Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Çatışma çalış!

 Bazı okuyucular karamsar olduğumu yazıyorlar. Şu ‘bizim kuşak maçı kaybetti’ iddiam nedeniyle… Maçı kaybetmek açık bir ifade. Yenilgiyi anlatıyor. Bugünün Türkiye’sine baktığımda hissettiğim şey bu.

Yüzölçümü olarak da, nüfus olarak da büyük bir ülkede yaşıyoruz.
Sınırsız değilse de kaynaklarımız var. Altyapısı büyük ölçüde tamamlanmış bir ülke burası. İyi okullarımız var. Yurtdışında eğitim görmekle kalmayıp, master, doktora yapanların sayısı her yıl katlanarak artıyor.
Adriyatik’ten başlayıp Çin Seddi’nde sona eren büyük coğrafyada çok dolaştım. Oralarda yaşayan uzak akrabalarımız için bu ülkenin nasıl bir çekim merkezi olduğunu biliyorum.
Bugün Türkiye’de yaşayan bir insan için New York ne ifade ediyorsa, İstanbul’un sadece adının bile oralarda yaşayan insanlar için aynı şeyi ifade ettiğini gördüm.

Hayalimiz bile hayal
Bütün bunlara rağmen Türkiye daha önce de yazdığım gibi en basit orta sınıf hayaline bile izin vermeyen bir ülke oldu.
“Bir ev, bir otomobil, çocuklar için iyi okullar, kısa da olsa iyi bir tatil” diye özetleyebileceğimiz bu hayal, nüfusumuzun önemli bir bölümü için gerçek bir “hayal” bile olamıyor.
Toplumsal kültürümüz sayesinde akraba – arkadaş dayanışmasının en iyi örneklerini vererek yaşamaya çalışıyoruz.
Ne zaman sıkıntılı günler yaşasam gözümün önüne Kurtuluş Savaşı yılları geliyor. Her şeyini kaybetmiş bir ulusun yeniden dirilme mücadelesi.. Bu bana dayanma gücü veriyor.
Yokluklar içinde kıvranan ama yılmayan bir halkın büyük direnişi..
Yıkılan bir imparatorluktan genç bir Cumhuriyet’in kurulmasına kadar geçen süre içinde koca bir kuşak kaybettik.
Cumhuriyet’i kuran dedelerimiz de ‘gün yüzü’ göremediler. Kendilerini feda ettiler ve bugün ‘her şeyi olan bir ülke’ yaratmayı başardılar.

İki seçeneğimiz var
Şimdi fedakarlık sırasının bizim kuşağımızda olduğunu düşünüyorum. ‘Maçı kaybettik’ yargımın gerisinde bu yatıyor. Ama bizim kuşağımızın kaybını, gelecek kuşakların kazancına dönüştürmek de yine bizim elimizde. Her zamankinden daha çok çalışmak zorundayız.
Giderek artan sayılarda işsiz kalıyoruz. Fabrikaların, işyerlerinin kapandığını görüyoruz.
Bu durumda iki seçeneğimiz var: Ya bunu eski alışkanlıklarımızla bir çatışma vesilesi olarak görüp çocuklarımızın geleceklerini de yakacağız, ya da bu zorluktan çatışma değil, işbirliği ve dayanışma çıkaracağız.
Bizim kuşağımızın geleneklerinde uzlaşma yok. Çatışma bir bakıma temel kültürümüz. Dünyanın nasıl değiştiğini görüp bundan vazgeçebilirsek, belki çok sıkıntı çekeceğiz ama çocuklarımızın, torunlarımızın hayatlarını kurtarabileceğiz.
Karamsarlığım son günlerde okuduğum sendikacıların, politikacıların demeçlerinden kaynaklanıyor.
Gerçek durumumuzun farkında olmadığımızı düşündürtüyor bunlar bana..
Eski alışkanlıklarımızı değiştirme yolunda önemli bir direnç bu…
Umarım ben yanılıyorumdur.