Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Baykal zaten bunu istiyordu

  N ormal şartlar altında dikkatimi çekecek hiçbir özelliği yoktu.. Küt kesilmiş kahverengi saçlar, minik uçuk pembe bir gözlükle perdelenmiş ela olduğunu tahmin ettiğim gözler, orta boy, ince bir beden..

Bu yirmilerindeki İtalyan kızını Simi sokaklarını dolduran yaşıtlarından ayırıp, dikkatimi çekmesine neden olan şey giydiği turkuvaz tişörtten başka bir şey değildi aslına bakarsanız..
Üzerinde “kommandante” Che’nin resmi bulunan bir pamuklu tişört..
Bugüne kadar binlerce kere gördüğüm, klasik bir Che Guevara portresi..
Arkadaşları ile birlikte Manos’un lokantasında oturuyordu, hemen arkamızdaki masada..
Manos’tan dün de söz etmiştim. Zaten Simi’ye gidip de Manos’un kim olduğunu anlamamak mümkün değil.
Bitmek bilmeyen bir enerji, insana parmaklarını yedirten lezzette pişirilmiş deniz mahsulleri ve Manos’un sempatik halleri.. Türk şarkılarıyla, Yunan şarkılarının birbirine karıştığı mükemmel lokanta..

Telefon zili tanıdık
Sözünü ettiğim İtalyan kız, arkadaşlarıyla derin bir sohbet geliştirmişti ki cep telefonu çaldı.. Bir zamanlar benim de telefonum onunki gibi “Pembe Panter” çaldığı için dikkatimi çekti..
Kız telefonu açtı, bir çığlık attı ve masadan fırladı..
O andan sonra yaklaşık 45 dakika süreyle sahilde bir ileri bir geri yürüyerek telefonla konuştu..
Simi’ye tatile gelmiş, üzerinde Che’nin resmi bulunan bir kız gecenin o saatinde arkadaşlarıyla birlikte olduğu masayı terk edip, sahilde ileri – geri yürüyerek kiminle konuşuyor olabilirdi?

Olsa olsa aşktır
Che nedeniyle bunun bir ihtilal görüşmesi olduğunu düşünebilirdim, ama eminim değildi.. O saatte o kızı masadan kaldırıp, el kol hareketlerini de ihmal etmeden telefonda konuşturtan şey aşktan başka bir şey olamazdı. Roma’da, Milano’da, belki de Firenze’de şu ya da bu nedenle kalmış bir sevgili..
Belki tatilden hemen önce küsülmüş, kız tatile gidince oğlanın aklı başına gelmişti..
Belki oğlan o saatlerde başka bir kızla çıkmaya kalkmış, vicdan azabıyla kıvranarak daha sonra telefona sarılmıştı..

Kim bilir?
Bizim derdimiz bize yeter!
Gecenin o saatinde Simi’de cep telefonuyla bitmek bilmeyen konuşmalar yapan üç kişiydik aslında.. Aynı kaldırım üzerinde ileri geri yürüyüp telefonla konuşan, her karşılaşmalarında da birbirinin gözlerine doğru bakıp “anlıyorum senin derdini” diye gülümseyen üç kişi..
İsmini bilmediğim İtalyan kız, Ertuğrul Özkök ve Mehmet Yılmaz..
Ama zavallı kız bizim derdimizin başımızdan aşkın olduğunu nereden bilsin? O da bizim sevgililerimizle konuştuğumuzu zannediyor olmalıydı..
Oysa bu iki erkeğin telefonda konuştukları aslına bakarsanız ikisi bir arada bir incir çekirdeğinin yarısını zor dolduracak şeylerdi..
Derviş ne yaptı? İsmail Cem, Kemal Bey’e ne dedi? Baykal samimi mi? İkisi birleşir mi? Ve daha buna benzer bir sürü abukluk!

Plan tuttu
Bu yazı yazıldığı sırada Derviş, YTP ile yollarının ayrıldığını açıklıyordu. Derviş’i bir çelişki içinde gördüm. Bir yandan YTP’yi sosyal demokrat bir parti olarak gördüğünü söyledi, daha sonra sorular aşamasında da YTP’nin solda değil sağda birlik aradığını vurguladı.
Eğer YTP böyle ise, sağcı bir parti ise, Derviş bugüne kadar YTP ile niye vakit geçirdi? Yoksa bu İsmail Cem ve arkadaşlarına atılan bir son dakika kazığı mıydı?
Derviş dünkü açıklamasıyla siyasi geleceğini de tümüyle CHP’ye bağlamış oldu. Baykal’ın nasıl gerçekleşeceğini asla açıklamadığı bir birleşme davetiyle, YTP alternatifini sildi.
Oysa Baykal bütün oyun stratejisini en başından beri YTP ile Derviş’in yollarını ayırmak üzere kurmuştu. Ne Derviş’in ne de YTP lideri İsmail Cem’in siyasi zekâları bu planı boşa çıkarmaya yetti.