Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Avrupa'nın Türk göçmen korkusu: Cehalet ve ırkçılık

 Avrupa Birliği liderlerinin 17 Aralık’ta Türkiye ile ilgili olarak verecekleri karara temel oluşturacak “taslak belge” dün gazetelere de yansıdı.

Benim bu “taslak belge”de dikkatimi çeken şey, “işgücünün serbest dolaşımının daimi şekilde kısıtlanması”nı öneren bir cümle oldu.
Bu cümle bana Annan Planı’nın referanduma sunulma sürecinde çok konuşulan “derogasyonların kalıcı olup olmayacağı” tartışmalarını hatırlattı.
Kafa karışıklığı
Sizler de hatırlayacaksınız Annan Planı, Kıbrıs’ın kuzeyine yerleşmek isteyecek Rumların sayısını kısıtlayan ve bunu 19 yıllık bir süreç içinde kademeli olarak serbest bırakan hükümler içeriyordu..
Türkiye, o tarihte bu hükümlerin “kalıcı” olmasını istiyordu. Buna Avrupa Birliği’nin verdiği yanıt da AB’nin temel felsefesinin ve hukuk düzeninin “kalıcı derogasyonlara” olanak tanımadığıydı.
Şimdi aynı isteğin, yani “işgücünün serbest dolaşımını kısıtlayan bir kalıcı derogasyonun” AB tarafından Türkiye’nin önüne sürülmek istenmesi, Avrupa’nın nasıl bir kafa karışıklığı ve ruh durumu içinde bulunduğunu da ortaya koyuyor.
AB ülkelerinin birçoğu Türkiye’nin AB üyeliğinin büyük bir göç dalgasına dönüşmesinden endişe ediyor.
Ama Avrupa’nın gerçekleri bambaşka..
Dünkü The Times (Londra) gazetesinde yayımlanan bir haber, önümüzdeki 50 yıl içinde Avrupa Birliği nüfusunun bugünkünden 100 milyon kişi daha az olacağını anlatıyordu.
Göç olmazsa olmaz!
Habere göre, şu anda Avrupa Birliği ülkelerine her yıl 600 bin göçmen geliyor. Eğer bu göçmenler şu ya da bu nedenle gelmezlerse, AB nüfusu önümüzdeki 50 yıl içinde 139 milyon kişi azalacak.
The Times’ın haberi bu tablonun sosyal güvenlik sistemleri açısından oluşturabileceği tehlikeye de dikkat çekiyor. Çalışabilir yaştaki nüfusun azalmasının yarattığı bu tehlikeyi önleyebilecek tek şey, kontrollü de olsa göçün devam edebilmesi.
Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayanların kendi gerçeklerine ne kadar yabancı olduklarının bir başka örneği de, dün Reuters tarafından Berlin’den geçilen bir haberdi.
Bunun anlamı ‘yıkım’
Allensbach Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, Almanların yüzde 46’sının en büyük korkusunun yabancı göçü olduğunu ortaya koyuyor. Aynı araştırmanın 1999 yılı sonuçlarında bu oran yüzde 40’tı.
Araştırma, yabancı göçü korkusunun Almanların en büyük üç korkusundan biri olduğunu da ortaya koyuyor.
Frankfurter Allgemeine Zeitung’un haftalık İngilizce edisyonunda (F.A.Z. Weekly – 30 Nisan 2004) yayımlanan bir haberi kesip saklamışım.
Haberde Berlin’deki bir enstitü tarafından yapılan çalışmanın sonuçları var: Eğer bir dış göç tarafından beslenmezse Almanya’nın nüfusu önümüzdeki 100 yıl içinde 24 milyon kişi azalmış olacak.
Bunun Federal Alman sosyal güvenlik sistemleri için bir yıkım olacağı öngörülüyor. Doğumların azalması ve ortalama insan ömrünün uzaması, yakın bir gelecekte çalışan çok küçük bir kitlenin çok büyük bir nüfusu beslemesi sorununu ortaya çıkaracak.
Ortalama ömür uzadığı için insanlar daha uzun süre emekli maaşı alacaklar ama buna karşılık çalışan nüfus azaldığı için toplanan sosyal güvenlik primleri bu nüfusa yetmez hale gelecek.
Bir güzel kampanya şart
Araştırmanın sonuç cümlelerinden biri de şu: “Demografik eğilim açıklıkla gösteriyor ki, Almanya gelecekte çok daha fazla göçmene ihtiyaç duyacak.”
Görülüyor ki, Avrupa’nın “Türk göçmen korkusu”, Avrupa’nın “gerçeklerinden” kaynaklanmıyor.
Yüzyıllardır “öteki” olarak tanımladıkları bir halkın şimdi “içeriye” girecek olmasından duyulan ırkçı bir korku bu..
AB halklarına bunu anlatacak geniş kapsamlı bir kampanyaya ihtiyaç var.