Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Fidan’ın istifası ve Hasta Bina Sendromu

Hakan Fidan’ın, MİT Müsteşarlığından istifasının Cumhurbaşkanı’nın arzusu hilafına gerçekleştiğine inanan çok kimse yok.
Herkes bu işin altında bir “bit yeniği” arıyor ve Fidan’ın istifasının Cumhurbaşkanı’na rağmen gerçekleşemeyeceğini düşünüyor.
Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarının bir “kandırmaca” olduğunu iddia edenlere bile rastlıyorum.
Önce şunu söyleyeyim:
Bugün Türkiye’deki politikacılar içinde aklına ilk geleni rahatça söyleyebilecek tek siyasi figür Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değil.
Canı ne isterse, istediği her yerde rahatça söyleyebiliyor.
Anayasa’yı, yeminini çiğneme pahasına, döviz fiyatlarını oynatma pahasına bunu yapabiliyor.
Dolayısıyla Fidan için de aynı şeyi yapıyor.
Eğer istiyor olsaydı, onu da açıkça söylerdi, “ben istedim” ya da “ben izin verdim” diyebilirdi.
Bu nedenle Fidan’ın istifasının gerçekten Cumhurbaşkanı’ndan kaynaklanmadığını düşünüyorum.
Öte yandan bir gerçek daha var:
Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ister istemez eskisine göre yalnızlaştı.
Başbakan ve parti genel başkanı olarak daha geniş bir çevre içindeydi, Saray’a taşınınca ister istemez nispeten de olsa soyutlandı.
Canı nereye isterse oraya gidiyor, orada izzet ikram, saygı görüyor ama Başbakanlık kadar değil.
Sonunda dönüp dolaşıp Saray’ın duvarları arasına giriyor ve o büyüklük içinde kendini yanlız hissediyor.
Bu nedenle Fidan’ın istifasına biraz da kırgın:
“Bundan sonraki süreç Sayın Başbakan’a ait olan bir süreçtir. Yerine kim gelecekse Sayın Başbakan teklif yapar. Biz de onar ya da onamayız” diyor ki
Başbakan’a bu konuda biraz “surat yapacağınının” işaretini de veriyor.
Kavganın en önemli anında yalnız bırakıldığını düşünüyor ve yalnızlaşmaktan duyduğu sıkıntıyı şöyle vurguluyor:
“Bizim Paralel yapıyla mücadele esnasında neler yaşadığımız, neler çektiğimiz, her şey ortada. Böyle bir ortamda böyle bir tabloyla karşı karşıya kalmayı ben asla doğru bulmam. Tek kişi dahi kalsam ben bu mücadeleyi sonuna kadar sürdürürüm.”
Sorun dediğim gibi esasen Saray’a yükselmiş olmasından kaynaklanıyor, kendisini eskisi gibi hissetmiyor hatta iddialı olacak belki ama “hasta bina sendromu” belirtileri bile var diyebilirim.
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı’nın açıklamalarına göre Beştepe Sarayı’nda çalışan herkes böyle bir risk altındaymış.
Buna “hasta bina sendromu” adı veriliyor.
Binada yoğun bir manyetik alan olduğu biliniyor.
Sarayda 81 asansör, 3 bin kamera, sayılarını bilemeyeceğimiz kadar çok “GSM baz istasyonu”, kablosuz internet vericisi çalışıyor ve bunların yarattığı manyetik alan, bina sakinlerini olumsuz yönde etkileyebiliyor.
Nitekim bina içindeki bitkilerin sürekli kuruduğu biliniyor.
Dünya Sağlık Örgütü “hasta bina sendromunda” görülen semptomları 5 kategoride listeliyormuş: “Göz ve boğazda tahriş, baş ağrısı, baş dönmesi, hafıza kaybı, kaşıntı, astım benzeri semptomlar, koku duyusunda değişiklikler.”
Reklam cıngılındaki gibi yani: Herkese bir haller oluyor!
Gerçi Cumhurbaşkanı kendisine bir “Lokman Hekim”i danışman yapmıştı, hatırlayalım.
Hazırladığı bitkisel kürlerle tanınan biyoteknoloji ve mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, Saray’da Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak çalışıyor.
Sarı kantaron ve papatya çayının, sinir sistemini etkileyerek, ruh durumunu düzelttiğini bir yerlerde okumuştum.
Bir denenmesinde yarar var, belki Fidan’ın bu “ihanetinin” yarattığı sinir bozukluğuna da iyi gelir!
Meclis dinlenme yeri mi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “maiyetindeki” gazetecilere Fidan’ın istifa izni almak için kendisine geldiğini şöyle anlattı:
“Kendileri artık yorulduklarını söyleyerek, burada daha fazla devam edemeyeceklerini söyleyerek maalesef böyle bir adım atmayı uygun buldular ve bu adımı attılar.”
İlginç değil mi?
Fidan, “orada” çok yorulmuş ve talip olduğu görev milletvekilliği!
İnsan yorulunca dinlenmek için tatile gider, dağa çıkar, denizde yüzer, ovada yayılır vs.
Hadi bilemedin eve kapanır, uyur, kitap okur, televizyonda polisiye film seyreder, kafasını boşaltır.
Sonuç olarak sırtında taş taşımıyor, yorgunluk zihinsel olmalı, zihin yorgunluğu da işlere bir süre ara verip, tatil yapmakla giderilebilir.
Ama Fidan, yorulunca milletvekili olmak istiyor!
Şöyle mi düşündü acaba: “Milletvekilliği dediğin nedir ki, kaldır parmak, indir parmak! Dört yıl keyfime bakayım, iyice dinleneyim!”
İsviçre’den para getiren bakan
HSBC Bankası’nın İsviçre’deki şubesinde 3 bin 105 Türkün toplam tutarı 3,5 milyar doları bulan hesaplarının olduğu ortaya çıktı. Şimdilik bu isimler kimlerdir bilemiyoruz.
Bu haberi okurken aklıma, Mehmet Baransu’nun Taraf’ta yazdığı bir yazı geldi.
Baransu şöyle yazmıştı: “AK Partili bir ismin 2004 yılında İsviçre’ye neden gittiğini, gelirken yanında bulunan valizde kaç milyon dolar olduğunu, bu paranın Türkiye’ye neden getirildiğini de doğrusu merak ediyorum.”
Ben bu köşede bir kaç kere sordum, bu adam kimdi diye, yanıt alamamıştım. Bu konuda verilen bir soru önergesine Adalet Bakanı, “bakanlık olarak bu konuda yapabilecekleri bir işlemin olmadığı” şeklinde yanıt vermişti.
Acaba, özel uçakla gidip, bavulla milyonlarca doları İsviçre’den alıp getiren kimdi?
O para oraya nasıl gitmişti, nereden kazanılmıştı, neden geri getirilmişti?