Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

CHP, önce kimliğini netleştirmeli

  İçişleri Bakanlığı’nın dernek faaliyetlerine daha geniş bir serbestlik sağlanması için yayınladığı genelgeye, CHP’den gelen tepki oldukça düşündürücü.
Türkiye, çok uzun yıllar dernek kurmanın serbest, derneklerin faaliyetlerinin ise özenle sınırlandırıldığı bir ülke oldu.

Avrupa Birliği ile son dönemece yaklaşırken, hükümetin bir bakanlığının, kendi örgütüne uyum yasalarının çerçevesini bir kez daha hatırlatmasına CHP’den gelen tepki “Gençlerimiz tarikatların kucağına itiliyor” şeklinde..
Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinde daha serbest olabilmelerine olanak sağlayacak genelgeye karşı çıkmak sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir parti için herhalde en son düşünülecek şey olmalı..

Yapılacak şey belli
Eğer derneklerde yasalara aykırı olarak gizli örgütlenmeler yapılıyorsa, gençler bu gizli örgütlenmeler aracılığıyla rejim düşmanı akımların militanı haline getiriliyorsa bunun için yapılacak şey bellidir:
Böyle eylemler içinde olan kuruluşları takip etmek, sorumluları cezalandırılmaları için mahkemelerin karşısına çıkarmak..
Savcılıklar ve emniyet teşkilatı bunun için görev yapıyorlar.
Böyle bir tehlikeyi önlemenin yolu daha geniş bir yasaklama getirerek demokratik hakların kullanılmasını toptan sınırlamak değildir.

Muhalefet olsun diye..
CHP’ye de daha geniş bir demokrasiyi savunan bir parti olarak düşen görev, özgürlüklerin kullanımının rejim için bir tehlike oluşturup oluşturmadığını ciddi olarak denetlemek ama bunu yaparken de antidemokratik uygulamaları savunur duruma düşmemektir.
CHP’nin Avrupa Birliği’ne uyum için atılan adımların çoğunda böyle bir paranoya içinde olduğunu görüyorum.
Programında daha geniş özgürlükler isteyen bir parti, sırf muhalefet etmek amacıyla temel felsefesine tamamen aykırı görüşleri dile getirebiliyor.

Duruşunu tanımlamalı
Kurultaya yaklaşırken CHP’nin önce kendi sosyal demokrat duruşunu iyice tanımlaması gerekiyor.
Bu Deniz Baykal’ın tek liste arzusundan da, Kemal Derviş’in ikinci adamlık tutkusundan da, Erol Tuncer’in genel başkanlık adaylığından da daha önemli..
CHP, parti içinde demokrasi kurallarını işletmekte zorlandığı gibi ülkenin demokratikleşmesine yönelik adımlar karşısında da tavrını net olarak ortaya koymakta zorlanıyor.
Sorun parti yönetimindeki tek tek kişilerin kimliklerinden değil, CHP’nin bir sosyal demokrat parti olarak kimliğini netleştirememesinden kaynaklanıyor.

Böyle olmamalıydı
Sosyal demokrat bir parti her şeyden önce kurultayına böyle gitmemeliydi.
Partinin değişik organlarında hazırlanacak ve önümüzdeki dönemde izleyeceği temel siyaseti belirleyecek raporlar, teşkilatın her aşamasındaki kongrelerde tartışılmış olmalıydı.
İlçe teşkilatlarından itibaren bu tartışmalarda oluşturulacak ortak görüş çerçevesinde hazırlanacak raporların kurultaya gelmesi, partinin en üst organının da bunu bir temel politik belge haline getirmesi gerekirdi. Bu temel politik belge aynı zamanda yeni seçilecek yönetime hangi politikaların izleneceğine ilişkin olarak verilmiş bir direktif niteliği taşıyacaktı.
Bunların hiçbiri yapılmadı.

MHP örneği dururken
Ana muhalefet görevini de yürüten sosyal demokrat partinin kurultayı kimin seçileceğine, genel başkanın kimleri isteyip, kimleri istemediğine indirgenmiş oldu.
CHP’nin muhalefetinin “tepkisellikten” bir türlü kurtulamıyor olmasının temel nedeni budur.
Bunun sonuçlarının ne olabileceğini merak edenler, MHP’nin yaşadığı seçim çöküşünün nedenlerini de bir kere daha incelemeliler.