

Bir sanayici “İşte İzmir’in hükümet tarafından neden cezalandırıldığının nedeni de budur. Ama bu bedeli ödemeye değer” diye açıklıyor bu durumu.

İzmir, dışardan öyle görünmese de Türkiye ekonomisinin en önemli sanayi kenti.

Kişi başı sanayi üretimi ve yarattığı katma değer açısından uzak ara önde ama kamu yatırımları açısından en sonlarda geziniyor.

Limanın özelleştirilip, geliştirilmesi hálá askıda, ülkenin büyük kentlerine bağlanan yolları yetersiz ama yine de İzmir, kendi gücüyle ayakta kalmayı başarabiliyor.

İzmir’in geleceği açısından Expo’nun alınması gerçekten çok önem taşıyor. Eğer, hükümet geleneksel “İzmir’i cezalandırma” politikasını terk eder ve bu işe destek olursa İzmir çok önemli bir açılım yaratabilir.

İşim gereği Anadolu’nun değişik kentlerinde birçok panele ve konferansa katılıyorum. Salondaki izleyicilere bakınca aradaki fark hemen görülüyor.

Anadolu’nun birçok kentinde bu tür toplantılara katılan kadınlar iki elin parmaklarına zor ulaşırken, İzmir’de salonun yarısı kadınlar tarafından doldurulmuştu.

İzmir’i, İzmir yapan en büyük özellik de sanırım bu.