Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Unutma ki dünya fani!

AKİL insanlar heyetinden Fuat Keyman, geçen gün AKP’nin Başkanlık Sistemi’nin anlatıldığı bir toplantıya katılmış, izlenimlerini Milliyet’e yazdı.

Keyman’ın demokratikleşme, sivil toplum, Türkiye’de devlet–toplum ilişkileri gibi konularda çok sayıda yayınlanmış eseri var, önemli bir akademisyen.
Keyman, AKP’nin “başkanlık sistemi” önerisini hazırlayan ekipten Prof. Dr. Yavuz Atar’ı dinlemiş ve şöyle yazıyor:
“Eğer Atar’ın açıkladığı biçimde Başkanlık sistemi Türkiye’nin sistemi olursa, gerçekten Türkiye’nin geleceği için ciddi kaygılar duymamız gerekir”.
Meğerse AKP’nin “Türk usulü başkanlık sistemi” diye sunduğu şey ikisinin karışımı olan “parlamenter başkanlık sistemi” imiş!
Siyasal’ın birinci sınıfında, Siyaset Bilimine Giriş dersinde böyle bir şeyi duymuşluğum var, Duverger’in bir fantezisiydi. Belli ki bizim AKP’lileri etkilemiş, dünyada etkilediği ilk siyasi heyet de bunlar olsa gerek!
Böylece yeni bir sistemimiz olacak: Türk usulü parlamenter başkanlık sistemi!
Bu icadın niye çıkarıldığı belli: Recep Tayyip Erdoğan’ı tek yetkili diktatör yapmak!
Meclis’i o seçecek, kanunları o çıkaracak, yargıçları o atayacak, ülkeyi o yönetecek, her şeye karar verecek, kimseye hesap vermeyecek vs.
Onun da hoşuna gidiyor bu tabii.
Ama dün Hulki Ağabey’in cenaze namazını kıldıran imamın söylediklerini bence bütün AKP’liler de dinlemeli.
İmamın doğru bir şekilde tespit ettiği gibi hepimiz günün birinde o taşın üzerinde yatıyor olacağız!
Bugün Recep Tayyip Erdoğan için sistem dikip biçmek belki sizlere iyi geliyor olabilir ama unutmayın ki bir faniden söz ediyoruz.
Bugün onun için uygun olanın, yarın bir başkasının elinde ne hale gelebileceğini de bir kere olsun düşünmenizde yarar var.

Asıp kesenlerle övünme geleneği

DÜN temeli atılan üçüncü köprünün adını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül açıkladı:
“Tarihimizle övünen, Osmanlı devletini çok daha büyüten, imparatorluğumuzu cihanşümul bir imparatorluk haline getirmekte çok fetihlere adımları olan ve Mukaddes Emanetleri bize emanet eden bu büyük sultanı, padişahı bu şekilde daima yâd etmek, anmak ve ona da saygı ve şükranlarımızı bir tarih bilinci içinde göstermek için bu ismi hep beraber verdik. Bundan sonra inşallah üçüncü köprü de Yavuz Sultan Selim Köprüsü olarak seslendirilecek”.
Benim için sakıncası yok ama bana sorsalardı ve ille de bir padişah ismi vereceğiz deselerdi, Muhteşem Süleyman’ı önerirdim, hem televizyonda dizisi bile var, şu aralar en meşhuru o.
Ne bileyim, Itrî, Şair Nedim gibi bir isim koyamazdık sanırım, atalarımız içinde daha çok asıp kesenlerle övünmeye alışkınız çünkü.
Oysa atalarımız içinde bilimde, sanatta önemli işler yapanlar da vardı ama onların ismi hiçbir yere verilmiyor.
Bu Yavuz Sultan Selim dedemiz de biraz eli kanlı bir adamdı.
Yavuz Sultan Selim, bu topraklarda askeri darbe ile iktidara gelen ilk devlet adamımızdır. Hem de Kırım Hanı kayınpederinin gönderdiği yabancı askerlerin de yardımıyla!
Böylece devlet geleneğimize uygun bir isimlendirme olmuş, hayırlara vesile olsun inşallah.
Alevi katliamı ile de suçlanır ancak bazı tarihçiler bu kanaati paylaşmıyorlar, ben bir şey söyleyebilecek durumda değilim bu konuda, varsa günahı boynuna.
Ama yine de İstanbul’a en güzel eserleri kazandırmış Mimar Sinan’ın ismi o ucube camiye değil de bu esere verilseydi, daha iyi olmaz mıydı?

Cevabını herkesin merak ettiği soru

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, salı günleri yaptığı “millete ayar verme” konuşmasında şöyle bir söz de söyledi:
“Şimdi ben tabii ‘şaribül leyli ven nehar bir nesil istemiyoruz’ dedim neler neler yazdılar. Yazın bakalım nereye kadar yazacaksınız”.
Bunun üzerine “neler neler yazanlar”ın sayısı çok değil, aralarında ben de varım.
Böyle e–postalar sıkça alıyorum.
Bir bölümü yazdıklarıma kızıyor, “Suyun ısınıyor, bakalım nereye kadar yazacaksın” diye soruyor.
Bazıları yazdıklarımı beğeniyor, onlar da “Acaba daha ne kadar yazabileceksiniz” diye endişe ile soruyorlar.
Okuyucuların böyle şeyler yazmalarında bir sorun yok, ben nasıl düşündüklerimi yazıyorsam, onlar da yazabilirler.
Ama okuyucuların hemen hepsi biliyor ki Türkiye’de sırf Başbakan’ı kızdıracak görüşler yazan yazarların işleri tehlikeye girebilir, örnekleri çok, son örneği de Hasan Cemal oldu.
Elbette Başbakan’ın da düşündüklerini söylemek hakkı var, kendisine yönelik eleştirileri yanıtlar. Halk da hepsini dinler, kendince haklı ya da haksız bulur. Bir demokraside olması gerektiği gibi!
Sorunumuz Başbakan’ın eleştirilere açıklayıcı yanıtlar vermekten çok sonuçları olabilecek çıkışlar yapmayı tercih ediyor olması.
Çünkü artık hepimiz biliyoruz ki Başbakan’ın bir kere tepesi atınca karşısında durabilmek o kadar kolay değil ve Türkiye’de basın özgürlüğünün tehdit altında olmasının sebebi sadece yasalar değil, böyle bir nedeni de var.
Bir ülkede Başbakan “Yazın bakalım nereye kadar yazacaksınız” derse fikir özgürlüğünden, düşündüğünü ifade etme özgürlüğünden o kadar da hazzetmiyor demektir.
Başbakan’ın sorduğu sorunun yanıtını ben dahil herkes merak ediyor, böyle bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilebilir mi?