Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yasama yetkisine tecavüz eden edene

BAŞBAKAN Yardımcısı Cemil Çiçek, dünkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra çok önemli bir Anayasal problemimize işaret etti.

“7. maddeye göre yasama yetkisi devredilemez. Ortada böyle bir sorun var. Bu sorun sadece AK Parti’nin sorunu değil, bir demokrasi sorunu. Kuvvetler ayrılığının günümüz koşullarında ne ifade ettiği sorunu. Bu karardan sonra kuvvetler ayrılığı kalmış mıdır, bunun netleşmesi lazımdır. Türkiye’de demokrasi nereye gidiyor, standardı ne, bu tartışılmalı.”

Cemil Çiçek’in ve AKP’nin “kuvvetler ayrılığı” meselesini, Anayasa Mahkemesi’nin son iptal kararından önce hatırlamasını isterdim.

Sadece AKP değil, CHP, MHP ve öteki partiler için de aynı şey geçerli.

Eğer, “kuvvetler ayrımı” meselesi geçmişte akıllarına gelseydi ve gerekleri yerine getirilseydi, bugün Anayasa Mahkemesi’nin durumunu ve verdiği kararı da konuşmuyor olurduk.

“Kuvvetler ayrımı” derken, üç Anayasal güç arasındaki sınırlardan, yani yasama, yürütme ve yargı arasındaki “ayrılıktan” söz ediyoruz.

“Yargının yasama yetkisine müdahalesinden” yakınıyoruz, bu doğru da olabilir. Ama unutmamalıyız ki artık “yasama” ve “yürütme” arasındaki bir ayrılıktan da söz edemiyoruz.

Yasama organı da, yürütme organı da esasen tek kişinin ağzına bakan, onun bir işaretiyle oturup öteki işaretiyle kalkan bir görünüm arz ediyor.

Bir “ayrılık” değil, “aynılık” söz konusu ve bunu yaratan da Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) bugünkü yapısı.

Parti liderliğini bir kere ele geçirenin, ölene kadar orada kalmasını sağlayan, parti içindeki demokrasiyi yok eden ve TBMM’yi parti liderlerinin kuklaları ile doldurmaya yarayan bir sistem bu.

Anayasal sistemimizin tıkanmasının en önemli nedeni bu ve AKP’lisi de, CHP’lisi de, MHP’lisi de bunu halkın gözünden kaçırmaya çalışıyor.

Bu krizi aşmak için yeni bir yasal çerçeve gerekiyorsa, ele alınması gereken konulardan biri de bu olmalı. SPK’nın demokratikleştirilmesi ve partilerin lider sultasından kurtulmasını sağlayacak önlemlerin alınması şart.

Çünkü sorun sadece yasama ile yargı arasında değil.

Yasama ile yürütme arasında da ciddi bir “güçler ayrılığı” sorunu var ve yasama yetkisine “yürütmenin” de ciddi bir tecavüzü söz konusu.

PROVOKASYON ÖRGÜTLERİ YİNE DEVREDE

ANAYASA Mahkemesi’nin iptal kararının ardından, siyasal İslamcı kesimde sayıları bir hayli fazla olan meczupları “harekete geçirmek için” özel bir provokasyon kampanyası da yürürlüğe sokuldu. Malum gazeteler, yargıçlara gözdağı vermek için elbirliğiyle bu kampanyayı sürdürüyorlar.

Diğer yandan da “sivil toplum kuruluşu” kılığına sokulmuş provokasyon odakları faaliyette.

Bu konuda dikkat çeken bir de örgüt var: Danıştay saldırısından önce, Danıştay’ın türban ile ilgili kararı için protesto gösterileri yapan İlim ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV) yine sahneye çıktı örneğin.

Anayasa Mahkemesi önünde izinsiz gösteri yapmalarına polisin seyirci kaldığı bu örgüt, Danıştay bahçesinin parmaklıklarına astığı siyah türbanı bu kez Anayasa Mahkemesi’nin önüne bıraktı. Örgüt, internet sitesinde de şöyle sesleniyor: “Yargı, İslam’ı yargılayamaz, cüppeli darbeye direneceğiz.”

Sitede Anayasa Mahkemesi, İslam’a ve İslami değerlere saldırmakla da suçlanıyor ve üyeler hedef gösteriliyor.

Bu örgüt “vakıf” statüsünü nasıl kazandı, izaha muhtaç bir durum.

Anayasa Mahkemesi üyelerini hedef göstermeleri ve izinsiz gösteri yapmaları ile ilgili nasıl bir takibata maruz kaldılar, bunu da merak ettim.

İçişleri Bakanı ve vakıflardan sorumlu bakandan bir yanıt gelirse, sizlere de iletirim.

MİLLİ İRADE ’VEKİLLER UYURKEN’ TECELLİ ETMİŞ!

PARLAMENTO çoğunluğunu elinde tutan partinin hangi üyesi ağzını açsa “yasama yetkisinin” yüceliğinden söz ediyor.

Evet, parlamenter demokrasilerde bu yetki, gerçekten yüce bir yetkidir.

Ve yetkiyi kullananların da bu yüceliğin gerektirdiği ciddiyet içinde olmaları beklenir.

Bugün Hürriyet’te okuyacağınız bir haber, bu yetkinin hangi ciddiyetle kullanıldığını gösteriyor.

Bir gece yarısı, alelacele çıkarılan 5174 sayılı Odalar ve Borsalar Kanunu’na göre, oda ve borsalarda genel sekreter olabilmek için “zimmet, kaçakçılık, rüşvet, hırsızlık” gibi suçlardan hüküm giymiş olmak gerekiyor.

Konu şaka kaldıracak bir şey olsa “Günün gereklerine göre bir kanun çıkmış işte” deyip geçebilirdik tabii.

Ama iş öyle değil.

TBMM, yasama yetkisini “patron öyle emretti diye” kullanmaya başlayınca böyle oluyor işte.

Milletvekili çoğunluğu, hangi kanuna oy verdiğini bile bilmeden parmaklar kalkıp iniyor ve oluyor sana “milli irade”.

Bir de Cumhurbaşkanı’nın durumu var burada.

Hatırlayacaksınız, kendisi kanunları hızla onaylama nedeni olarak “Daha TBMM komisyonlarında görüşülürken kanunlar inceleniyor” diyordu.

Artık bu nasıl bir inceleme ise çok basit bir yazım hatası bile görülememiş!