Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yetmeyen yetkiler yüzünden neyi yapamadınız?

GAZETELERİN yazdığına göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından birisi, “başkanlık sistemine geçiş” için uzun süredir çalışıyormuş.

Belli ki Başbakan da çalışmayı her aşamasında takip etmiş, sorulan soruya hiç duraksamadan yanıt vermiş olmasından bunu çıkarıyorum.

Ama bu kadar çalışmaya rağmen, yine de meseleyi biraz hafife alıyor gibi geldi bana.

Bu iş öyle “Anayasa’yı değiştiririm, hop diye başkanlık sistemine geçerim” ile bitmez.

Bu kahvehane sohbetlerinde mümkün olabilir, ancak gerçek hayat ona benzemez.

Belli ki Başbakan, sonu belli olmayan bir “açılım” sözü ortaya attığı gibi, başını sonunu fazla karıştırmadan şimdi de “Başkanlık sistemini” ortaya atıyor.

İstediği şey aslında tam anlamıyla bir başkanlık sistemi değil sanıyorum.

Sadece seçmenine karşı sorumlu olan, dar bölgelerde seçilmiş milletvekillerinin olduğu bir düzende, bugün sahip olduğu gücün yarısını bile zor kullanabileceğini unutuyor.

Bugün elindeki güç, en sıkı başkanlık rejiminde başkanın sahip olduğu yetkilerden daha fazla!

Milletvekillerini tek başına seçiyor, partisini istediği gibi yönetiyor, Cumhurbaşkanı aracılığıyla YÖK’ü, üniversite rektörlerini, yargıyı belirliyor. Sadece adı
“bağımsız kuruluş” olan bütün düzenleyici kurumlar iki dudağının arasında.

Daha ne yetkiye ihtiyacı var, anlayabilmek zor.

Bir başka televizyon sohbetine çıkıp, bugün elindeki yetkilerin neden yetersiz kaldığını, hangi işi isteyip de başaramadığını anlatsa, niyetini daha iyi anlayacağız.

Ama korkarım, o niyeti hepimiz biliyoruz, o da zaten bunu açıkça dillendirmek istemiyor!

Durmak yok, konuşmaya devam!

HÜKÜMET yetkililerinin ağzından “Kürt açılımı, demokratik açılım” sözlerini duymamızın üzerinden koca bir yaz ve kış geçti. 2 ay sonra, bir yılı tamamlayacağız.

Gazetecileri, aydınları toplayıp, bir “arama konferansı” tadında başlayan açılımın “koordinatör bakanı” bile var, ama kendisi hâlâ ortada yok.

Bir süredir de memleketin sinema oyuncuları, yazarları toplanıyor ve “açılım” anlatılıyor.

Oysa “koordinatör bakan” kısa, orta ve uzun vadeli önlemler ile terör sorununun çözüleceğini, herkesin temel insan haklarına sahip olacağını açıklamıştı.

Ama atılan hiçbir adım da yok.

“Açılımın ilk önemli adımı” diye sunulan, “taş atan küçük çocuklar meselesi” bile hâlâ gündeme gelmedi.

Bu gidişle geleceği de yok.

Başta Başbakan, hükümet yetkilileri “Bu iş sonu nereye varırsa varsın yapılacak” diye ilan ettiler ama bırakın sonunu, başını bile göremedik .

AKP sözcüleri her fırsatta partilerinin seçim sloganını tekrarlıyorlardı, “Durmak yok, açılım konusunda da yola devam” diye.

Belli ki yola sadece “konuşarak” devam edilecek.

Başı sonu belli olmayan bir açılım sözünü ortaya atmış olmanın, memleketi ne kadar gerdiğinin farkına varmamış olduklarını söyleyemeyiz elbette.

Ama artık bunca konuşmadan sonra ciddi bir şeyler işitme hakkına sahip değil miyiz?

Tehlikeli bir ruh hali

İNGİLİZ yayın kuruluşu BBC, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 28 ülkede 30 bin kişilik bir araştırma yapmış, çıkan sonuç: Türkler, kimseyi sevmiyor!

ABD’yi neden sevmediğimizi anlamak kolay: Bush sonrası gelişmeler!

İngiltere’yi de sevmiyor olmamız anlaşılabilir bir şey, “kırmızı ceketliler” çocukluğumuzdan beri bizde iyi bir imaj bırakmadı.

Rusya’yı sevmiyor olmamızın da tarihsel nedenleri olmalı.

Fransa’yı sevmiyor olmamızın da kolayca tahmin edilebilecek nedenleri var.

Ama mesela Japonya’yı neden sevmediğimizin bir açıklamasını bulamıyorum.

Bu insanlarla tarih boyunca hiçbir çatışmamız olmadı, tam tersine hep dost kaldık. Şimdi de otomobillerini, müzik setlerini zevkle kullanıyoruz.

Almanya’yı niye sevmiyoruz, bu da benim için bir muamma. Orada üç milyon küsur Türk yaşıyor, bilmem ne kadar evlilik oldu, Alman birliğinin sağlanmasından beri de genellikle müttefik olduk.

Pakistan’ı çocukluğumdan beri hep “kardeşimiz” belledik, ama meğerse onları da sevmiyormuşuz. Neden?

Pakistan’ı sevmiyorsak, Hindistan’ı neden sevmiyoruz, kolay anlaşılabilir bir durum değil. Bugüne kadar ne problemimiz oldu onlarla?

Tarih boyunca hiçbir çatışma yaşamadığımız Kanada’yı da sevmiyormuşuz. Belki Celine Dion yüzünden olabilir!

Belli ki “Türk’ün, Türk’ten başka dostu yok” sözü, zaman içinde “Türk’ün, Türk’ten başka sevdiği yok” şeklini almış.

Bu durum sağlıklı bir ruh haline işaret etmiyor ne yazık ki.