Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kaya dibinde açmış bir çiğdem

 Dilek Yıldırım 5 yaşında. Siirt’in Meydandere köyünde doğdu, orada yaşıyor.. Dalgalı sarı saçları, yüzünün neredeyse yarısını kaplayan iri mavi gözleri, pırıl pırıl dişleriyle, kocaman gülümseyen dudaklarıyla henüz “istatistiklerde” yer almıyor.

Türkiye’de okuma çağına geldiği halde okula gönderilmeyen, resmi rakamlara göre 600 bin, gayri resmi rakamlara göre bir milyon kız çocuğu var..
Dilek de bu dev “istatistikte” bir küçük rakam olacak iki yıl içinde..
Sıcak evlerimizde oturur, çocuklarımızın ders yapışını seyrederken, bir gazete ya da televizyon haberinde duyacağımız bir “sayı” ile anlatılacak bütün öyküsü: Türkiye’de okuma çağına geldiği halde okula gönderilmeyen şu kadar kız çocuğu…

Babası okula göndermeyecek
Dilek’in fotoğrafı bilgisayarımın fonundan bana bakıyor iki gündür.
Her baktığımda Ceyhun Atuf Kansu’nun, bir köy öğretmeninin anısı için yazdığı şiirden bir mısra hatırlıyorum:
“Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer..”
Gizli, sessiz, bakımsız ama kokusu eşsiz bir çiçek..
Dilek bugün bu sayfada yer alan fotoğrafıyla “bir gün için şöhret” olacak belki..
Sonra unutup gideceğimiz bir ayrıntı..
Aklımızda sadece iri mavi gözleri, insanın içine ferahlık veren gülüşü kalacak belki..
Belki o bile kalmayacak.
Dilek’in babası onu okula hiç göndermeyecek..
Adını yazmayı, şiir okumayı, toplama – çıkarma yapmayı hiç öğrenemeyecek.
Tıpkı annesi gibi..

Kız çocuk doğurursa…
Dilek’in babası onu okula göndermeyecek, çünkü köylerinde okul yok.
Köyün erkek çocukları topluca yakınlardaki bir okula gidiyorlar..
Köyün kız çocukları ise yaşıtları olan erkek çocuklar okula giderken evde oturacaklar..
Su taşıyacaklar, yerleri süpürecekler, bulaşıklara yardım edecekler, kendilerinden küçük kardeşlerine bakacaklar.
Biraz büyüdüklerinde de evlendirilip, evden gönderilecekler..
Aynı işleri bu kez kaynanasının evinde yapacak Dilek..
Çocukları kendisi gibi kız olduğunda da içinden sessiz bir feryat kopacak.
Dışa hiçbir zaman vuramayacağı, kimselere duyuramayacağı bir acı çığlık..
Dilek’in kız çocukları da okula gidemeyecek çünkü..
Hiçbir zaman öğretmen, hemşire, ebe, mühendis, doktor, gazeteci, reklamcı, avukat olamayacaklar..
Onların kaderleri böyle yazılmış çünkü.
Bugün, bu sayfadaki fotoğrafında gördüğünüz gülüşünden eser kalmayacak.
İri mavi gözleri, sessiz bir acıyla küçülecek..
Artık bu kaderi değiştirme zamanımız gelmedi mi sizce?
Onlar için yaratabileceğimiz bir tek şans yok mu?
Birkaç gündür okuyucularımdan aldığım mektuplar, okula gönderilmeyen kız çocuklarının bu kötü talihlerini yenmek için bizlerin yapabileceği bir şeyler olup olmadığını soran cümlelerle dolu..
Milliyet, şimdi bu yaraya ilaç bulmaya soyunuyor. İlacı hep birlikte bulacağız!
Topluma karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek için.
Kaya diplerinde açan, eşsiz çiçeklerin solup gitmemesi için..